Reklamı Kapat

Kavramların ifsadı

Çağımızda küresel ölçekte Müslümanların hayatın her alanında var olamadığı bir vaka. Bunun tarihi serüveni hakkında birçok fikirler ortaya atıldı. Bu var olamamayı Batı’nın gayr-i insani gelişimine bağlayanlar olduğu gibi Müslümanların bu gelişimi takip edememesine yoranlar da oldu. Hatta İslam’ın bizzat kendisinin buna sebep olduğunu bile iddia edenler olmuştur.

Tespitlerin bazılarında haklılık payı olduğu gibi bazılarında ise Müslümanlara ve İslam’a haksızlık yapıldığı da bir gerçek. Her bir iddia için çok söz söylenebilir. Ama bizim üzerinde durmak istediğimiz konunun ana ekseni İslam’ın çağımızda söz sahibi olamamasının Müslümanlar nezdindeki sebepleridir.

İlk göze çarpan sebep, günümüz Müslüman zihnin kavramlarımıza yüklediği anlamlardaki değişimdir. Özellikle İslam’ın kavramsal içeriğinde önemli sapmalar olmuştur. İslam’a hayat veren kavramlar kendi bağlamından uzaklaşmış ve anlam dünyaları farklılaşmıştır.

Bu sapmanın en güncel örneği, İslam’ın temel iddiasını teşkil eden tevhit, ahlak ve adalet gibi kavramların içerisinin modern hurafelerle doldurulmasıdır. Yaşanan değişimle birlikte bu kavramlar, şekil olarak etkinliğini sürdürse bile asli anlamda İslam’ı Müslümanların dünyasından uzaklaştırdığını söyleyebiliriz.

Gücün temerküzüyle hayat bulan, tek ve mutlak güce bağlanmayla ifade edilen tevhit anlayışının yerine; menfaat ve imtiyaz sağlayan güçlere tutunmakta sakınca görmeyen bir tevhit anlayışı hâkim olmuştur. Tevhit, sözle ifade edilen ama hayatın içerisinde yer bulamayan bir kavrama dönüşmüştür.

Tevhidi düşüncenin asıl istikameti yanlış inanç biçimlerine, farklı güç arayışlarına, menfaatini din edinenlere, dindarlığını kalkan olarak kullananlara karşıdır. Günümüzde ise bu anlayıştan uzaklaşılmış, güçler arası denge sağlayan ve menfaatini her şeyin üstünde tutan bir anlayış hâkim olmuştur.

Hayatın her alanını kuşatan ve Müslüman’ca yaşayışın bir parçası olması gereken ahlak, artık uçkur meselesi ya da ten bekçiliği gibi kaygılardan ibarettir. Günümüzde doğruluk, dürüstlük, şefkat ve merhamet gibi ahlaki meseleler Müslümanların gündemine giremez oldu. Müslümanların hemen hemen hiçbir eyleminin ahlaki bir karşılığı kalmadı. Kur’an’da kavramsal ifadesini bulan salih amel, ahlaki boyuttan uzaklaşarak ibadet boyutuna indirgendi. İhlâs ve takvanın ahlakla bağı koparıldı.

Her Müslüman’ın tesis etmekle yükümlü olduğu, en azından bunun için gayret göstermesi gerektiği adalet kavramına konjonktürel gerekçelerle kıvam veriliyor. Adalet, kanun olarak kabul edilen metnin uygulama alanı ya da gerektiğinde askıya alınabilen, vazgeçilebilen, geciktirilebilen bir kavram olarak görülebiliyor. Devlet gibi kutsanmış kavramlar, duygusal yalpalanmalar ve geçmiş tecrübelerin psikolojik ağırlığı adalete yüklediğimiz anlamı bozabiliyor.

Eylemsel dönüşümler zihinsel farklılaşmayla başlar. Bu da kavramların asli anlamından kopmasıyla gerçekleşir. Ne yazık ki, yaşanan kavramsal değişimlerle Müslümanların anlam dünyaları ifsat edilmiş; kavramlar, vahyin diriltici ışığından, ruh kökünden, özünden ve aslından uzaklaştırılmıştır.

Bu vasatta Müslümanların çağa müdahil olması mümkün değildir. Kavramlarımızı asli içeriğine kavuşturmak şarttır. Bunun için önce arınmak sonra yeniden kuşanmak gerekiyor. Bu yüzden biraz sükûnete, durup düşünmeye, sorgulamaya ve tartmaya ihtiyacımız var.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Muhammet Esiroğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı parlatın.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Meclis lokantasında yemek ücretlerinin artırılmasını doğru buluyor musunuz?