Reklamı Kapat

Devlet ifsad ve zulüm ederse -1-

İnsan emaneti (Ahzab/72) yüklenerek yeryüzünü imar (Hud/61), adalet (Hadid/25) ve ıslah için hilafetle (Bakara/30) görevlendirildi. Ruhlar âlemindeki sözleşmesine uyarak geçici dünya hayatını Rabbi Allah-u Teala’nın rızasına uygun İslami/güzel bir hayat sürdürecek, emirlerine ve yasaklarına riayet edecek. Rahman (c.c.) dünyada da mutlu olabilmemiz için kitapları, peygamberleriyle güzel bir hayat tarzı için gerekli olan hukuku/düzeni/dini (İslam), yolu bildirmiş, göstermiştir.

Halife, kul olarak kendi hevasına, aklına göre değil de vahye/kitaba, peygambere göre insanları yönetecek ki insan aradığı mutluluğa erişebilsin. Halife devlet başkanı olarak tağutlaşmayacak, temel değerleri/hakları (din, hayat, akıl, nesil, mal, vb.) koruyacak... Allah’ın hükümlerine göre insanları yönetecek. Din korunmadan öteki hak ve değerler korunur mu? Halife dine teslim ile haddini aşmadan hizmet edecek... Çünkü zaten din, devlettir. Devlet dine göre teşkilatlanmıştır. Egemenlik de Allah-u Teala’nındır. İslam da Allah-u Teala’nın teklif ve tavsiye edip, bize bildirdiği ilahi/özgün, evrensel, benzersiz, eşsiz, eksiksiz, fazlasız, yanlışsız, kusursuz ekmel bir düzendir, yoldur, hayat tarzıdır.

Yeryüzünde adalet, iman, ıslah, saadet de ancak İslami nizamla sağlanabilir. İfsad projeleri yürüyor (BİP, BOP, AB), ıslah projemiz D-8 niçin donduruluyor?

Beşeri/insanın ürettiği, uydurduğu, düzmece ilkeler, kurallar, görüşler (tüm izmler) kusurlu, eksik, yanlışlarla, çelişkilerle dolu olup, adalet ve barışa değil, zulüm ve çatışmalara, ifsada götüren batıl dinler/düzenler/yollar/hayat tarzlarıdır. İdeolojiler, arzı imar yerine tahrip, ıslah yerine ifsad edegelmişlerdir. İşte manzara: Tek kelimeyle “zulüm egemen”.

Bizde Selçuklu, Osmanlı hilafetlerinde dünyada imar, ıslah, adalet, barış sağlanabiliyordu. Tüm farklı kimlikler barış içinde yan yana yaşayabiliyorlardı. Osmanlı ne zaman yüzünü Kur’an’dan çevirip, Batı’ya/batıla döndürmeye başladıysa o günden beri debeleniyor, şaşkın, didinip duruyoruz. İzzetimiz, devletimiz, huzurumuz, sevgimiz, birliğimiz tüm değerlerimiz bozuldu, ifsad edildi.

İkiyüz yıl önce Batılılaşma hastalığımız baş gösterdi. İslami olmayan yönelişler, hevesler başladı... Yüzyıl önce Allah-u Teala’nın yolundan (En’am/153), kitabından, velayet (Araf/3) ve rububiyetinden (Tevbe/31) resmen çıktık. Batı’nın/Batılıların velayet ve rububiyetine, egemenliğine girdik. Onların kanunlarını taklit, iktibas ettik. Hem de sadece birinin değil; Almanya’nın, İtalya’nın, İsviçre’nin, Fransa’nın kanunlarını, ilkelerini ithal ettik. Efendilerimizi çoğalttık. Bir’e kulluktan çıkınca birçok efendi edindik. Çabalarımız bu yolda, bu yönde hızla sürmekte ve biz hâlâ bu yanlışların farkına varamamakta, çözümleri aynı yanlış yolda aramaya, AB, ABD’den medet ummaya devam ediyoruz.

Bizdeki hukuki düzenlemeler AB kapsamında AB kriterlerine/Batı kültürüne göre uyarlandığı için ıslah adıyla ifsadlar yapılagelmektedir. Yakın geçmişte zina suç olmaktan çıkartılmış, serbest/mübah hale dönüştürülmüştür. Yani bir haram, helale dönüştürülmüştür... AB yolunda, uğrunda hiçbir fedakârlıktan kaçmıyoruz. AB uğruna LGBT’ler, Lût kavmini helak eden fiiller birer hak ve özgürlük olarak sunulabilmektedir... İstanbul Sözleşmesi ile de ailemiz dinamitlenmektedir. Hem de ailenin, kadının korunması adı altında... AB talimatlarıyla yasalar çıkartıyoruz. Egemenlik de milletin(!) TBMM’yi noterlik/tercümanlık durumuna düşürmeye hakkımız var mı?

Tüm değerlerimiz Batılılaşma/çağdaşlaşma uğruna tüketiliyor, ifsad ediliyor.

