Reklamı Kapat

Rüzgârla iyi geçinmek

İstanbul, Türkiye sosyolojisini çok büyük oranda kendi bünyesinde toplayan bir şehir. Bir Anadolu mozaiği sayabiliriz bu şehri. Bu anlamda Yahya Kemal...

İstanbul, Türkiye sosyolojisini çok büyük oranda kendi bünyesinde toplayan bir şehir. Bir Anadolu mozaiği sayabiliriz bu şehri. Bu anlamda Yahya Kemal’in hoşgörüsüne sığınarak “sade bir semtini yazmak bile bir ömre değer” denilebilir. Heyemola Yayınları şehir ve semt kitapları üzerine yayın yapan yayınevlerimizden biri. Oldukça titiz ve de faydalı kitaplar kazandırdı okuyucusuna. Üstelik her semti o semte ömrünü vermiş yazarlara yazdırmak gibi hikâyesi olan bir çalışmaya önayak oldu. Bu satırların yazarı da yıllar önce bu vesile ile “Ayağımda Kırk Numara Kâğıthane” adıyla bir Kâğıthane kitabı yazmıştı. Şehir ve semt kitaplarını belediyeler kendi kültür faaliyetleri bünyesine katsalar hiç de fena olmaz. Yapanlar yok mu? Var elbette. Fakat olanların belli bir kısmı prestij kitap ya da albüm şeklinde. Adeta evde bulundurulsun, ama okunmasın için neşredilmiş gibi.

İstisnalar her daim müstesna olmayabilir. (Bu bir mecelle kaidesi falan da değildir ayrıca.) Esenler Şehir Düşünce Merkezi’nin yayını olan “Rüzgârla Geçinmek” kitabı örneğinde olduğu gibi. Bir kere kitap taşınabilir evsafta. Taşınabilir dedimse sadece koltuk altında taşınabilirliğini kastetmiyorum, aynı zamanda düşünmekten sonra gelen şey anlamında ifade diyorum. Düşünüp-taşınmanın yollarını yapmakta gerekli olan taşları yerine yerleştirmek açısından bu böyle.

“Esenler’in Kuruluşu” alt başlığı “Rüzgârla İyi Geçinmek” üst başlığının altını fosforlu bir zihinle çiziyor. Kitabı bir semtin içerisinde mürekkebin izini takip edercesine kalemini gezdiren hikâyeci yazarımız Cihan Aktaş yazmış. Bu daha bir iyi. Zira semt büyük oranda hikâyedir, insandır ve anlatıdır. Esenler Belediye Başkanı da böyle düşünüyor olmalı ki yazarımıza, “Cihan Aktaş ilçemizin hikâyesini yazsa” teklifinde bulunuyor. İki mevsimlik bir semti öğrenme süresinden sonra aynı zamanda mimarlık perspektifine sahip olma avantajını da göz önünde bulundurarak kitabı yazmaya başlıyor Cihan Hanım. Tabi bir hikâyeci için kaçırılmayacak sayısız göç hikâyesi vardır bu semtte. Kitabın işlenme biçimi ve örgüsü mümkün mertebe belge-bilgi ve kişisel okuma üçlü ayağı ile oluşturulmaya çalışılmış. Kitapta yer alan söyleşiler bu anlamda kitabın mütemmim cüzü gibi. Esenler semti İstanbul’un giriş kapısı olması hasebiyle eşik metaforu ile ilişki kurularak anlatılmış. Sadece yazılmayana dikkat kesilmiyor Cihan Aktaş, semt üzerine daha önce yazılanları da masasının üzerinden eksik etmiyor. Fatih Güldal ve Ahmet Uçar’ın birlikte yazdıkları “Esenler Tarihi” gibi mesela. Semtin hafızasını es geçmiyor. Kişisel albüm ve arşivlerden yararlanıyor. Esenler’in Rüzgârlı Tepe’den esen rüzgârla üşüyen insanları fark edilebilir dinamizmlerini henüz betonlaşmamış bu semtin havasına borçluymuşlar. Kitaba isim olan “Rüzgârla İyi Geçinmek” buradan doğmuş. İstanbul’un Anadolu yakasında mukim olup Avrupa yakasında öyle çok da aşinası olmadığı bir semti bir yazarın kaleme alıp hikâyesine dâhil edebilmesine “edebî güç” diyoruz. Kitabı okuyanlar bu edebi gücü kitaba girer girmez fark edeceklerdir. Zira kitabın da Esenler semti ile adı özdeşleşmiş İstanbul 15 Temmuz Otogarı gibi bir eşik kısmı var. Esenler semti İstanbul’un röntgeni sayılabilecek veriler sunuyor bu kitapta. Diğer semtlerin ağrılarını, çıkmazlarını ve arada kalmışlıklarını bu semt prototipinden anlamamız mümkün. Zira ülkesindeki çarşaf yasağından kaçan Balkan Müslüman’ı da var bu göç hikâyelerinde, babası tarafından evden kovulan işsiz güçsüz Karadenizli delikanlı da.

Şehir, hayatın hızlı akışı içerisinde gözlerimizin önünde öyle süratli değişiyor ki bu değişimi durup dinlenmeden görebilmek mümkün değil. Durup dinlenme vakti sanırım olgunluk yaşı ve ihtiyarlık. Olgunluk yaşı ve ihtiyarlığın penceresinden Esenler’e bakanlar siyah beyaz bir fotoğraf görüyorlar. Tabi okuyucu da öyle. 1939’a kadar Atışalanı’nın isminin Avas, Esenler’in isminin Litros olduğunu, Güngören’e Vidos, Bağcılar’a Çiftburgaz, Kocasinan’a Nifos, Güneşli’ye Papaz Çiftliği, Mahmutbey’e Kalfaköy denildiğini bu renk cümbüşü içerisinde nasıl bilebilirdik ki?

Sevgili okur, mekânı okumakta acele etmelisin, çünkü zamanın acelesi var, kimseyi beklemiyor. Değişen, dönüşen sokaklar ve sokak isimleri bile yaşadığımız şehre dair çok şeyler anlatıyor. Geçtiğimiz sokaklardaki izlerimizin değiştiğini sanırız sadece, oysa yüzlerimiz ve sözlerimiz de değişip başkalaşıyor. Şehri kendimizden uzaklaştırıyoruz. Cihan Aktaş Esenler’den yola çıkarak bu değişime ayna tutuyor. Bir tarafta siyah beyaz, diğer tarafta renkli fotoğraflar. Tırnağınla bu fotoğrafların altında yer alan hikâyeleri kazımaya ne dersin? Haydi öyleyse “Rüzgârla İyi Geçinme”nin çarelerini aramaya bu kitapla başla. Bilirsin, rüzgâra şemsiye gerekmez!

(Rüzgârla İyi Geçinmek-Cihan Aktaş-Esenler Şehir Düşünce Merkezi)

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hüseyin Akın - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Covid-19 aşısı bulunursa yaptırır mısınız?