Mesaj alıcılara ilk yardım dersi

23 Haziran seçimlerini geride bıraktık.

Öncesinin ve sonrasının değerlendirilmesini, ülkemizin geleceğinde olmak isteyen, ittifakını yaşama ve varlık sebebi sayan partiler dahil, iktidar ve muhalefet iyi ve doğru yaptıklarında, çekilen sıkıntılarımızın giderilmesine müsbet bir katkısı olacaktır.

Sayın Cumhurbaşkanı’nca ancak son günlerde hukuki değil siyasi tanımı yapılan, “çaldılar” suçlamasına inanan AKP’lilerin, savunmalarında 17 yıldır iktidarında oldukları devletimizi “zayıf ve tedbir alamayan” olarak algılamaları düzeltilmeli önce.

“30 bin sandıkta 2’şer oy çalınırsa, bu 60 bin fazlalık çalanların adayına seçim kazandırır” gibi bir hesap özeti ile taraftarlarını iğdiş eden medyacılar, 30 bin sandık görevlisinin nasıl bir organizasyonla birlikte olabilecekleri ihtimallerini hiç düşünmedikleri gibi, farkı, oy eşitliğini bozan “çalma” suçlamasıyla sürdürdüler itirazlarını ve iddialarını.

Bu durumda sorulması gereken yahut cevaplanması ısrarla istenecek soru tek idi.

Neden 100 bin, 200 bin, ya da rakibin gösterdiği gibi 800 bin fazla oy almayı hedeflemediniz? Mademki başarılı idiniz, ancak siz yapıyordunuz, inandırsaydınız ya, 23 Haziran’da peşine düştüğünüz sandığa gitmemiş İstanbulluları!..

10 milyondan fazla seçmeni olan İstanbul gibi büyük ve önemli bir Türkiye şehrinde, 30 bin oyun bilerek hatalı yazımıyla bir seçimin neticesinin değişeceğine inanması AKP’li insanlarımızın, hala devleti anlayamadıklarının; tanıyamadıklarının kayıtlara geçen ispatıdır ki, en çok acı duyulacak yer buralar olmalıdır.

Bir seçimin yönünü değiştiren, kazanmayı hedefleyen muhalefetin yalanı değil, iktidarını bırakmak istemeyenlerin savunacakları gerçeğin olmamasıdır. Yapılması gerekenleri yapmış olmakla öğünen bir iktidar, o yapılanlar elle tutulur ve göz önünde olmasına rağmen, devlet kurumalrının tasdikini de göstermeli yahut halkımızın sevdiği tabirle söylersek “temiz” kağıdı. Olmalıydı.

Yoksa “Gönül belediyeciliği” demekle “Aşkımız var” demekle halk, yasalar içinde yapılmış normal belediyeciliği değil, üzüldüğü ve hala yakıştırmak istemediği görevden alınmış başkanlı ve olumsuz duyumların, ayyuka çıktığı iktidar belediyeciliğini anlar. Nitekim öyle de olmuştur.

Kazanan başkanı, olmayan sayıştay raporu yalanını çok söylemek ve kullanmakla, seçimden bir hafta sonra dahi suçlamalarını sürdüren yandaş sıfatlı kalem erbablarına bir hatırlatma yapmak, galiba bize borç çıkarıldı bu durumda. Kaçınmayız ve haykırırız! Her ne kadar gömleksiz olmayı erdem bilseler de emeklerimizin ve hayallerimizin böyle tarumar edilmesine göz yummayız, hazmetmeyiz!

Rakip, olmadığını iddia ettiğin sayıştay raporunu gündem ettiğinde veya onlardan çok önce, neden sen olan sayıştay raporlarını göstermedin, sunmadın halkın huzuruna.

17 yıldır başkanlığı elinde tutan bir iktidar, en az 15 adet sayıştay raporunu, “çalmadık, çaldırmadık” sloganıyla çıktığımız yolun bu durağında övüncümüzdür diyerek halkına arzetmesi gerekirken.. Devlet var, Sayıştay’ı var, raporu yok dersen, 13 bin oyla kazanılır mı istihzasında bulunduğun bir seçim, 800 bin oy farkıyla gelir karşında durur.

