Reklamı Kapat

Ah keşke!

Çok ihtiyacımız var.

Selamlaşmaya, birbirimizin gözlerinin içine bakarak tatlı bir tebessüme. Ekmek gibi su gibi muhtacız birinin gelip elini omzumuza koyarak, “Nasılsın?” demesine.

İyi olmasak bile, “Çok şükür” diye karşılık vermeye o kadar açız ki.

Biri gelse otursa yanımıza çay içer misin diye sorsa ve bunun bir soru değil teklif olduğunu hemen anlayarak, “Tabii teşekkür ederim, açık olsun” diyebilsek.

Hiç aklımıza bile gelmese bu kişinin nereli olduğu, hangi siyasi düşünceyi savunduğu, hangi takımı tuttuğu umurumuzda bile olmasa.

O bize Orta-2’ye giden oğlundan bahsetse, biz ona henüz emekleyen çocuğumuzdan.

Sohbet uzayıp gitse ve biz durmadan çayları tazelesek.

Önümüzden geçenler biz konuşurken selam verse, sohbeti kesip selamı alsak ve selamı alırken oturuşumuzu düzeltsek.

Meteoroloji sıcaklık ve yağış mevsim normallerinde olacak haberini verse.

Mahalleyi yeniden bir araya toplasak. “Toplanacak meydanımız yok, ama sebebimiz var” diyebilsek.

Üzgün yanlarımızı onarsak, sevinçlerimizi birleştirip onunla coşkular satın alsak.

Ekranlarda çıkan yüzler hiçbir şeyimiz olmasa.

Radyolar soğuktan bahsedince üşüsek.

Herkes birbirinden özür dilese.

Aynaya baksak ve ayna da bize baksa.

Gözpınarlarımızdan ta ayakucumuza doğru bir gözyaşı aksa.

Tam o anda uzak mahallelerin birinden bir ezan sesi gelip bizi bulsa.

Zamanı ve mekânı peşimize takarak o sesin geldiği yere doğru yürüsek.

Ömürlük bir abdest alsak.

Sonra oracıkta kalsak.

Orası burası olsa, burası orası…

 

HİÇ VE HER ŞEY

“Adem’den hemen sonra yaratıldım ben / Evet, kimsenin bilmediği ikinci insan”.

Bülent Özdemir 1972 doğumlu bir şairimiz. “Hiç ve her şey” ilk ve tek kitabı. Örtük şiirler yazıyor. Yukarıdaki dizeler bir tür “tekvin” macerasının düzayak anlatımı sayılabilir. “Fareler ayıplayınca / Gömleğini toplamaya çalıştı yılan” dizelerinde de çıplaklığa örtük bir bakış göze çarpıyor. Kutsal kitaplara özgü bir metafor. Bütün meselesi “insan” olan bir şair Bülent Özdemir. Kendi içinde bir kavgayı şiirle tatlıya bağlıyor gibi. “İnkâr edemeyeceğim kadar insanım / Ve toprağın kabul edeceği kadar çamurlu” derken de hilkatin o ilk günlerine uzanıyor. Yarım kalan şeylerin acısı var şairin mısralarında. Bu yüzden hiç kadar bir boşluk ve “her şey” kadar bir yoğunluk var anlattığı hayat serüveninde. “Bütün uçurtmalar tellerde” ifadesiyle dünyanın selfisini çekiyor. “Hiç ve her şey” kitabındaki şiirlerde dünya tecrübesi tam güngörmüş bir adamın hikmete evrilmiş dili var. Hem üzümü biliyor hem de şarabı. Tabii Âdem’in dilindeki isimleri de: “Karıştıysa üzümler birbirine / Bağ bozulmuştur / Şarabın adı olmaz”.

Çok güçlü dizeleri var Bülent Özdemir’in; ben en çok şu dizeleri sevdim: “Kandırmışlar seni / Bu takvimin yaprakları sahte”. Şayet bana kitapta en çok hangi şiiri sevdin diye sorarsanız, hemen söyleyeyim: “Mahcup Olurum Toprağa”. Bu şiirin özellikle girişi, sonu çok güzel bir şiiri vaat ediyor.

Kitapta yer alan yirmi altı şiirden her biri başka güzel. Bunu sana nasıl anlatsam sevgili okur? İyisi mi kitabı sen bul ve kendin oku. Göreceksin ki şiir gerçekten şifadır. Neye mi? Ya hiçbir şeye ya da her şeye!

(Hiç ve her şey-Bülent Özdemir-Şule Yayınları)

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hüseyin Akın - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


İstanbul Markaları

Milli Gazete, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Özel araçlarda sigara yasağı uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?