Reklamı Kapat

İstikamet Üzere

Son zamanlarda çokça dillere gelen “yok canım, o kadar da değildir” diye hayret dolu ifadeler aslında insanın anlık reflekslerinde makul bir yer tutuyor. Ancak insan, bir miktar sonra düşününce aslında hayret etmiş olmasına da hayret ederek üzülüyor. Çünkü hem kendi kişisel tarihinde hem de biraz geriye doğru, tarihe bakıverdiğinde tarih boyunca birçok benzeri örneğin olduğunu fark edip aslında hiçbir şeyin değişmediğini sadece zaman ve dil, eylem biçimlerindeki nüansları görebiliyor. Bunu şunun için ifade ediyorum; son zamanlarda özellikle seçim süreçlerinde ilginç bir dil ortaya çıkıyor. Bu çıkan dil, özellikle yarım asırdır Türkiye ve Dünya’ya bir üçüncü yolun mümkünlüğünü göstermiş ve bunu gösterebilecek müktesebatı ortaya koymuş bir harekete karşı yıkıcı bir şekilde yapılıyor. Eğer bu yıkıcı üslup ve hareketlerin neden, kimler tarafında niçin yapıldığını ortaya koymaz isek,  yıllarca ilmek ilmek, emek emek işlenen bu yolun tahrip edilmesine müsaade etmiş oluruz.

Elbette bunun birçok sosyolojik ve psikolojik sebebi sıralanabilir ancak bu kadar ayrıntıya girmeye gerek yok. Ancak bir takım belli başlı söylemleri düzeltmek gerekiyor kanaatindeyim. Özellikle “eski milli görüşçü” ibaresi en çok tuhaf kaçan ibare olarak karşımızda duruyor. Çünkü  “Milli Görüşçü”nün malumunuz üzere “eskisi” olmaz. “Yaşlısı”, “genci”, “kadını”, “erkeği” vb. olmaz. Çünkü her Milli Görüşçü eğer vadesi dolmamış ise yaptığından ve yapamadığından sorumludur. Bu yüzdendir ki onların hayatları hep sorumluluk bilinci ile şuurlu eylemleri yaparak geçer. Bu durum gerek yönetici, gerekse en ücradaki müntesibi bazında ortaya konan bir yükümlülüktür. Bunun en önemli örneğini “Kurucu Lider” in hayatının her aşamasında görebiliyoruz. Elbette kurucu kadronun önde gelenleri de aynı anlayışla bu duruma örneklik teşkil etmektedirler.  Haddi zatında birçok örnek sayılabilir. Özellikle “varlıkları” ile bu prensibi gösteren, uygulayan yüzlerce insan sayılabilir. Hatta bu yolda Rahman’a kavuşmuş bütün bu isimsiz kahramanlara gani gani rahmet olsun.

Şayet bu dünyada “var-olarak”,  imtihana tabi ise onun seferi devam ediyordur. Bu yüzden de aktif sorumlulukları vardır, bu her durumda yerine getirmesi gereken işlerdir. Çünkü onun varlığını daim kılan bir işleve sahiptir. Bir de sorumluluğu gereği görünür olanlar ile görünür olmayanlar vardır. Bu da yüklenilen sorumluluğun boyutu ile ilgilidir. Taşrada bir mahallede mahalle sorumlusu olmak ile bir merkezde yürütme kurulu üyesi olmak arasında bu bağlamda hiçbir fark yoktur. Çünkü bu hayatın her zaman her yerde bir imtihan olduğu bilinci ile kuşanmışlardır. İnsana ve eşyaya karşı sorumluluk taşırlar. Bütün bunların insicamlı bir şekilde seyri ile ilgili mesuliyet duyarlar. Bu mesuliyet onlara nefislerinden önce diğerini tercih etme şuuru verir. Bütün insanlara karşı bir mesuliyet duyarlar ve bu mesuliyetin gereği olarak da bir düzen ahlakına sahiptirler. Hak’tan, hakkaniyetten hiçbir şart altında milim sapmazlar ve yaptıklarını “Allah’ın rızasını” kazanmak için yaparlar. Ondan dolayı da seferlerine menfaatin kiri bulaşmaz.

Bulunduğu hal üzere diriltileceğini düşünen insanın hayatında önemli kavramlar vardır. Bunların başında adalet, hakkaniyet, adil bir paylaşım ve liyakat ve de ehliyet gelir. Bütün bunları “güzel ahlak” ile süslerler. Söyleyince hakkı söylerler ve bunu en güzel şekilde ifade ederler. Böylesi bir topluluğun ne olduğu, nasıl olduğu veya olacağı ile ilgili kendilerince söz söyleyenlerin unuttukları bir şey var, “sefer ile yükümlü olanların” dünyasına geçici durakları “zafer” olarak görenlerin söyledikleri her şey boşluğa düşer ve düşmektedir. Bir müddet kendini bu yolda yürümüş olarak tarif edenlerin bahtsızlığı yola dair hiçbir şeyi hatırlamamalarıdır. Menfaatlerine nostalji satın almaktan başka bir işe yaramayacak hatıraları ise geçmişe dair bir “masal”dır.  Onun için kadimden, gelenekten ve gelecekten bahsedebilmek için yolda olmak gerekir. Yoksa gerisi lafügüzaftır.

Hele hele hayattayken kıymetini bilmedikleri, hiçbir şekilde ihtimam göstermedikleri merhum “Erbakan Hoca”yı menfaatleri gereği kullanmaları basitliktir. Hayattayken yok sayanların, onu üzme hususunda yarışanların bugün çıkıp “kemiklerini sızlatmaktan” bahsetmeleri gülünçtür. Her şey orta yerdedir. İlk gün ne söylenip, nasıl hareket edilmişse aynı ile devam edilmektedir. İlk gün hangi karalama kampanyaları, hangi algı kirlilikleri yapılmışsa bugün de yapılan aynı şeydir. Onun için bir Milli Görüşçü’nün hafızasını, aklını, iradesini yok saymak büyük bir gaflettir. Milli Görüş ve onun yegâne temsilcisi Saadet Partisi ilk günkü aşk ile niceliklere takılmadan, niteliklerini geliştirerek seferine devam etmektedir. Her zaman olduğu gibi bağrından çıktığı topluma ve kültüre katkı vermektedir. Bu katkıyı verirken, iyiyi, güzeli, doğruyu, adil olanı esas almaktadır. Elbette bunu yaparken sevgi ve şefkatle işlerini yürütmektedir. Hakikati en gür seda ile söylemekte ve de hakikatin ifadesi ve temsili noktasında sorumluluk sahibi olarak hareket eder. Algıların kapandığı, algıların yönetilebildiği, kirli bir zaman diliminde, elbette hakikati her şeyden üstün tutmak en büyük önceliktir. Bunda sebat edebilmek de istikamettir. Ne mutlu istikamet sahibi olanlara! Ve  “Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya” diyerek, ‘yeni bir dünya’ için gece gündüz çalışanlara! Hoşça bakın zatınıza…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Biten - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?