Reklamı Kapat

Yarın elbet bizim, elbet bizimdir

“İki günü müsavi olan ziyandadır.”

Bize bir hadis-i şerif olarak öğretilen ve insanımızın kolay ulaşıp okuduğu o günlerin saatli maarif takvim yapraklarının arkasına izahı yapılarak yazılan bu cümle, insanımıza nesiller boyu çalışkan olmayı, doğruluğu, güzelliği, hoşluğu ve ibadeti tavsiyenin ötesinde bir teşvikle sevdirmiş, hedef göstermiştir.

Müsavinin eşit, ziyanın zarar olmasını babalar ve oğulların aynı manaların eğitiminden nasiplenmelerinin işareti sayar, sahihlik tartışmalarını ilahiyatçılarımıza bırakıp, insanlarımızdaki olumlu etkilenmenin yorumunu yazmaya durduğumuzda girişimizi böyle yazdık. Sürç-ü lisan edersek, peşin peşin affola...

İki günden murad, bugün ve yarın ise, gayret ve çalışma bugün yapılıyorsa, neticesi yarın alınacaktır. O yarın, bir sonraki yarının da hazırlandığı bugün olacaktır. Meseleye böyle baktığımızda, geçtiğimiz ay yaşadığımız seçim mücadelesinden galip ayrılan tarafın sloganının, izahını yapmaya çalıştığımız hadis-i şerife uygunluğunu görürüz.

“Her şey çok güzel olacak!” “Olacak” fiiliyle işlenen ve gösterilen yer yarındır. Yarında her şey bugünden çok güzel olacaksa, müsavilik ve eşitlik olumlu bir yönde bozulacağından, zarardan değil, kârdan, kârlı olmaktan bahsedilecektir.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığını kazanan tarafın, ne yapacağını, icraatlarının ne olacağını merak edip tartışmayan ve beklentilerine uygunluğunun kontrolüne durmayan seçmenin, doğrudan taraflığa yönelmesinde, eğitimini aldıkları bu hadis-i şerifin gücü ve kabulü vardır.

Teslim olan iddialı iktidar tarafı tüm iletişim organlarıyla yapacaklarını anlattılar, hatta gençlikle, geç kalmışlıkları bir kenara bırakılırsa “kanka”laştılar; lakin sahiplendiğimiz hadis-i şerifin modern ve “illa” şartlı o slogandaki manası karşısında mağlup oldular.

Vaad yarışına döndürülünce bu seçim, her şeyin çok güzel olacağı da tatmin yönü yüksek bir vaad olmuştu. İnandırıcıydı, çünkü insanımız, iki gününü eşit kılmamak yönünde çalıştırıyordu maişet motorunu, dünya tarlasında.

İktidarın, gönülsüz bir adayla “Gönül belediyeciliği” ve “İstanbul’a aşkımız var” iddiaları, “İhanet ettik” gerçeğinin etkisini yok edemediği gibi tatmin edici de olmadı. Zira seçmen, inanma hakkını ihanetlerini duyduğunda kullanmıştı.

Bir İstanbul seçiminin ardından böyle bir yorum yaptığımızda kazanma savaşının, mücadelesinin tarafların reklam ve halkla ilişkiler firmaları arasında geçtiğini söyleyenler de olabilir. Ki haklılık payları da azımsanamaz.

İddialı iktidarın reklam pazarlamacılarının düştüğü yanlışı, İstanbul yollarındaki herkes görmüş ve israf kabul etmişti. Hareket halindeki otomobillerin ve toplu taşıma araçlarının bir ön camları doğrudan hedef değildi, fotoğraf galerisinin bir duvarı olmaya...

Bu seçimde çok afiş, çok resim, çok oy yanlışına düşen iktidarın reklam pazarlamacıları, 16 Temmuz’da icraata koydukları şehidlere ve gazilere kamyoncu kadın ilavesinin yanlışlığını da sürdürmüş oldular. Günde iki kere değiştirilen o yol boyu afişlerini gören seçmenin hatırına, kağıt fabrikaları olmayan ülkemizin düşeceğini bilmediler. Gönüllü olarak yazmak istemesek de bir ihtimal daha var, tartışmaya açmadan geçemeyeceğimiz.

“İki günü eşit olan zarardadır!”

