Reklamı Kapat

Sessiz çoğunluk taraf mı değiştiriyor?

Eski Türkiye” denildiğinde daha çok popülist politikaların hakim olduğu bir ekonomik model akıllara gelirdi. Türkiye, AK Parti’nin yönetimde olduğu son 17 yılda ise popülizmden önce liberalizme oradan tekrar popülizme savrulan bir ülke haline geldi. Bugün ise iktidar adalet, ehliyet, liyakat gibi bir devletin temellerini oluşturan bazı ana başlıkları geri plana atmış gibi görünüyor. İşbaşına geldiği ilk yıllarda kendisine aşırı güvenen bir yönetim tarzı ile Avrupa Birliği’ni tek hedef olarak kabul eden AK Parti, likidite bolluğuna dayanan bir iktisadi sistem ile özerk kurumları yavaş yavaş aşındırarak siyasi gücünü hayatın her alanında etkin bir biçimde göstermeyi tercih etti. Özellikle sınır komşularımızda yaşanan gelişmelerde sağlıklı ve olası tehditleri önleyici bir politika geliştirememesi ve küresel ekonomik krizlerin sebep olduğu dalgalanmalar iç siyasette doğru politikaların üretilip uygulanmasının da önüne geçti. İktidar kendisine yönelen her türlü eleştiriyi “milli irade karşıtlığı” ile suçladı ve kontrol ettiği iktisadi gücü kendisine yakın toplumsal kesimlerle paylaşmayı seçti. Seçim kazanmayı her şeyin üstünde gören iktidar bu yolla seçmen tabanını konsolide etmeye çalıştı.

2008/9 küresel mali kriz ile 2012 Avrupa Birliği krizi sadece ekonomik alanda değil, hiç beklenmedik farklı alanlarda da siyasi sonuçların doğmasına sebep oldu. Nitekim daralan iç piyasalar Avrupa’da sağ siyasetin yükselmesinin altyapısını oluştururken, hükümetler orada da popülist politikalara yöneldi. Yabancı düşmanlığı hızla arttı ve Müslüman karşıtlığı son yıllarda giderek yaygınlaştı. Göçmenler ve onların geldikleri ülkelere daha sert yaptırımlar uygulanmaya başlandı. Avrupa’dan gelen bu tonu giderek yükselen eleştiriler Türkiye’de ise iktidarı içeride yerini sağlamlaştırma refleksine ve kendi seçmen tabanını memnun etmeye yarayacak politikalar üretme yoluna götürdü. Büyük yatırım projelerine ev sahipliği yapan inşaat sektörü uzunca bir süre tüketime dayalı ekonomik sistemin sürdürülebilmesini sağladı ama bu modelin de sonuna gelindi. Bununla birlikte denetlenebilir olmak ve şeffaflığı öncelemek gibi önerileri hiç duymayan ve bunları talep edenleri bir kaşık suda boğmak isteyen iktidar bu noktadaki ısrarını artırarak sürdürme yoluna gitti.

Bu arada Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump’ın 4 Temmuz Bağımsızlık Günü kutlamalarında ülkesinin askeri gücünü gösterişe alet etmesindeki ısrarı da, aslında kendi seçmenini konsolide etme amacından başka bir şey değildi. Hâlbuki askeri kapasiteyi göstermek daha çok dış düşmana korku vermek için yapılır. Bu yolla içeride halkın bundan gurur ve güven duyması hedeflenir. Nitekim kutlamalar boyunca kalabalığın Trump’ın konuşmasını sık sık “dört yıl daha” sloganları ile kesmiş olması, Trump’ın istediğini aldığının ispatı oldu. Ancak gerek ABD ve gerekse AB bölgesinde yaşanan siyasi gerginlikler ekonomik bir temele dayanmakla birlikte daha çok sosyal sermayelerini yitirmeleri ve giderek kendilerini yalnız hissetmeleriyle yakından ilgilidir. Türkiye’de yaşanan gelişmeler ise kendilerini “terk edilmiş” hisseden ve talepleri görmezden gelinen kitlelerin demokrasi ve adalet arayışlarının karşılıksız kalması neticesinde ortaya çıktı. Son model araçlarıyla gezen iktidar yanlısı elitler toplumun geri kalan kısmında artık rahatsızlık uyandırmaya başladı. İktidarın sadece kendi seçmen kitlesini memnun etme düşüncesine göre hareket etmesi ve bunu genele yaymakta cimri davranması geleceğe dair ümitlerin giderek azalmasına, toplumun karamsarlığa itilmesine ve bundan dolayı da yeni arayışlara yelken açmasına sebep oldu. İktidarın bugüne kadar her fırsatta kullandığı “sessiz çoğunluk” yavaş yavaş taraf değiştirmeye ve kendisine yapılan haksız muamelelere tepki göstermeye başladı. Eskiden daha çok ekonomik sebeplere dayanan sınıf çatışması artık geri kalan dünyadan biraz farklı olarak sosyal ve kültürel alanlarda meydana geliyor ve insanlar kendilerini yalnızlaştırılmış olarak kabul ediyor. Bütün bu değerlendirmelerin sonunda şunu söyleyebiliriz ki, artık “meritokrasi” denilen ehliyet ve liyakati esas alan adil bir sisteme dönüş kaçınılmazdır.  Buna duyulan özlem ülkedeki siyasi gelişmelerin yönünü belirleyecek ve iktidara kimin veya kimlerin geleceğini de şekillendirecektir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Kaya - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

01

Ahmet - Abd-ingiltere istemeden akp iktidarına birşey olmaz, bakmayın danışıklı dövüşlere...

Yanıtla . 4Beğen 09 Temmuz 11:51

Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı parlatın.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Meclis lokantasında yemek ücretlerinin artırılmasını doğru buluyor musunuz?