Toplum ve iktidarlar çelişkisi

Toplumu ilişkiler yumağı şeklinde tanımlayan sosyolojinin ya da bazı sosyologların görüşü, sanırım toplum varlığını açıklamada daha elverişli imkânlar sunabilir nitelikte görünmektedir. Sadece ilişkinin varlığını işaret etmek yeterli değildir, üstelik toplum içindeki varlıkların statülerinin, işlevlerinin, daha da önemlisi hem toplumun ve hem de üyelerinin yöneldiği amacın kavranması bakımından açıklayıcı sayılmalıdır. Sözgelimi toplumdaki bir üye baba statüsündeyken, yaptığı işlev bakımından herhangi bir mesleki statüye (öğretmenlik, tüccarlık, memurluk, işçilik vb. gibi) girebilir. Her bir statüde sergileyeceği ilişkiler işlev, sorumluluk, yetki ve hak gibi değişken nitelikleri belirler.

Toplumsal ilişki yumağının en çarpıcı, yerine göre diğer ilişkileri etkileme belli ağırlıkta tezahür etme özelliği göstereni siyaset ilişkisidir. Bunu, dar anlamda yönetim ilişkisi şeklinde de ifade etmede pek sakınca olmamalıdır.

Her toplumun gerçekleştirdiği ilişkiler, diğerine göre, az veya çok farklılıklar meydana getirir. Bu farklılıkları, özetle, kültürel ilişkiler alanında açık bir şekilde gözlemleme imkânı bulunabilir. Kültürel etkileşimler, değişmeler, bu bağlamda, birer gösterge olarak ele alınıp değerlendirilebilir. Mesela Mümtaz Turhan “Kültür Değişmeleri” (1000 Temel Eser, Devlet Kitapları, İstanbul 1969) adlı değerli eserinde, ondokuzuncu yüzyılda İstanbul’da yönetici ve varlıklı sınıf ailelerinde ilk olarak sandalye kullanılmaya başlanmasını, Avrupa kültürünün toplumsal değişimi etkilemesinin simgesi şeklinde tanımlar. Yine II. Mahmut’un giyim-kuşam bakımından giriştiği hareketin simgesi olan “fes”i getirmesine karşı ulemanın tepkisi sadece “şer’an fes caiz değildir” şeklinde olur.

Toplumsal ilişkiler yumağının toplumun varlık bütünlüğünü doğrudan ya da dolaylı yoldan kökten etkileyen düzenlenmeler bakımından irdelenmesi üzerinde duralım.

Toplumsal ilişkiler yumağını doğru bir şekilde anlamak için kavramsallaştırma yapma zorunluluğu vardır ve bunu çeşitli alanlar olarak tanımlarız. Kültürel, iktisadi, hukuki, sanatsal, dini alanlar gibi. Kuşkusuz, bu alanlarda ortaya çıkan ilişkiler birbirleriyle içli-dışlıdır, yalınkat soyutlamalar, toplumsal ilişkilerin bir bütün olarak kavranılmasını sakatlar. Ayrıca, özellikle bu alanlara özgü ilişkilerin tanımlanması, açıklanması, yorumlanması ve değerlendirilmesi, diğer alanların mutlaka göz önünde bulundurulmasını gerektirir. Yine bu alanlardan birinin merkeze alınarak kavranmaya çalışılması, diğer alanların ihmal edilebilirliğini hatıra getirmemelidir.

Bu bağlamda, özellikle Ortadoğu Müslüman toplumlarda toplumsal ilişkilerin örgütlenmesinde, uzun tarihi süreç içinde kökten denilebilecek bir kırılma ya da çelişkinin varlığı pek dikkate alınmış gözükmüyor. Kabaca bu durumu Emevi saltanatının kurulması, yerleştirilmesi ve çeşitli unsurların karıştırılması faaliyetine kadar götürmek olası gözüküyor. Bu tespiti yaparken, İslam’ın inanç ilkeleri düzeyinde kavranılmasıyla, karşılaşılan muhtelif inanç ve kültürler ile ilişkilerinin, dar bir açıdan yargılanması etkinliğini kast etmiyoruz. Aksine, İslam’ın inanç ilkeleri zedelenmeden, onun anlamını sakatlamayan kültürleri özümleme yeteneğini mutlaka titizlikle ortaya koymanın önemli olduğunu dikkate almak gereği vardır. Sözgelimi, Filistin veya Şam bölgesinin fethedilmesiyle ortaya çıkan toprağın bölüşümü, kullanımı, mülkiyet, icar veya kiralama gibi kurumların belirlenmesinden kaynaklanan “İkta Sistemi”, Roma İmparatorluğu’nda uygulanan Roma Hukuku uygulaması dikkate alınmış gözükmektedir.

Toplumun örgütlenmesi siyaset alanında iktidar, devlet, kamu, birey olarak insanın hak ve yetkilerinin belirlenmesini içerir. Eğer, siyaset, iktidar, devlet, kamu (beyt’ül-mal), birey statüleri, yetkileri, görev ve sorumlulukları itibariyle dengeli bir şekilde düzenlenmemişse, kaçınılmaz olarak toplumsal düzen yerli yerince kurulamaz. Siyasi rejimlerin en olumsuzları, diktatörlük, oligarşi gibi yönetim biçimlerine mahkûm olunur. Nerdeyse istisnasız, Müslüman toplumlar siyasi rejim itibariyle, İslam’ın adalet, güvenlik, mülkiyet, hak, hukuk alanlarıyla bağdaştırılması imkânsız uygulamalarına sahne olmaktadırlar. Üstelik kuramsal düzeyde bu konuları başlı başına ele alıp incelemek, tartışmak gereği bile duyulmamaktadır ki, basit sorunların tanımı bile yapılamaz haldedir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı parlatın.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Meclis lokantasında yemek ücretlerinin artırılmasını doğru buluyor musunuz?