Bu hadis-i şerifi acaba iktidarın insanları AKP’lilerimiz kurucuları, ayrılmak isteyenleri, ihanet edenleri, kriptoları dahil acaba şöyle mi anlamışlardı/anlıyorlardı.

İki günümüzde eşitlik yok. Dünümüz, bugünümüzden daha iyi idi... Bugün de yarınımızdan iyi olacağından, eşitlik yok, zarar ziyan yok!..

Mesajı alacakları vakit biraz daha dikkatli olabilirler, ihtimalini göze alarak yazdık bunları... Akıl sağlıklarından zira hiç şüphe etmedik.

Oğula karşıydı toruna razıymış

“Bir vakitler,  amca  Aydın Menderes’in Refah Partisi’ne gelmemesi için  Erdoğan ile birlikte Abdullah Gül’ün nasıl muhalefet ettiği ne gibi tepkiler gösterdiğinin en yakın şahitlerinden biriyim. Aydın Menderes’in daha sonra yaşadıklarını ve başından geçenleri, uğradığı kalleşlikleri yeğenine anlattığını düşünüyorum!..”

Bu satırları Yeniçağ Gazetesi’nden Ahmet Takan yazmış, 30 Haziran 2019’da. Gül’cüler “Adnan Menderes” diyor... Başlığı altında.

Erdoğan ve Gül’ün muhalefetine, tepkilerine en yakın şahitlerden sayın Takan, Aydın Menderes’in uğradığı kalleşliklerden de haberli oludğunu duyuruyor, takvimler 2019 yılının tam ortasını gösteriyorken ve bir “Menderes” daha gündem olmuşken ancak...

Millî Gazete’nin Topkapı’da olduğu yıllar. Rahmetli Aydın Menderes, Refah Partisi’nin Genel Başkan Yardımcısı olarak İstanbul’a geliyor. Haberlendirilmelerine rağmen ne İstanbul il teşkilatından ne de İstanbul Belediye Başkanı adına karşılayanlar var.

Rahmetli Menderes yalnız olarak Saraçhane’ye gelir, Belediye Başkanı’nın odasına girer. Ayağa kalkılmış ve hoş geldin denilmiş midir, ben bilmem.

Olayı o günlerde bana anlatan gazetemizin yetkilisi, sonra HAS bir elemanlığı seçmişti. Burası ayrı.

Olanları anlıyordum.

12 Eylül’den sonra siyasi baskıların azaldığı bir günde, Sultanahmet Camii’nin duvarları üstündeki bir küçük odada, rahmetli Menderes’i dinleyen birkaç kişiden biriydim.

Babasından intikal eden Devlet adamlığı simasi ve havası ışıl ışıldı. Erbakan Hoca’mla birlikte olsun, duamın kabulünü de yaşadık o şanlı Refah Partisi günlerinde.

Meclis’in en önemli mücadele günü olan Bütçe görüşmelerinde RP adına yaptığı ve hükümetin başı Demirel’i mos mor ettiği o efsanevi konuşması, destan sahnelerimizdendir...

Son AP kongresine Konya milletvekili olarak katılmış ve Faik Türün’le bütün delegelerin oyunu almışlardı. Ama tercihini Refah Partisi’ne yapmıştı, “Pazara kadar değil, mezara kadar” sözüyle...

Fakat, bilhassa ikinci Özal’ın istikbalini programladığı siyasetçiler de vardı Refah Partisi’nde. Sayın Takan’ın muhalefet ettiler, tepki gösterdiler dedikleri ve benzerleri...

Ağabeyinin  partisine  “Dinçerler”ce yaklaştırılmayan ve fakat Mesut Yılmaz’a kendini milletvekili yaptıran ikinci Özal’ın, ta Milli Selamet Partisi günlerinden kalan bir hesabı vardı Necmettin Erbakan ve partisi ile.... Hem böylece, Mesut Yılmaz’ın hayal kırıklığına uğrayıp hiçbir şey değilmiş, demesini de telafi edebilirdi, yakaladığı bu yeni fırsatla.

Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı olmasına karar verildiği o geceleri de çok yazdığımızdan bu sayfalarda, şimdi özet olarak geçip hatırlatmak istiyoruz, yaşanmışlıklarımızın bazılarını.

