Reklamı Kapat

Siyaseti kavramak-II

İnsan etkinliği olarak “siyaset” kavramını irdelemeye çalışırken, ilk bakışta güncel olandan hareket edilmediği hemen fark edilecektir. Elbette güncel olarak yansıyan bir takım beyanlar, görüşler, kararlar; bunların açıklanması, yorumlanması ve değerlendirilmesi gibi girişimler de, birer olay olarak, geniş anlamda siyasetin ilgi alanına dâhildirler. Ne var ki, olay olarak gerçekleşen şeylerin esas alınması, ister istemez, bizi nesnellikten, değer olarak temellendirilme güçlüğüyle baş başa bırakır. İnsan ve toplumdan kaynaklanan bir sürü olayı kısa süre içinde üst üste yoğun bir şekilde yaşarız. Eğer bu süre içinde yaşadığımız olaylara dayanarak varlığımızı, hayatımızı, bunları besleyen değerleri ve ilkeleri çıkartmaya çalışırsak, insicamdan uzak, birbiriyle uyumsuz, her olaya göre anlam değişikliğine uğrayan bir takım algılarla kuşatılırız. Onun için, olayları bir bütünlüğe bağlayan bazı şeylerin eksikliğini duymamız kaçınılmazdır. İşte bu tür güçlüğü aşmak için nesnel bilgiye, değere, ilkeye, bunlardan önce de olguya başvururuz. Bunu bize “bilim” diye tanımladığımız insani ve toplumsal olgular sağlarlar. Bir bakıma, sınırlı bir varlık olduğumuz için, olguları bilim etkinliği yoluyla kavramlaştırır, daha doğrusu kavramlar aracılığıyla kavrayış düzeyimize aktarırız. Geniş anlamda bunu “dil” şeklinde de ifade etmek mümkündür.

Bu açıklamalar çerçevesinde, örnek konu olarak “siyaset” kavram ve olgusu üzerinde irdelemelerde bulunmanın daha anlaşılır, daha açıklayıcı, düşünce ve duygu varlığımızı ve dünyamızı daha besleyici olabileceğini farz ediyorum.

Genel olarak söylemek gerekirse, son birkaç onlu yıllar sürecinde, düşünce alanında olsun, sanat ve edebiyat alanında olsun, özellikle de siyaset ve kültürel alanlarda olsun, gözle görülür derecede bir tıkanıklığın, verimsizliğin, hatta kuntluğun ve yozluğun hâkim niteliğiyle insanı ve toplumu sarmaladığı söylenebilir. Siyaset, insan ve toplum hayatını doğrudan etkilemede, diğer insan etkinliklerine nispetle daha fazla nüfuz etme niteliğine sahip olduğu için, bir bakıma irdelemede ve tartışmada önceliğe sahip durmaktadır. Ancak siyaseti bir olgu ve değer olarak irdelemeye ve tartışmaya yönelindiğinde, onun mahiyet ve nitelikleri esaslı bir şekilde dikkate alınmadığı takdirde, önce siyaset alanı, sonra diğer insan etkinlik alanları doğru bir şekilde kavranma konusu olmaktan çıkarlar.

Genel olarak düşünceyi yöntemli bir bütünlük içinde kurmak isteyen filozoflar veya düşünürler, özel olarak da siyaset felsefecisi ve siyaset bilim adamları, bir olgu ve değer bağlamında siyaseti tanımlamaya, tartışmaya girişirken, onun amaç ve işlevini tanımlayabilmek için belli ilke ve değerleri işaret ederek vurgulama gereği duymuşlardır. Sözgelimi Aristoteles ettik görüşünü temellendirmek için insanın varlık olarak konumunu belirledikten sonra, varlık etkinliğini açıklamada bir önermeye dayanma gereği duymuştur. O’nun önerme olarak ortaya koyduğu “zoon politikon”, yani insan bir canlı varlık (zoo) olarak edimde, eylemde bulunmak zorundadır. Dolayısıyla bu edimin, eylemin “politika” şeklinde tanımlanması, onun varlığının ve hayatının, aynı zamanda bunların amacının tanımlanmasını, kısaca kavranmasını sağlayacaktır. Öte yandan, Aristoteles’in siyaseti, etiğin, yani ahlak felsefesinin alt birimi olduğu görüşünü de burada mutlaka hatırda tutma zorunluluğu vardır.

Özetle, siyaseti, kendi mahiyet ve nitelikleri bağlamında kavramadan, salt olay düzeyinde gerçekleşen edimler veya eylemler düzeyinde algılamak, onun olgu ve değer içeriğinden soyutlanması, dolayısıyla amacından kopartılması anlamına gelir. Özellikle de, siyasetin mahiyetine bütünüyle yabancı görülmesi gereken “çıkar” güdü ve beklentisi öncelendiği takdirde, aslında siyaset kapsamında değerlendirilen olaylar daha baştan ettik sınırın dışında gerçekleşen edimlerin, eylemlerin birer sonucu olmaktan öteye anlam içermezler. Bu tür edim ve eylemlerin özneleri olan kişiler, velev ki görünüşte ahlaklı bir kişilik sergileme çabası içinde görünsünler, bizzat ahlak ilke ve değerleri ölçeğinde sorunlu kişilikler olmaktan kurtulamazlar.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


İstanbul Markaları

Milli Gazete, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Meclis lokantasında yemek ücretlerinin artırılmasını doğru buluyor musunuz?