Demekki bir seçim, “mitil atan” bir ittifakcı bularak ve o mitilin üstünde oy istediklerini “Ey teröristler” diye suçlayarak kazanılmazmış. Yandaş medya kalemcilerinin fotokopi yazılarının katkısı hiç olmadığından bu kar-zarar hesabının içine alınmamıştır. Yani onlar mizanda yoklar.

23 Haziran seçiminin en karlı partisi iktidarın ittifakcısı parti olmuştur. Bir tek aday göstermeden, bir tek seçim afişi asmadan, bir tek miting yapmadan, bir tek mitil atarak, hem iktidardan önce kaptığı belediyelerdeki varlığını tasdik ettirmiş, hem de kaybedilen dolayısıyla zararlı sayılmamıştır.

31 Mart’taki temposunu 23 Haziran’da da aynen koruyan Saadet Partisi’nin oy toplamındaki eksikliğin en doğru izahını yaparak şimdilik yeter demek istiyoruz bu seçim hesaplaşması yorumlarımıza.

Mevsimin yaz olması dolayısıyla, Anadolu’ya giden Saadet Partisi seçmeni, bir önceki seçimde söylediğinin tekrarına ihtiyaç duymadığı için Istanbul yollarına düşmemiştir.

Bir takım insanımızın biz eskiden oradaydık nazıyla, 28 Şubat provakatörü ve yalan uzmanı Ş.Yılmaz’ı farkettirmeden meşrulaştırma toplantılarıyla Saadet Partililere öğüt vermesi, yol göstermesi kaale alınmamasının yanında, iktidarın çaresizliği olarak da girmiştir kayıtlara.

Durum budur.

Yanlışların komedyeni doğruculara karşı

“1980 Askeri darbesinden sonra, o zamanki başkan Tayyar Altıkulaç yine böyle çok gizli bir rapor hazırlamış, bu rapor Çankaya’da cunta generallerine okunmuştu. Bendeniz o raporu gördüm, Süleymancılığın ve Nurculuğun zararlı olduğunu ve kapatılmaları gerektiğini açıkça yazıyordu.” (Mehmed Şevket Eygi – 25 Mayıs 2019 – “Diyanet’in çok gizli raporunda acaba neler yazıyor.”)

“Biz bir sacayağı idik” diyenlerden ve bizim de “Sacayağı hücresi” elemanları dediklerimizden 2 numaralı olanın, geçmişte yaptığı ve Eygi ağabeyin bugün yazdığı o icraatı, 3 numaralı kişi tarafından neden “Doğrucu Davutluk” olarak adlandırılmamıştır?

“Abant Platformu”nun toplantılarında baş fetvacı olarak yer bulan ve herkesi “Demokratik tövbe”ye çağıran “Sacayağ Hücresi”nin 3’üncüsü pirinç taşları ayıklamaya durunca ve Doğrucu Davut’lara kılıç sallayınca, bir çok yazar cevap hakkını kullandı.

Kimi, kitaplarında yazdığı “Hz. Peygamber’den 30 yıl sonra başlamış olan saltanat ve istibdadın, gerçeği çekinmeden söyleyip yazmak için gerekli fikir hürriyetine meydan vermemiş olması”nın yeni yorumunu kabul etmezken, biz de açık seçik yazıyoruz itirazlarımızı.

“Beğenilen bazı yöneticilerin yakın veya uzak çevrelerinde, genel olarak icraatı takdir edilen bir iktidarın bir kısım mensuplarında ahlak, liyakat, adalet, hakkaniyet.. bakımından arızalar, eksikler, çürüklükler oluyor, iyi niyetli bazı insanlar da yetkili sorumlular bunları niçin ayıklamıyorlar diye haklı olarak yakınıyorlar; yakınmakla kalmıyorlar, Doğrucu Davutluk adına olur olmaz zamanlarda biraz da abartarak ve genelleme yaparak şikayetlerini yayıyorlar.” (Hayrettin Karaman – Yeni Şafak Gazetesi – Kötüyü ayıklamak)

Bu paragrafında özetleniyor, sayın Karaman’ın iki yazısında göstermek istediği yol.