          Son kalemiz “aile” idi. Onu da ifsad ettiler. Boşanmalar, geç evlilikler, geçimsizlikler, uyuşturucu, feminizm, uyarıcılar, alkol, fuhuş alabildiğine çoğalıyor. Hukuk, neden halkın değerleriyle çatışıyor? Devlet bu değerleri korumak için değil miydi? Peki devlet bu değerleri korumak yerine kendisi hukuki düzenlemelerle ifsad ederse?

Bu değerleri devlete karşı kim, nasıl koruyabilir? İyilikleri emretmek, kötülükleri engellemek, (Al-i İmran/104-110, Hac/41) değerleri korumak, arzı imar, adalet, ıslah kimlerin görevi? “İktidarlarında harsı/kültürü/tarımı/ekonomiyi, nesli ifsad (Bakara/205), kimlerin işi? Bu görevler yapılmadığındaysa sonuç bellidir: “Emri bil maruf nehyi anil münker terk edilirse, topluma şerliler/zalimler musallat olur. Toplum Allah’ın himayesinden çıkar, iyilerin duası da kabul olunmaz” (Hadis). “İslam hak, ötekiler batıldır” (Yunus/52). “Kur’an’dan yüz çeviren kavmi, (sıkıntılı hayat) dünyada dar geçim bekler” (Taha/ 124). “Kur’an’dan yüz çeviren kavmi Allah (c.c.) zillete düşürür; parça parça eder. Kur’an’a tutunanı da yüceltir” (Hadis).

Tanzimat’tan beri yapılan düzenlemeler, ıslahatlar, meşrutiyetler, inkılaplar, devrimler, darbeler tümü düzeltme, iyileştirme adı altında gerçekleştirilen birer kademeli bozgun/ifsad olarak süregelmekte olup, son aşama sayılan AB ile tam “entegrasyon” çabaları da aynı mahiyettedir. Islahat adı altında ifsad... “Onlar ıslah edicileriz derler, ifsad ederler...” (Bakara/11). “Hakkı batılla karıştırırlar/gizlerler” (Bakara/42).

Darbeler bile aynı amaçla (Batılılaşmak) yapıldı. Batılılaşmada başarılı olamadığından mı, yoksa Batılılaşma çabamızdan mı bu duruma düştük? Nerdeyse ikiyüz yıllık resmi ve zecri dönüştürme “hak ile batılın” karıştığı bir yapı oluşturdu. Kimliksiz, kişiliksiz, şahsiyetsiz, parçalanmış, bozulmuş bir manzara. “Kâfirler birbirinin velisidirler. Siz böyle birlik olmazsanız yeryüzünde büyük bir fitne ve fesad oluşur” (Enfal/73). ABD, AB, Siyonizm, Vatikan var. İslam Birliği nerede? Müslümanların başı, birliği nerede? “Kur’an’dan yüz çeviren, dünyada her türlü sıkıntıya düşer” (Taha/124). “Kitabın/ayetlerin bir kısmına inanıp, bir kısmını inkâr edenler rezil, zelil olurlar” (Bakara/85).

Din korunmazsa, öteki değerler de korunamaz. Biliniyor ki, din, can, akıl, nesil, mal gibi temel hak ve değerlerin korunması devletlerin görevlerinden, amaçlarındandır. Devletler, hukuk, düzenler bunun içindir. Hukuk da insanın yaratılışına ihtiyaçlarına uygun olmalıdır. Merhameti de, adaleti de içermelidir. Bu ise ilmi, hikmeti, kudreti, adaleti gerektirir. Hukuk adaleti, düzeni, barışı, saadeti sağlayabilmelidir. İhtilafları adaletle sonlandırabilmeli, toplumu düzeltebilmeli, düzenleyebilmelidir. Islah yerine ifsad, adalet yerine zulüm üretmemelidir. İnancı da ahlakı da şeriat hükümleri korur, geliştirir; bir meyvenin kabuğu nasıl meyveyi korursa...

Ne hazindir ki, bizde dindarlık iddiasında olanlarımız bile namazın, Fatiha’nın şuurundan, bilgisinden gaflette olup, İslam’dan başka yollara yönelebilmektedirler. Dillerimiz başka söylüyor, ayaklarımız/kalplerimiz başka yönde, istikamette? Hem Fatiha’da, hem de En’am/153’te emredilen tariki müstakimden (İslam) başka yollara sapabiliyor hem de Rabbimizden yardım isteyebiliyoruz!

AB evi, ankebut (Ankebut/41) yani örümcek yuvası gibi çürük, güvensiz ve zayıf değil mi? Hayat kitabımızın bir uyarısı ile sonlandıralım: “Nereye gidiyorsunuz?” (Tekvir/26). İslam’dan başka yollar batıl değil mi? Tevbelerle, istiğfarlarla Kur’an’a dönmekten başka çare yok. Haydi Rabbimizin velayetine! Vesselam.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Bahaddin Elçi - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Özel araçlarda sigara yasağı uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?