Rahmetli Menderes’in uğradığı o meşum kazanın karanlıkta kalması, şoförünün ABD’de yaşama rivayeti ve hepsinden daha önemlisi ilk müdahale doktorunun engelli olsun aşkında olması, bir şüphe, bir leke olarak kazındı millet hafızasına.

Bir acının daha notunu düşmeliyim buraya. O kaza haberini duyduklarında sevinçlerini gülerek mi, oynayarak mı, zıplayarak mı artık nasıl belli etmişlerse, iki AKP milletvekili insanından bahsetmişti istihbarat kaynaklarımız. Bugün birinin “Gül”le birlikte olmaya çalışan o AKP milletvekili insanlarını baş ve maş olarak kodlayıp geçeceğiz. Siyaset yapamayacak olmasını kutladılar demişti anlatan.

Halbuki adı “Menderes” ise, ölüsü dahi sağcı partilere genel başkanlarından daha çok oy getiririyordu.

2018 yılında CHP sözcüsü Özgür Özel’in, “Erdoğan’ı çıldırtacak aday” projesinde de torun Menderes olduğu iddiasına sayın Takan’ın, katılmakta güçlük çekiyoruz.

O CHP, RP’nin birinci parti olduğu Meclis’te, Meclis Başkanı birinci partiden seçilir geleneğine rağmen, Aydın Menderes’i değil, ANAP’ın hırsızlık suçlamasıyla adliye kapılarına düşen Kalemli’sini tercih etmişti. Demokrasimizin bu kırılma noktasına Çankaya’dan Demirel de katılmıştı canlı telefon bağlantılarıyla...

ABD’nin de tekerlekli sandalyede oturan başkanlarını misal göstererek bizdeki hayranlara, Aydın Menderes’in Cumhurbaşkanlığına tek aday olarak girmesi ve oy birliği ile seçilmesi teklifimize itibar edilseydi, bugün ülkemiz daha iyi, güzel ve olumlu bir hayat yaşardı, sosyolojik tespitimizin takipçisi olmuştuk... Kuracakları partinin başına torun Menderes’i getirmek isteyen AKP’deki yeni oluşumcuları sayın Takan’ın “Abdullah Gül ile beraber hareket eden tayfa” diye tanımladıklarını, “Masaya yumruğu vuramadılar, Erdoğan’ın yanlışlarını söyleyemediler, koltuklarını ve menfaatlerini kaybetmekten korktular” şeklinde anlatmasına da bir sorumuz olacak.

Aydın Menderes’e yapılan muhalefete, tepkilere ve kalleşliklere en yakın şahitler olan gazetecilerin de bunları o günlerde değil bugün yazmaları acaba nasıl izah edilecek? Siyasetçiler paraleldir gazeteciler demek, kime ve demokrasimize ne kazandıracak?

Aydın Menderes’e rağmen kendilerini bir şekilde pazarlayan ve parlatanların Türkiye’sinde bu günleri yaşayanlar bir hesaplaşmaya dursunlar diye hatırlattık bu olayları; Ahmet Takan sebep olsa da...

MADEM ÖYLE AL CEVABINI

Dünkü Milli Gazete’mizin sitesinde bir haber başlığı okumuştum, içeriğini önemsemeyerek.

“MHP’lilerin üçte ikisi ittifakcıları Binali Yıldırım’a oy vermediler!”

Bu başlığa bir soru ile cevap verilir. Varlar mı ki vermediler?

***

Yeni parti çalışmaları yapan AKP ünlülerinden Ahmet Davutoğlu, halen içinde bulunduğu partisini tarif etmekle meşgul.

“AKP, bir kişinin, bir faninin, bir ailenin, bir bölgenin, bir etniğin, bir mezhebin partisi değildir.”

Birkaç yıl önce de başka bir yetkili “biz şamar oğlanı değiliz” demişti.

Bir partinin, nasıl bir parti olduğunu anlatmanın zorluğu günlerine AKP iktidarında bir daha erildiğinden mi  tercih ediliyor bu ifade şekli? Soralım dedik!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Necati Tuncer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


İstanbul Markaları

Milli Gazete, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Meclis lokantasında yemek ücretlerinin artırılmasını doğru buluyor musunuz?