Reklamı Kapat

Yalnızlık tasarımları

İçinde yaşadığımız çağın en çok öne çıkarttığı duygu yalnızlık olmalı ki hepimiz giderek hayatın bir noktasında bu duygunun kıskacında kalıyoruz. Yaşadığımız mekânlar, semtler, kentler ve tasarlanan toplumsal yaşam alanları ve buna uygun ortaya çıkan yaşama biçiminin vazettiği şey de yalnızlıktır. Yalnızlık sadece yalnız olmakla ilgili bir durum da değildir, aksine çevresel olarak etraf ile ne kadar bağlı olunduğunun bir göstergesidir. Nerdeyse bir semti içine alacak kadar fazla insanın yaşam alanı olan bir sitede de, büyük bir salonu ağzına kadar bir toplantıda da insan bu duygunun pençesine düşebilir. Bunun en somut örneğini ise tasarlanan kentlerin ve bu yeni tasarı da “yaşam” biçimini belirleyen bireyselliğin verdiği duygu da yalnızlıktır.

Bu tasarlanan mekânları pazarlarken sunulan şey “rüya gibi bir hayat”tır. Kentlerin politik pazarlamasında da temel refleks buna paralel bir şekilde bu rüyanın gerçekleşmiş ya da gerçekleşmesi için “mutluluktur.” Ve bu rüyayı gerçekleştirirken büyük bir tehlike de kapıda beklemektedir. Bu tehlike sosyal izolasyondur. Kalabalıklaştırdıkça artan bir durumdan bahsediyoruz. Bir birleri ile temassız bir şekilde herkesin kendi koşuşturmasına odaklandığı ve herkesin yaşadığı hayatın mükellefiyetlerini yerine getirmek için koşuşturmanın zorunluluğu, ay sonları, ödemeler ve de her geçen gün artan ihtiyaçlara yetişme çabası üzerine kurulu bir hayat döngüsüdür bu. Kimlerle yaşadığının bir önemi olmadan ortak bir paydada buluşmadan sadece ekonomik olarak üç aşağı beş yukarı aynı sekmende olmanın verdiği bir yaşam biçimini emrediyor.

Böylesi bir yaşam biçiminin kamusal alanları, toplanma mekânları nasıldır? Elbette bu yaşam biçimini merkeze alan bir anlayışın ürünüdür. İçinde her türlü gereksinimini giderecek bolca zaman öldürecek mekânlardır. AVM’ler, büyük parklar, Fastfoodlar vb… Böylesi bir düzenekte sosyal ihtiyaçları karşılamak için sosyal medya mekânlarında geliştirilen yeni bir ilişki biçimi ile direkt temas etmeden her türlü etkileşimi (nefret, aşk, sanat, gösterme, duyurma vb.) yapabilir ve göz teması kurmadan büyük cüretkârlıklar sergileyebilir, daha çok insan ile etkileşimde bulunulabilir. Ancak bu sosyal izolasyonu yok etmediği gibi tecridi de kaldırmaz. Ortak duygular, ortak kanaatler oluşabilir, hızlı bir şekilde bir biri ile tezat olabilecek birçok şey bir arada bu sanal ortak alanlarda yapılabilir. Doğruluğuna itibar etmeden her türlü etkiye ve yönlendirmeye açık bu mekânlar gerçek mekânların kaosunu da içinde barındırır ancak buralarda bir çeşit sorumsuzluklar açığa çıktığından görece kullanışlıdır.

Kent tasarımcılarının en büyük amacı sakinlerine yardım etmek ve onları mutlu etmektir. Sonuç olarak verilen her kararın özünde mutluluk yatıyor. Onun için tasarlanan mekânlar, kentler; birey ve toplum için iyi olabilecek kendince unsurlar içerir ancak bu tasarılar daha çok mutluluk hormonu salgılamıyor ya da daha az stresli bir hayat, daha uzun soluklu bir refah, sağlık veya güvenlik sağlamıyor. Çünkü temelde üzerine inşa edilen ekonomik sosyal zemin insanlara mutluluk ve huzur getirecek unsurlardan yoksundur. Birilerinin huzuru ve refahı diğerlerinin kâbusu üzerine bina edildiği için toplumsal makasta olabildiğince açılıp ortak duyguları yok etmekte ve yerine güvensizlik-huzursuzluk çıkartacak tohumlar serpmektedir. Modern çağ, tasarları ile “topluluğun ruhu”nu öldürmüştür. Onun için her yeni açılım daha büyük bir sorun ile geri dönmektedir. Hoşça bakın zatınıza…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Biten - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı parlatın.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Meclis lokantasında yemek ücretlerinin artırılmasını doğru buluyor musunuz?