Reklamı Kapat

Enine boyuna S-400 meselesi

S-400’ler konusundaki tartışmalar gündemdeki yerini koruyor. Şimdi bu konuda lehte ve aleyhte görüşler nelerdir, onlara bakmaya çalışalım. Öncelikle temel soru şu; Türkiye’nin bir hava savunma sistemine ihtiyacı var mı? Bu konuda aslında kimsenin farklı bir düşüncesi yok. Herkes böyle bir sisteme ihtiyaç olduğu konusunda hemfikir. Bu durumda ise iki ayrı sistem öne çıkıyor; birincisi Rusya tarafından üretilen S-400’ler, diğeri ise Amerikan yapımı Patriot’lar. Peki, Türkiye böyle bir sisteme sahip olmayı neden istiyor ve neden ısrarcı davranıyor? Çünkü Suriye özelinde Ortadoğu’dan, Kıbrıs üzerinden Akdeniz’den tehdit algılamaları bu zamana kadar hiç olmadık derecede arttı. Türkiye bu gerekçelerle böylesi tehditlere karşı güvenlik endişelerini minimize etmek istiyor. Buraya kadar tamam da peki bu tehditler kim veya kimler tarafından geliyor? Cevap can sıkıcı ama maalesef gerçek; ABD ve Batılı müttefiklerimiz doğrudan veya dolaylı olarak Türkiye’yi tehdit ediyorlar. İyi de nasıl yapıyorlar bunu? Mesela Amerika, Büyük Ortadoğu Projesi’ni hala uygulamak istiyor. Suriye’nin toprak bütünlüğüne karşı kayıtsız kalıp, bölgede haritaları yeniden çizmeyi hedefliyor ve İran’a karşı olası bir saldırıyla bölgemizi, dolayısıyla bizi tehdit ediyor. Ayrıca hem Amerika hem de AB ülkeleri Doğu Akdeniz’de Güney Kıbrıs Rum Kesimi’nin tezlerine tam destek veriyorlar. Gaz anlaşmalarından tutunuz, adada askeri üs kurmaya kadar birçok alanda birlikte hareket etmekte bir beis görmüyorlar. Ayrıca Türkiye denge olsun diye Patriot’ları da alabilirim diyor ama bahsi geçen tehditlerin bertaraf edilmesinin bu sistemlerle mümkün olamayacağı, çünkü bu sistemlerin tehdit gelmesi muhtemel odakları dost olarak kabul etmesi gerçeğini de görüyor.

Diğer taraftan Türkiye’nin S-400’leri almaması gerektiğini savunanların ise iki ana görüşü var. Birincisi 1952’den beri NATO üyesi olan Türkiye’nin her şeye ve bütün olumsuzluklara rağmen bu şemsiyeyi kullandığını, kendi güvenliğini ilgilendiren sınır ötesi operasyonlar dâhil birçok adımda, bu şemsiye altında görece rahat hareket edebildiğini söylüyorlar. S-400’leri almanın Türkiye’yi Batılı gelişmiş ülkeler bloğundan koparacağını, Rusya’ya daha bağımlı hale getireceğini, yarın bir sıkıntı yaşanırsa Rusların S-400’leri tehdit aracı olarak çok rahatlıkla kullanabileceğini, bu durumda Türkiye’nin Batı ve Rusya arasında boşlukta kalacağını, bunun da mevcut tehditlerle kıyaslandığında daha da büyük tehdit anlamına gelebileceğini iddia ediyorlar. Diğeri ise Türkiye’nin özellikle Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile otoriter bir yönetim modeline geçtiğini, Batı’dan kopan bir Türkiye’nin bu anlamda daha da Doğu’ya kayacağını, temel insan hakları ve özgürlükleri noktasında kazanımlarını kaybedeceğini, hatta güvenlik endişelerinin tavan yapmasıyla birlikte serbest seçimlerin bile yapılmasının zorlaşacağını öne sürüyorlar.

Peki, bütün bunların ardından sonuç olarak neler söylenebilir? Öncelikle Türkiye S-400 savunma sistemlerini almalı ve bundan geri adım atmamalıdır. Çünkü karşı karşıya kalınan tehditler sıradan ve göz ardı edilecek özellikte değildir. Bununla birlikte olay güvenlik dâhil çok boyutludur. İşin içinde sadece siyasi değil, ekonomik ve sosyal boyutlar da vardır. O yüzden S-400’ler son tahlilde şu birlikten çıktım, buraya dâhil oldum şeklinde ani kararların alınmasını da beraberinde getirmemelidir. Ayrıca Türkiye’nin şu anda iç savaş, kargaşa ve siyasi istikrarsızlıklar yaşayan ülkelerin halklarıyla kurduğu duygusal bağ önemlidir ama kesinlikle yeterli değildir. Bu olumlu psikolojik hava sorunların çözümüne katkı sağlayamayacağı gibi yanıltıcı da olabilir. Önemli olan zor da olsa devletler bazında birlikte hareket edebilmeyi temin etmektir. Türkiye’nin bölge ülkeleriyle ilişkilerini tamir etmesi S-400 tartışmalarında kendisine önemli katkılar sağlayacaktır. Batılı güçler coğrafyamızda uyguladıkları ayrıştırma stratejileriyle, birliktelik koşullarını ortadan kaldırmak istiyorlar. Buna izin verilmemeli, bu tuzaklara en azından bundan sonra düşülmemelidir. Bunun yanında Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemini “Türkiye’nin Doğu’ya Hapsedilmesi” olarak yazıp çizen birisi olarak şunu ifade edebilirim ki, Türkiye kendisini Doğu veya Batı diye bir ayrıma zorlamadan, hem Doğu hem de Batı diyerek stratejiler üretmek zorundadır. Temel hak ve özgürlüklerini koruyamayan ve bunları kâmil manada hayata geçiremeyen bir ülkenin ne ekonomisi, ne siyaseti, ne güvenliği, ne de sosyal hayatı doğru temeller üzerine oturamaz. Toplumsal barış ve güçlü Türkiye için güvenlik stratejileri ile hak ve özgürlükler at başı götürülmelidir. Gerçek ve bağımsız kalkınma için başka bir yol da yoktur.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Kaya - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı parlatın.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Meclis lokantasında yemek ücretlerinin artırılmasını doğru buluyor musunuz?