Reklamı Kapat

Geldiniz mi?

90’lı yılların ortalarıdır. Milli Görüş hareketinin içinde ömrünü geçiren bir ağabeyim insani yardım çalışmaları kapsamında Dağıstan’a bağlı Mahaçkale’ye gider. Sovyetler Birliği’nin tarih sahnesinden çekilmesinden sonra, ilk zamanlarda en basit insani ihtiyaçları bile karşılamakta zorlanan bölge halkına, insanımızın dişinden tırnağından artırdıkları ile yaptıkları yardımları ulaştırmakla görevlidir. Avrupa’dan iki kişi ile beraber üç kişilik heyet olurlar. 3 gece, 4 gün kalacak bir plan yaparlar. Gittiklerinde orada daha önceden irtibat kurdukları kendilerine mihmandarlık yapacak aile ile buluşurlar. İhtiyaç sahibi kişilerin, kimilerine ayni, kimilerine ise olabildiği ölçüde nakdi yardımları dağıtırlar. Yoğunluk bittiğinde mihmandar aile gelenlerin onuruna evlerinde yemek verir. Masada alkolün neredeyse her çeşidi vardır. Ağabeyim alkol kullanmadığı için sunulan içkilere el uzatmaz. Aile huzursuz olur. Oysa Orta Asya’daki Müslümanlar, Sovyet etkisi ile olsa gerek, değer verdikleri misafirlerine mükellef sofra hazırlarken masalarında içkiyi en önemli ve ayrılmaz bir parça olarak görürlermiş. Ağabeyimin içkilere el uzatmadığının gerekçesini sorup öğrendiklerinde, “Sen de bizim babaannenin kafasındansın demek ki” diyerek tepki gösterirler. Bu cümle karşısında şaşıran ağabeyim, bir kaç soru sorunca, “Hadi onun yanına götürelim seni” derler. Evden çıkarlar. Araçla biraz yol aldıktan sonra bir eve gelirler. Hep beraber içeri girdiklerinde, misafirin kimliği hakkında kendisine bilgi verilen ihtiyar kadın, ağabeyime döner ve “Geldiniz mi?” diye sorar. Sanki kendisini bekliyormuş gibi sorulan bu soruya bir anlam veremeyen misafir ile Türkçesi neredeyse İstanbul ağzına yakın olan ihtiyar nine konuşmaya başlarlar. Yaşı da 100’e merdiven dayamıştır. Anlatmaya başlar ve der ki, genç kız iken evimize her 3-4 ayda genç birisi gelirdi. Yaklaşık 1 hafta kalır ve ayrılırdı. Bir kaç geliş gidişinden sonra babam bana, “Seni bu genç ile evlendirmek istiyorum” dedi. Ben de, “Sen nasıl uygun görürsen baba” diyerek karşılık verdim ve çok sürmeden nikâhımız kıyıldı. Ancak eşim olan o gencin hayatında hiçbir değişiklik olmadı. Yine 3-4 ay ortalıktan kayboluyor ve gelip 10-15 gün kalıyor yine gidiyordu. Bana da hiçbir şey söylemiyor, ben de sormuyordum. Yıllar böyle gelip geçti. Çocuklarımız oldu. Artık o da ben de ihtiyarlamaya başlamıştık. Eskisi kadar da evden uzaklaşamıyordu. Bir gün hasta yatağında, acılarla kıvranırken beni yanına çağırdı: “Hanım gel, sana söyleyeceklerim var. Sen bu zamana kadar hep merak ettin ama hiç sormadın. Gidip gelişlerime bir anlam veremedin ama sormak da istemedin. Ben Abdülhamit Han’ın bu bölge için görevlendirdiği istihbarat subayı olarak görev yaptım. O yüzden evde hep sizinle kalamadım” dedi. Zaten o zamanlar buralarda her açıdan çok zor günler geçiriyorduk. Bu durum eşimi çok üzüyordu. Ve sonra bana döndü ve dedi ki: “Bak hanım, artık Osmanlı da yok. Biz şimdi buralardan gidiyoruz. Ama bizim çocuklar bir gün mutlaka geri gelecekler. Geldiklerinde onları iyi karşılayın” diye sözlerini tamamlar. Mekke ve İstanbul’u çok özlüyorum diyen ihtiyar ninenin bu ilk karşılaşmalarındaki “geldiniz mi” sorusunun cevabını bu şekilde alan ağabeyim dramı, sevinci, acıyı yani karmakarışık duygular içinde ne diyeceğini bilemez.

Ağabeyimin yaşadığı bu olay her aklıma düştüğünde, beni hep hüzün kaplar ve bu devletin, bu milletin coğrafyamız için ne kadar derin anlamlar ifade ettiği gerçeği ile yüzleşmenin omuzlarımıza yüklediği sorumluluğu hatırlarım.

Şunu hep beraber aklımızdan çıkarmamalıyız: “Geldiniz mi” sorusuna yürekten “evet” cevabını verebilmek ancak dünü, bugünü, yarını doğru okumak ve çileyi kuşanmakla olur.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Kaya - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı parlatın.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Meclis lokantasında yemek ücretlerinin artırılmasını doğru buluyor musunuz?