Reklamı Kapat

Halkı dinlemek..

Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçilip parlamenter sistemin rafa kaldırılmasıyla beraber siyasette birçok denge de değişti. İktidar partisi, bu hamleyle hem kendi elini zora soktu hem de muhalefete büyük bir alan açmış oldu farkında olmadan. Bir de, “koalisyonlar dönemi bitecek” denmesine rağmen zımni koalisyon demek olan ittifaklar dönemi başladı tabi.

Sistem değişikliğinin ardından yapılan ilk yerel seçimler olan 31 Mart, ittifakların devreye girmesiyle resmen bir genel seçim atmosferinde yapıldı. Elbette ki, seçim dönemi boyunca yaşananlarla, siyasi tarihin belki de en utanç verici ve kirli seçim kampanyası da yaşandı, yaşatıldı.

İktidar partisi ve ortağı, 31 Mart yerel seçimlerini beka meselesi ve terörle ilişkilendirerek bir manevra denediler. Bunu yaparken de, bugüne kadar görülmemiş bir siyasi üslup ve nezaket yoksunluğuyla rakiplerine illet, zillet, terör destekçisi bile diyebildiler. Elbette ki, bu aşırı sevimsiz ve saygısız dil, seçmen nezdinde değerlendirildi. Toplum, bu agresif ve saldırgan üslubu genelde benimsemedi ve AKP+MHP oyları, beklenen sinerjiyi oluşturamadı. Evet, AKP il genel meclisleri anlamında yüksek bir oya ulaştı belki, ancak özellikle de ekonomik krizi çok daha fazla hisseden büyükşehirlerde büyük bir şok yaşadı. 3 büyük şehri de kaybetti, sonradan İstanbul seçimleri bir büyük “yılan hikayesine” döndü.

Sistem değişikliğinin ardından girilen ilk yerel seçimlerden çıkan en anlamlı sonuç, makam olarak halk nezdindeki beklentisi “tarafsızlık” olan Cumhurbaşkanına halkın verdiği “tarafsızlık” mesajının yinelenmesi oldu. Halk, belediye seçimleri için mitingler yapan, bizzat sahaya inen cumhurbaşkanı manzarasına olumlu yaklaşmadı. Neticelere bakınca, halkın partili cumhurbaşkanlığı olgusuna mesafeli olduğu ve benimsemediği sonucu çıkarılabilir.

Yenilenen İstanbul seçimleri süreci ise iktidar partisinin yürüttüğü yanlış stratejilere yenilerini eklemesi ve toplumun verdiği mesajı hiç alamadığını gösterdi. Yine birtakım temelsiz iddiaların, hayali düşmanların, hakaretlerin, küçümsemelerin peşinden gidildi, yine seçmen birtakım “öcülerle” korkutuldu ve bu sefer beklendiğinin aksine toplum bu “zokayı” yutmadı. En başta gelen handikap, seçimlerin enden yenilendiğinin izahının bir türlü yapılamaması oldu.

İkinci handikap olarak, daha birkaç ay önce her türlü iftiraya, hakarete, küçümsemeye maruz bırakılan kitlelere, sırf seçim var diye bir anda sıcak mesajlar verilmesi ve bu kitlelerin bu durumun samimiyetine inanmamaları sayılabilir. Bu ani tavır değişikliğini kimse inandırıcı bulmadı. Hele ki, teröristbaşı ve bir zamanların “eski” teröristi olan kardeşinin son birkaç günde “piyasaya sürülmeleri”, tam bir fiyaskoyla sonuçlandı.

Ortaya çıkan bu netice, CHP’nin İstanbul’da muhafazakar olan ilçelerde bile öne geçmesi, sadece İmamoğlu faktörüyle de açıklanamaz. Elbette ki, İmamoğlu’nun yürüttüğü kampanyanın ve muhafazakar bir altyapısının olması gibi hususlar, 31 Mart’ta mağdur edildiği gibi bir algıyla birleşti ve mevcut sonucu ortaya koydu. Ancak bu sonucu yorumlarken, AKP’nin güçle olan imtihanını verememesinin ve yıllardır aynı klişelerle yürüttüğü yüzeysel siyasetinin artık çalışmadığı noktasını da görmek gerekir.

Bizzat AKP içinden son birkaç yıldır yükselmeye başlayan “metal yorgunluğu” gibi ifadeler, AKP’nin yaşadığı zemin kaybını yeterince açıklıyor denemez. AKP’nin içinde bulunduğu durum, gücün mutlaklaşmasıyla birlikte ortaya çıkan bir ekabirleşme ve şımarmayı da barındırır. Bir de, toplumun önüne, her seferinde ısrarla, tabir-i caizse “ahaber palavraları” denebilecek boş söylemleri ve “dünya bizi kıskanıyor” minvalindeki fuzuli argümanları koyması da eklenebilir. Bu faktörler arasında belki de en önemlisi, AKP’nin ne zamandan beri bir kurumsal yapı olmaktan çıkıp, “tek bir kişi” odaklı bir yapıya bürünmesi de denebilir.

Şimdi bir de İstanbul ve Ankara belediye başkanlarının elinden atama yetkilerinin alınıp bu yetkinin AKP’nin çoğunlukta olduğu belediye meclislerine verilmesi gibi bir adım atılıyor ki, bu bile halkın verdiği mesajın alınamadığını gösterir herhalde.

Halk,  söyleyeceğini üslubunca söyledi, anlamak isteyene…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Burak Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı parlatın.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Meclis lokantasında yemek ücretlerinin artırılmasını doğru buluyor musunuz?