Yazmaya “değer” şeyler

Değer, yokluğunda değeri fark edilebilen bir kavram. Bir milletin sahip olduğu sosyal, kültürel, ekonomik ve bilimsel unsurları kapsayan unsurların tümüne değer diyoruz.

Anlamında ve içeriğinde kıymet olduğunu keşfettiğimiz şeylere “değerli” diyoruz. Nişanyan Sözlüğü’ne göre “değer” “tegir” kökünden gelir. Pay, hisse, kıymet demektir. Kaşgarlı Mahmut’un Divanı-ı Lugati’t Türk eserinde “Ol at tegirinde bokurdı” yani “At değerinden ucuza gitti” örneği verilir. Değerli olan şey değerini kendinden alır, asıl maharet değerbilir olmaktır. Bir şey değerli ise zaten onun hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. Marifet bir şeydeki değeri görüp anlayabilmektedir.

Okullarımızda “Değerler Eğitimi” bütün derslerin ruhuna katılacak biçimde yer almakta. Dinî ve milli nitelikli değerler çeşitli biçimlerde sınıflarda ya da koridorlarda panolarda öğrencilerin dikkatine sunulmakta. Sabır, cesaret, çalışkanlık, misafirperverlik, doğruluk dürüstlük, adalet gibi kavramların yanı sıra timsal şahsiyetlerin fotoğrafları öğrencilerin geçtikleri yerlerde sergilenmekte. Şiirler okutulmakta, kompozisyonlar yazdırılmakta. Bunlara itirazımız yok tabi. Fakat değer kelimesinin de bir değeri olduğu unutulmamalıdır. Siz bu önemli ve değerli kavramları sadece öğrencilerin atık ve artık zamanlarında gündeme getirirseniz zımni anlamda bu kavramların aslında o kadar da önemli olmadığını itiraf etmiş olursunuz. Değer hayat içerisinde anlam bulur, hareketlere yansıdığı veya örneklik teşkil ettiğinde bir karşılığı vardır.

Şayet öğretmeninizin değerini bilmiyorsanız değerler mefhumunu bir yere oturtamazsınız. Yukarıdan aşağıya ve aşağıdan yukarıya herkes birbirinin değerini bilip ona göre davrandığında değerler üzerine nutuk atmaya da gerek kalmaz. Bir okulda öğrenci ya da öğretmenler arasında kırgınlık ya da küskünlük varsa önce bunu ortadan kaldırmalısınız. “Barışmak” üzerine pano hazırlamak sadece zevahiri kurtarmanızı sağlar.

Öğretmenseniz öğrencinize ona ne kadar değer verdiğinizi hissettirmeniz gerekir. Siz ona değerli olduğunu hissettirirseniz o da size değer verir. Zira değer tahta başında öğretilen bir şey değildir. Değerli olandan anlayan değerlidir. Her bir şeyin fiyatına ve ederine odaklanmış kuşakların değerbilir olması ancak böyle bir örneklikle mümkün olabilir.

İsterseniz bir okulun duvarına kulağınızı yaslayın, herkes değerinin bilinmediğinden dert yanacaktır, bunu işiteceksiniz. Amir memur ilişkisi çok ince bir nezaket ayarı içerisinde olmalıdır. Yetki ve salahiyete dayanarak çalıştığı kişilere anlayışsızca davranan bir amir gerçekte değerden nasipsiz sayılır.

“Değerli arkadaşlar” diye söze başlamak değil hüner, hitap ettiğiniz kişilerin kalbine ve kafasına misafir olabilmektir.

KARL MARX’A ÖZEL

Hece dergisi Karl Marx sayısı tam anlamıyla arşivlik. İdeolojik kör bakış değil objektif esaslı entelektüel bakış gerek bazı isimlerin üzerindeki yığınakları kaldırabilmek için. Marx tam da böyle bir kişilik. Karşı cepheden bakarsanız sadece yürürken sırtını ve omuzlarını bir de yorgun bacaklarını görürsünüz. Fakat objektif bakışla bakarsanız yüzünü ve yüzünden neşet eden dünya görüşüne de vakıf olmanız mümkün olur. 1384 sayfa ve iki ciltten oluşan Hece dergisi Karl Marx Özel Sayısı Rasim Özdenören’in “Diyalektik Üzerine Mülahazalar” yazısıyla başlıyor. Özdenören Türkiye’de Marx üzerine konuşmanın tarihine değindiği yazısında özellikle diyalektik kelimesinin altını çiziyor. Rasim Özdenören’e göre Marx’ı anlamak diyalektik düşünce biçimini anlamaktan geçer. Şurası da altı çizilmesi gereken bir cümle: “Diyalektik düşünme biçimini (veya mantığının veya yönteminin) mahiyetini anlamak bizim için özellikle önem taşır. Diyalektik düşünme biçimi vahiy mantığına nüfuz etmenin de yolunu açar.” Hece dergisi Karl Marx için neden bir özel sayı hazırlama gereği duydu acaba? Bunun cevabını yine Rasim Özdenören veriyor: “Modern çağın büyük kafalarıyla (Kant, Hegel ve Marx’tan başlayarak) yüzleşmenin yolunu açmak”. İki yılı aşkın bir hazırlığın ürünü olan bu özel sayıda yazılarıyla yer alan bazı yazarlar şunlar: Ramazan Yelken, Alaattin Diker, Charles Barbour, Gregor A. James, Bradley Macdonald, Pierre Macherey, Barış Parkan, Mustafa Ertürk, Özkan Öztürk, Ümit İzmen, Sevda Mutlu, İrfan Çevik, Doğan Göçmen, Ali Sinan Bilgili, James Luchte, Ahmet Demirhan, Faruk Kararslan, Mahmut Çeliker, Ali Öztürk, Mustafa Orçan, Bilal Çavdar, Ömer Faruk Danış, Elifnur Öztürk, Hacı Duran, Kadir Canatan, Peter McLaren-Ramin Ferahmandpur, Alexander Saxton, Olkan Senemoğlu, Enis Memişoğlu, Ahmet Öncü, Yonca Gökalp, Vefa Taşdelen, Memduh Özdemir, Vedat Koçal, Zülküf Kara-Halime Aydın, Nurhan Tanrıverdi, Şükrü Karatepe, Merve Tüzünoğlu, Elif Tuğçe Kocabıyık, Pınar Eldemir, Zekeriya Şimşek… Ve diğerleri…

Birçoğu akademisyen yazarlardan oluşan Karl Marx Özel Sayısı’nın okuyucuya kolay bir okuma bahşetmeyeceğini şimdiden söylemeliyim. Sabırlı, yavaş ve sindirerek okumak gerekiyor. Hemen bitirme isteğini lütfen yanınızdan uzaklaştırın. Bir de keşke aynı konuda bir sempozyum yapılabilse. Yüzleşmenin canlı haline de okuyucu tanıklık etmiş olur hem.

( Karl Marx Özel Sayısı-II cilt- Hece Dergisi-270, 271, 272. sayı-Tel: (312) 419 69 13 )

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hüseyin Akın - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


İstanbul Markaları

Milli Gazete, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Özel araçlarda sigara yasağı uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?