İktidarı genel olarak icraatı takdir edilen bir iktidar yuvarlaklığıyla tanımlamak o genelin kapsama alanını yarı aydınlık kılarken, yakın ve uzak çevreleriyle hep gündeme gelen bazı yöneticiler ve mensuplardaki ahlak, liyakat, adalet, hakkaniyet konusundaki arızalar, eksiklikler, çürüklükler de inkar edilemiyor.

Ahlak, liyakat, adalet, hakkaniyet arızaları veya yokluğu haklı olarak yakınılacak boyutlara ulaşmışsa, mağdurların şikayet etme haklarını kullanmaları, bir fıkıhçı tarafından neden zamansız bulunur?

17 yıldır iktidar olan bir parti, atayacağı makamlara ahlak ve liyakatli insanlar bulamadığından mı göze almakta kendisine çıkarılacak faturayı, yoksa gücü haricinde kalanlar var da onlar mı sebep oluyorlar yakınmalara, memnunsuzluklara..

17 yıldır yakın durduğu ve hatta kurulmasında emeklerinin olduğu, ki 2 numaralı yıllarca milletvekilliği yapmıştır, bir partinin eksikliklerini, yanlışlarını görmezden gelerek ve onların giderilmesi için çare üretmeyerek, bugün “iç ve dış mihraklar” korkutuculuğunu dillendirmesi ve AKP propagandacılarının kullanımdan kaldırdıkları “Beka”yı gündem yapması, düşüren insanlarımızın aklına sorular üşüştürür; geçmişle bağlantıları da hatırlanarak..

CHP’nin 1946 “açık oy – gizli sayım” zulmünü yaşayan insanlarımız, sayın Karaman gibi düşünseler ve “mevcut iktidar dışında birinin tek başına iktidar olması mümkün görünmüyor” deyip mücadelelerini bıraksalardı, 14 Mayıs zaferi yaşanır mıydı ülkemizde.

AKP’nin, CHP gibi olmamasını isterken koalisyonların bela olduğu iddiasını da şiddetle reddediyoruz sayın Karaman’ın. Toprak kazandığımız tek zafer bir koalisyonda yaşanmıştır. Koalisyonda kafa tutmuşuzdur en tutarlı olarak “Eyyy Amerika’ya!..”

“İçerideki yönü ve davası farklı olanlar” kimlerdir ve devletimizin gücü onları bertaraf etmeye yetmiyor mu ki, hedefleri Türkiye’yi teslim almaktır vurgusu yapılıyor, ahlak liyakat ve hak-hukuk’la alışverişlerinin olmadığı belirtilerek..

Yeterince eğitim ve tebliğ yapılmadığından mı türedi o iç mihraklar sorusunu da kime sorsak acaba?

“Zalimlerle savaş halindeyiz” derken bir fıkıhçı hoca, ülkesinin insanlarını bilmemekle, farkında olmamakla suçlamış olmaz mı? Dahası ben biliyorum ve söylüyorum kibri de cabası.

Muhalefeti “siperde bekleyen” tanımında bilen birisi, nasıl olacak da, o siperdekilerden kendi saflarına katacaklar? Yoksa bu ülkeye biz yeteriz mi diyorlar?

Yazımızın başına aldığımız, sacayağı’nın 2 numaralısının icraatının adını ne koyacağını sorarak bitiriyoruz yazımızı.

Biz bekleriz!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Necati Tuncer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


İstanbul Markaları

Milli Gazete, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Meclis lokantasında yemek ücretlerinin artırılmasını doğru buluyor musunuz?