Reklamı Kapat

Siyaseti kavramak

İnsan ve topluma ilişkin etkinlik ya da faaliyeti bir bütün olarak kavramak istediğimizde, zihni yetimizin doğal gereği olarak, onu tasnife tabi tutarız. Çünkü insan zihni mahiyeti gereği bir şeyi ya da bir konuyu, ilk elden bütün olarak kavramada yetersizdir. Özellikle şeyin veya varlığın ya da konunun, kısacası hakikatin bir anda kavranması zihnin işleyişini, özümleme sürecini aşan bir durumdur. Descartes bu durumu tanım, tasnif, tekrar ve yargı şeklinde belli aşamalara ayırarak zihnin hakikati kavrama yolu ya da yöntemi olarak belirlemeye çalışmış ve genel olarak da modern bilimin izlemesi gereken yolu yöntem şeklinde ortaya koymuştu. Gerçi Descartes’ın bu görüşü, genel olarak “doğa” olarak tanımlanan varlığa yönelik olmakla birlikte, sonraları, özellikle doğa bilimleri alanında elde edilen başarılarına bakılarak, insan ve toplum alanında da uygulanması gereği üzerinde yoğun tartışmaların yapılmasının yolunu açmıştı. Ancak, insan zihninin mahiyetinde içkin olarak çıkartılabileceğini düşündüğü ilkeleri matematik bağlamında tanımladığı için, onun doğa, daha geniş anlamda evren kavrayışı “matematik evren tasarımı” şeklinde değerlendirilmişti. Bu ise, insan ve toplum varlıklarının, mahiyetlerini kavramada bir takım güçlükleri beraberinde getirmekteydi. Sözgelimi hukuk alanında, bir yönüyle bir matematik kesinlikten söz etmek mümkündür, ama bu çerçevede kurulan yargıların, insan ve toplumun karşı karşıya bulunduğu sorunları, ister istemez göz ardı etme sakıncasını doğurmaktaydı. Nitekim ondokuzuncu yüzyılın son çeyreğinde İtalya’da Gerçekçi Okul olarak adlandırılan, özellikle Ceza Hukuku alanında etkili olan okul, Descartes’ın “özgür irade” ilkesini temel alan Ceza Kanunu’na karşı çıkarak değişmesini hazırlayacaktır. Hazırlanan yeni Ceza Kanunu, Zanardelli Tasarısı olarak adlandırılacak ve yasalaşacaktır. Aynı kanundan esinlenerek, 1930 yılında hazırlanan Türk Ceza Kanunu, bir takım değişiklikler ile 2004 yılında bütünüyle değiştirilecektir.

Demek oluyor ki, insan zihninin, insanı ve toplumu kavraması, öncelikle bunlarla ilgili konuları kendi içinde tasnife tabi tutmak durumundadır. İşte bu tasnife tabi tutma işlemi sayesinde zihin kavramak istediği konuyu ya da sorunu unsurlarından başlayarak bütüncül bir kavrayışa ulaşabilir ancak.

Hukuk alanında bütüncül bir kavrayışa ulaşmak için, özet olarak hak ya da menfaat ilkelerinden hareketle, insan ve toplum ilişkisini unsurlarına ayırma işlemine başvurmak kaçınılmazdır. Herhangi bir muhakeme sürecini izlediğimizde bu işlemlerin nasıl yapıldığını veya yapılması gerektiğini kolayca tespit etmek mümkündür.

Benzer şekilde siyaset alanında, zihnin mahiyetine uygun bir yol izlemek, siyaset alanının doğru kavranılması için de geçerlidir. Ne var ki, siyaset alanında insan ve toplum ilişkileri, iç içe geçmiş değişkenlerin varlığına titizlikle dikkat etmeyi zorunlu kılmaktadır. Üstelik siyaset etkinliğinin güdüleyici değişkenleriyle, “amaç” olarak tanımlanan değişkenleri, çoğunlukla göreceli nitelikleri temel niteliklermiş gibi algılama yanılsamasına bütünüyle yatkın görünebilirler. Sözgelimi siyaset olgusunu, salt “iktidar” olarak kavrayan bir zihin, onun tanımını, işleyişini, işlevini, giderek amacını bu çerçevede kavrama yanılgısına kolayca varabilir. Ki çoğunlukla tarihi sürece bakıldığında sayısız örneklerle karşılaşmak mümkündür. Hele siyaset alanını kavramada belirgin değişken olarak “iktidar”ı, kuvvet, daha doğrusu zorlayıcı maddi bir güç mahiyetinde tanıyıp öyle kabul eden bir kişi veya kişiler (grup, zümre, sınıf), siyasetin amacını ve diğer değişkenlerini de buna göre algılamaktan kendilerini kurtaramazlar. Aslında insan ve toplumun maddi ve manevi varlığının korunması, geliştirilmesi, güvenliğinin sağlanması gibi işlevleri, görevleri içkin olan siyaset, bir noktadan sonra, iktidarı ele geçiren ile insan ve toplumun çatışma, mücadele, giderek savaş alanına dönüşür. Açıktır ki, insan ve toplum, sürgit siyasetin salt iktidar, iktidarın da zorlayıcı ve baskılayıcı maddi güç şeklinde kullanılmasına rıza göstermez, ilk fırsatta itirazını, direncini gösterir ve başkaldırmaya tek çıkar yol olarak bakar.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı parlatın.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Meclis lokantasında yemek ücretlerinin artırılmasını doğru buluyor musunuz?