Reklamı Kapat

Bir şeyler oldu…

31 Mart seçimleri öncesi dönem, Türk siyaset tarihinin en kirli, en seviyesiz ve çirkin seçim kampanyasına sahne oldu. Bugüne kadar görülmemiş iftiralar, hakaretler edildi, bile isteye yalanlar söylendi, kitleler basit bir belediye seçimi uğruna kışkırtıldı da kışkırtıldı.

Siyasetin dili öylesine rezilleşti ki, içinde iftira, hakaret ve yaşan olmayan cümleler kurulmaz oldu. Kampanyalar öylesine sertleşti ki, sokaktaki insanlar karşıt görüşteki insanlara rakip değil de düşman gözüyle bakar hale geldi. Siyasi iktidar ve ittifak ortağı, rakip ittifak yani muhalefet için illet, zilletten, hain, teröriste kadar türlü çeşitli hakaretleri gayet rahatça sıralayabildiler. Basit bir belediye seçimini saçma sapan bir “beka” ambalajına sarmaktan çekinmediler.

Bunun anlamı, “seçimi kazanmak için her yol mübah” olsa gerektir ve Türk siyaset tarihinde de böylesi, bir popülizm ve Makyavelizm de görülmemiştir. İşin kötüsü, akla mantığa ve insafa sığmayan bu ifadeler, düşünmekle ve bilgilenmekle çok da arası olmayan, iktidarın propaganda makinesi dışında bir haber kaynağa sahip olmayan kitlelerde tesirli oldu.

Kendini bu saçma sapan sözlere fazlasıyla kaptıran bilinçsiz tipler, seçim günü adam da öldürdü, 31 Mart sonrası dönemde “teröre destek veriyor” galeyanıyla ana muhalefet partisi liderine de saldırdı.

31 Mart seçimlerinin bitmesiyle, Türkiye bugüne dek yaşanmamış bir başka süreci daha deneyimledi. Türkiye’nin ve iktidar partisinin kalbi sayılan İstanbul seçimleri, hayli enteresan ve açıklanması zor bir şekilde uzadıkça uzadı. Oyların sayılmasından üst üste yapılan itirazlara, yeniden sayımlara, sonuçların açıklanmasından mazbatanın verilmesine kadar hayli tuhaf gelişmeler Türkiye gündemini esir aldı. Neticesinde yaşanan “tekrar seçim kararı” ise gerekçeleri ile birlikte tartışmalı bir karar olarak hafızalara kazındı.

Bu enteresan sürecin özeti, iktidar partisinden bir yetkilinin “Hiçbir şey olmasa bile kesin bir şeyler oldu” sözü olsa yeridir. İktidar partisi, elindeki medya gücünün de yardımıyla kamuoyuna devamlı surette “oy çalındı” propagandası yapsa da, seçim tekrarı alan YSK’nın gerekçeli kararında bu duruma değinilmemesi ve gerekçe olarak “sandık kurullarında devlet memuru olmayan üye görevlendirilmesi”ni göstermesi de işi iyice garabet bir noktaya taşıdı.

Yeniden seçin kararı alınmasıyla birlikte yine tuhaf bir seçim kampanyası dönemi izledik. Yine bir hayli “bel altı vuruşlar”, yine “hakaretler”, “aşağılamalar”, yalanlar vs havalarda uçuştu. Yine siyasetin dili ağırlaştı, çirkefleşti. Kendi adayını çıkarıp “ikisinden birini seç” zorlamasına girmeyen partilere bile “adayını çek” baskısı yapıldı. Ahlaksız yandaş medya organları eliyle, faydasız polemikler, ucuz mahalle kavgaları her gün, her saat insanların önüne kondu. Hükümetin tüm bakanları, başka işleri güçleri, bu ülkenin dertleri yokmuş gibi sahaya inip oy kapmaya çalıştı. Kamu görevlileri ve belediye çalışanları bile bir şekilde politize oldu. Ki en kötüsü de budur. Devlet, bir partiye ait değildir ve devletin görevlileri de bir parti adına faaliyette bulunmamalıdır.

Son düzlüğe girilirken iktidar partisi adayına destek babında cumhurbaşkanı da sahaya indi, televizyonlara, radyolara çıktı. Bu noktada, Cumhurbaşkanının son 3 günde miting yaptığı Bahçelievler, Sancaktepe gibi 31 Mart’ta AKP’nin kazandığı yerlerde, 23 Haziran’da AKP’nin geriye düşmesi manidardır. Aynı şekilde, 31 Mart’tan 23 Haziran’a İstanbul’da AKP’nin yaşadığı büyük kayıp da halkın verdiği bir derstir. Bu duruma “CHP kazandı”dan farklı bir şekilde bakmak gerekir.

Muhalefet partilerine terör destekçiliği gibi ağır ithamlarda bulunan hükümet, son bir hamle olarak terör örgütü elebaşının mektubuna sarıldı, ki siyaset tarihi böylesine bir “kendi ayağına sıkma” halini az görmüştür muhakkak.

Bu yaşadığımız 3-4 aylık süreç, Türk siyaset tarihi açısından gerçekten de çok acı ve ibretliktir. Ama daha da acı olanı, iktidar elden gitmesin gayretiyle siyasi iktidar ve destekçilerinin takındıkları tavır, kullandıkları dildir. Her türlü yalan ve iftira ile insanların haklarına girmek, ahlaksız bir medya eliyle her türlü tezviratı yapabilmek, gerçekten de üzerinde düşünülmesi gereken bir arızadır.

Seçim bu; kazanılır da kaybedilir de, ancak insanların hakkına girmek, kalbini kırmak, onları kaybetmek nedir Allah aşkına? Netice itibariyle, AKP’nin “ben yaptım oldu” anlayışı ve propaganda uğruna ağzına geleni söyleyebilme manevraları, Türkiye’de artık çalışmamaktadır.

İnşaallah, bu kadar çirkin ve tuhaf bir seçim süreci bir daha yaşanmaz..

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Burak Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

01

Vatandaş - "Siyasetin dili öylesine rezilleşti ki" cümlesi çok iyi bir tespit ama hangi siyasetçilerin sayesinde bu oldu. Bunu da bu Asil ve necip Millet çok iyi biliyor ve bildiğini de bilmeyenlere bildirdi. Anlayana..!

Yanıtla . 0Beğen 25 Haziran 22:36

Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı parlatın.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Meclis lokantasında yemek ücretlerinin artırılmasını doğru buluyor musunuz?