Kur’an’ı açıklama yetkisi kimdedir?

Batı’da Katolik geleneğe karşı başlatılan, Hıristiyan-Protestan gelenekte kendini bulan ve sadece teolojik değil, siyasi yönü de olan “Sola Scriptura” yani “yalnızca kutsal kitap (İncil)” söylemi, 19. yüzyıla gelindiğinde, “İslâm sadece Kur’an’dan ibarettir” fikriyle Moğol istilası ve devamındaki İngiliz işgalinden bunalmış Hint ikliminde Batı’ya karşı mağlubiyet psikolojisi yaşayan zihinlerce “Kur’aniyyun”, “Ehl-i Kur’an” sonraları “Kur’an İslam’ı” gibi isimlerle kendine yer edinmiş; İslâmî gelenekte kabul gören sünnet anlayışına karşı başlatılan bu hareket, hadislerin güvenilirliği ile Peygamber Efendimize itaati ve O’nun örnekliğini sorgulayıcı bir fikri akım haline gelmiştir.

“Kur’an İslam’ı” söylemi, aslında Kur’an-ı Kerim’i bağlamından kopartmaktır ve Kur’an’a yapılabilecek en büyük kötülüktür. Bu anlayış, Peygamber Efendimizin (s.a.v.) misyonunu inkârdır. Kur’an-ı Kerim’de, “Kim, Peygambere itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur…” (Nisa, 80) ve “…Peygamber size ne verdiyse onu alın, size neyi yasakladıysa ondan da sakının…” (Haşr, 7) ayetleri Peygamberimize itaatin önemini belirtmektedir.

Peygamberimizin (s.a.v.) misyonu, Kur’an’ı öğretmek, açıklamak ve yaşayarak uygulanabilirliğini göstermektir. Nitekim Kur’an’da, “Biz, o peygamberleri mucizelerle ve kitaplarla gönderdik. Ey Rasûlüm, sana da Kur’an’ı indirdik ki, kendilerine indirileni insanlara anlatasın olur ki; iyice düşünürler” (Nahl, 44) ve “Biz kitabı (Kur’an’ı) sana ancak, onlara, hakkında ayrılığa düştükleri hususu açıklayasın ve onu iman eden bir millete doğru yolu gösterici, rahmet sunucu olsun diye indirdik” (Nahl, 64) buyrulmaktadır.

Müşrikler, Peygamber Efendimizin (s.a.v.) melek değil de insan olarak gönderilmesine itiraz etmiş ve bizim gibi birisi mi peygamber olacak itirazında bulunmuştu. Bunun üzerine Kur’an-ı Kerim’de, “Yeryüzünde gezenler, melek olsaydı, biz de onlara Peygamber olarak bir melek gönderirdik” (İsra, 95) denilerek Peygamberimizin misyonu açıklanmıştı. Yani kendi içinizden birisi, size her şeyi tek tek öğretecek ve en önemlisi de İslam’ın yaşanılabilirliğini yaşayarak gösterecek; Kur’an’ı öğretecek ve açıklayacak bir uyarıcı.

Yine Peygamber Efendimizin (s.a.v.) misyonunu belirtmek için, “Daha önce sapıklık içinde olsalar da, onlara ayetlerini okusun, kitap ve hikmeti öğretsin…” (Cuma, 2) ve İbrahim ve İsmail’in (a.s.) duasında, “Ey Rabbimiz, bir de onlara kendilerinden bir Peygamber gönder de, senin ayetlerini onlara okusun. Kitabı ve hikmeti öğretsin. Onları tüm kötülüklerden arındırsın. Sen Aziz ve Hâkim’sin” (Bakara, 129) denilmiştir. Demek ki Kur’an’a göre Peygamber Efendimizin misyonu, gönderildiği kavme “kitabı (Kur’an’ı) ve hikmeti” açıklamak, öğretmek ve uygulanabilirliğini göstermektir.

Mevzuyu rahmetli Ali Nar Hocamızın şu tesbitiyle bitirelim: “Peygamberi görmezden gelmenin, onun kitabı yorumunu ve ahkâmı uygulamasını bir tarafa atmanın, kendi aklıyla yoruma kalkmanın bir mantığı ve sonuç almanın hiçbir garantisi yoktur. Bu kitabı, vahiy alan ve tebliğle sorumlu olandan daha doğru kim anlayıp yorumlayabilir ki? Yanılamayacağı Kur’an’ın garantisindeki Peygambere lâyık görmediğimiz bu yetkiyi kime vereceğiz? Doğru anlayıp, doğru yargıya, adalete ulaşacağına nasıl inanacağız?”

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Siyami Akyel - Mesaj Gönder



Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı parlatın.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Meclis lokantasında yemek ücretlerinin artırılmasını doğru buluyor musunuz?