Reklamı Kapat

Çılgın Projeler

Tasarlamak ve yapmak bir yana herhangi bir projenin mahiyetine ilişkin malumat sahibi bile olmasak da projesever bir millet olduğumuz yadsınamaz. Proje dedin miydi bu topraklarda akan sular durmasa da duran sular eline fırsat geçtiğinde akmaktan vazgeçer. Yahut da çıpçılgın bir proje kapsamında suların akış yönü değiştirilir, denize değil birtakım fırsatçıların rantına doğru çağlayıp durur.

İnsanlık, dostluk, kardeşlik gibi soyut kavramlar üzerine bile projeler geliştirilir. Yani insanlar insan olmak bağlamında değil kıytırık bir proje kapsamında kardeş kılınmaya çalışır. Tutmaz tabi. Hiçbir derde merhem olmaz. Kitlesel ve kişisel tatmin sağlar bir yerde. Böylece avunulmuş olur.

Projesever bir millet olunduğu sanrısı bir yerde ithal cep telefonu, bilgisayar, oyun vb. kullanımını teknoloji düşkünlüğü olarak anlamak, bu meyanda etrafta görünen absürditeyi niteliksel unsur olarak algılamak ve öyle yorumlamak gibidir. Eline telefon tutuşturulan çocuk, telefonla oyun oynadıkça teknolojik çalışma yapıyor zanneden bir millet olduğumuz da söylenebilir. Doğrusu oyun yazılımı kurgulayabilen ve geliştiren, gerçekleştiren biri tutarlı bir iş yapmak anlamında kaale alınmaz ama oynayabilme becerisi teknoloji düşkünlüğüdür.

Benzer şekilde akla gelen, akıldan geçen her saçmalığı fikir; belli belirsiz her tahayyülü proje sanmak da bu zümredendir. Her insan, her hayal, her akla gelen birer proje sanılıverir. Yazım, çizim, altyapı, fizibilite, düşünce vs. gerekmez. Güçlü sayılabilecek bir söylemle ortaya atılan ve çoğunlukla ortada kalan, geniş insan kitlelerince makes bulan ama asla ele avuca gelmeyen her şey birer proje olup çıkıverir. Bunlardan bazıları çılgındır. Adı üstünde çılgınlık, delilik, saçmalık, zırva dersiniz; ancak ne yazık ki güçlü bir dille söyleme dökülebildiği için toplum tarafından çoktan kanıksanmış, benimsenmiş, kabul görmüş oluverir. Birisi çıkar ve size çok çılgın bir proje açıklayacağım diyerek İstanbul’a bir boğaz daha yapmak iktiza ettiğini söyleyiverir. Ne işe yarayacağından, kârından, zararından öte nereye, ne zaman, nasıl ve kimler eliyle yapılacağı dahi belli değildir. Evet, çılgınlıktır, saçmalıktır belki, ama işin o tarafına takılan birine rastlanmaz. Sonra, çok sonra, nereye, ne zaman, nasıl yapılacağı falan kararlaştırılır. Kararlaştırılan yer de zaman da şekil, şemail de asla tutturulamaz. Ama artık öyle bir proje vardır ve gerisi hiç mühim değildir.

Şahan Gökbakar’ın yıllar evvel televizyon için yaptığı parodilerden birinde “Hayri Gül’le 2008’e Güle Güle” isminde bir bölüm göze çarpar. Sırf komedi olsun için Hayri Gül tiplemesinin öne sürdüğü türden projeleri, doğrusu bugün harika projeler olarak yutabilen bir millet olduğumuzu söylemek mümkündür. Köprüleri bir yakadan diğer yakaya değil de aynı yakada sahil boyunca yapmak; İstiklal Caddesi’nin iki ucunu kapatıp, caddeye ikiyüzyirmibeş galon su boşaltıp, üstüne pekin ördeği ve gondollar salıp küçük bir Venedik havası yaratmak; seçimde kendisini desteklemeyen ilçeyi İstanbul’dan çıkarıp Kocaeli’ne bağlamak, Büyük yahut Küçükçekmece Gölü’nü denizle birleştirip yeni bir İstanbul Boğazı açmak gibi…

İzlenen kentleşme politikası bağlamında bu tür çılgın, yani manyak, yani dev, yani ne idiğü belirsiz projeleri çoğaltmak mümkündür. İnsan bu meyanda dalga geçmekten bile imtina eder çünkü ciddiye alınıp hayata geçirilmeye kalkılmasından korkulur. Mesela Fatih ilçesini çepeçevre saran asıl İstanbul’un surlarını restore etme projesi gibi. Kâbe’de yıkılıp binbir ısrar sonucu yeniden yapılan revaklar gibi surların tamamı yıkılıp yerine sur görünümünde beş, bilemedin sekiz katlı ve kilometrelerce uzanan bir toki projelendirilebilir. Böylece hem nüfus rahatlamış, hem atıl durumundaki surlar kullanıma sokulmuş, hem de harabe halde görünen surlar modern bir görünüme kavuşmuş olacaktır. Ayrıca bu proje doğrultusunda mekândan tasarruf sağlanmış, surların çevresindeki arazi de hizmete girmiş olacaktır.

Daha ne çılgın projeler geliştirilebilir ama güzelim projelerimizi çalmalarına niye fırsat verelim ki. Gerçekleştirip, paylaştırıp çeyrek asır sonra İstanbul’a ihanet ettik ama hızımızı alamadık, daha da iyi etmek için desteğinizi umuyoruz demek ve hatta almak çok keyifli! Arkasına yaslanıp izleyebilene ne mutlu!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İshak Koç - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?