Reklamı Kapat

Geçme Namert Köprüsünden…

Bugün geniş katılımlı bir anket yapılsa ve vatandaşa “Türkiye’nin en önemli gündemi nedir?” diye bir soru yönlendirilse, büyük ihtimalle “İstanbul seçimleri” açık ara önde çıkar. 31 Mart’a gelene kadar aylar öncesinden başlayan tartışmalar, bir de üstüne İstanbul’da seçimlerin iptali ile tekrar sandık başına gidilecek olması gündemi varsa yoksa seçimlere kilitledi. Bütün bu süreçler sağlıklı yürütülebilse neyse. Sanki 23 Haziran İstanbul meydan muharebesine gideceğiz. Hatta herkes iki adayın bugün ekranda karşı karşıya gelecekleri programa odaklanmış durumda. Neredeyse boks müsabakasına hazırlanır gibi bahisler devreye girecek. Sanki İstanbul seçimleri fetihten sonraki en önemli dönüm noktasıymış gibi bir hava pompalanıyor.

Oysa bu zamana kadar onlarca seçim yaptık. Bundan sonra da yapmaya devam edeceğiz. Bizim asıl konuşmamız gereken gündemlerimiz var. Ekonomiyi konuşmalıyız mesela. Alınan bütün tedbirlere rağmen günü kurtardığımız gerçeğini atlamadan sorunlarımızı tartışmalıyız. Dış politika ise şu anda en öncelikli alan. S-400’ler, F-35’ler üzerinden su yüzüne çıkan başlıklar yakın gelecekte daha dikkatli adımlar atmamızı gerektiriyor. ABD’nin Savunma Bakan Vekili üzerinden gönderdiği tehditkâr mektuba hâlâ yazılı olarak cevap veremedik. Amerika kendince garantiye oynamak ve 1 Mart tezkeresinde yaşadığı gibi bir manzara ile karşı karşıya kalmak istemiyor. O yüzden S-400’ler konusunda üst perdeden konuşuyor. 1 Mart’ta derdi Irak idi. Bugün Suriye ve Akdeniz üzerinden bölgede kalıcı olmanın ve İsrail’in güvenliğini tam olarak sağlamanın hesaplarını yapıyor. İran’a karşı olası bir saldırının da altyapısını oluşturmaya çalışıyor. Bununla birlikte S-400’ler için Türkiye’nin geri adım atmayacağı yönünde bir hissiyat var. Küçük bir ihtimal de olsa hâlâ farklı seçeneklerin masada olduğu da konuşuluyor. Eğer böyle bir şey yapılırsa Türkiye inandırıcılığını kaybeder. Ayrıca Rusya ile S-400’ler üzerinden girilecek yol, dış politikada ani kararların alınmasına da gerekçe oluşturmamalıdır. Türkiye özellikle Soğuk Savaş döneminde başlayan ABD ile tek taraflı yakınlaşmasının olumsuz sonuçlarını net olarak görüyor artık. Bunun üzerine bir de ABD ile Suriye’de yapılan yanlışlar bu tek taraflı yakınlaşmayı Türkiye aleyhine daha da sıkıntılı bir yola soktu. Şimdi böylesine bir acı tecrübe yaşamışken, Rusya ile de aynı hatalara düşmek büyük bir yanılgı olur. Türkiye çok taraflı diplomasi yürütmek zorundadır. Güvenlik endişelerini ortadan kaldırabilmek için önce asıl savaşın seçim meydanlarında değil, diplomasi alanında verilmesi gerektiğini anlamak zorundadır. Ne enerjide, ne ekonomide, ne dış politikada ne de başka bir alanda Türkiye bir ülkeye tek taraflı bağımlı olacak politikalardan mutlaka uzak durmalıdır. Öyle olmadığı takdirde bugün ABD ile olanları  tekrar yaşamak durumunda kalırız. Rahmetli Lütfi Kibiroğlu ağabeyimin sık kullandığı, kimilerinin de Yavuz Sultan Selim’e ait olduğunu iddia ettiği bir söz var: “Geçme namert köprüsünden ko aparsın su seni, Yatma tilki gölgesinde ko yesin aslan seni”

Maalesef yakın geçmişte yapılan yanlışların bugün acı bir şekilde karşımıza çıktığını görüyoruz. En azından bu saatten sonra namerde muhtaç olacak adımlardan uzak duralım. Unutmayalım ki, kendi güvenliğini kendi ayakları üzerinde duracak şekilde sağlayamayan bir Türkiye’nin kendisine bir faydası olmayacağına göre hiçbir mazlum ve mağdura da desteği, yardımı olamaz.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Kaya - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı parlatın.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Meclis lokantasında yemek ücretlerinin artırılmasını doğru buluyor musunuz?