Reklamı Kapat

Gerçeğin Bedeli

Gerçeğin değerini yitirdiği bir zaman diliminde kurgulanmış gerçekliklerin daha kıymetli olduğunu söylemek elbette yeni bir şey değil ancak birtakım olay ve olguları daha kolay kavrayabilmek için önemlidir. Bu bakımdan Yeşilçam’ın o nostaljik aurası içerisinde filmlere ağlayan insanların gerçekliğin kayboluşuna mı gözyaşı döktükleri yoksa gerçekliğin sert yüzüne karşı geliştirilen yapay durumun hüznüne duydukları ihtiyaçtan mı ağladıkları önemli bir soru olarak durur. Hatta o zamanların meşhur karakter oyuncularının, kötü adam rollerinden dolayı neredeyse lince uğradıklarını, dayak yediklerini anlattıkları birçok doküman mevcuttur. Bu da kurgunun gerçekliğin önüne geçişinin izlerini sürmekte bize yardımcı olabilir.

Sadece bugüne ait olmayan bu durum geçmişten bugüne gelişerek gelmiştir. Artık yaşadığımız zamanın belirgin ölçütleri arasında kurgu ile oluşturulan bir algısallık ve onun etkilediği, geçmişten günümüze mesajların verildiği bir durum ile yüz yüzeyiz. Tarihi kişiliklerin kurgulanmış yapımlar vasıtası ile geçmişten bugünün olaylarına müdahil oldukları yeni bir evre ile karşı karşıya olmak gerçeğin nasıl bir şeye dönüştüğünü ifade etmekte bize yardımcı olur. “Post truth” olarak ifade bulan kavramın da temel olarak bahsettiği şey “duyguların ve hislerin” etkili olduğu gerçeğidir. Bugün sürekli olarak insanların hakikate hizmet etmek, onu sevmek ve ondan taraf olmak yerine daha az sorumluluk ve bedel içeren bir alana yönelmelerinde de bu zahmetsizliğin yattığını söylemekte bir beis görmüyorum.

Onun için bugün gerçeğin değil de “algı”nın kıymetli olduğu bir zaman diliminde yaşıyoruz. Algıların yönetilmesindeki maharet, takdir topluyor. Böylesi bir durumda gerçeğin örtbas edilmesi, gerçeğin açığa çıkarılmasından daha kıymetli bir anlam içeriyor. Gerçeğin ne olduğu, hayatı nasıl etkilediği üzerine konuşmak ve gerçeği, hakikati savunmak beraberinde marjinal olmayı da getiriyor. Ondan dolayı da talep görmeyen bir hakikati, değer olarak taşımaktansa kurgulanmış bir kimlik ve kurgulanmış bir rolü iyi oynayabilmek; bu karakteri topluma benimsetebilmek için harcanması gereken birçok maddi ve manevi unsura ihtiyaç var. Belki havalı ismi olan birçok meslek de bu süreçte hayatımıza dâhil olmaktadır. En lokal işlerde bile bu algıyı yönetecek işin profesyoneli olduğu söylenen insanlara yekten ödenen meblağlar hakikatin aklını başından almaya yeter de artar bile.

Aslında travmatik olan bir durumu artık kanıksamış olan toplumun gerçekliğe dönmesi en büyük yıkımları yaşadığı yerde bile pek mümkün görünmüyor. Çünkü bir insan ihtiyacı olan duyguya inandırılmışsa onun kendi gerçekliği ile bile bir problemi olamıyor. Örneğin çalışma koşulları oldukça kötü olmasına rağmen herhangi ulusal bir “büyük”lüğe inandırılmışsa, onun hayatındaki her şey altüst olsa da onun uluslararası bir müsabakada alacağı bir “başarı”ya bile gereksinim duymadan herhangi bir davranış bile onun bu duygusunu beslemeye yeter. Yeter ki o an onun gerçeği olarak ona sunulabilsin. Mesela bugün gazetelerin spor sayfalarını süsleyen, transfer haberlerinde geçen isimlerin alınmasından çok bu isimlerin zikredilmesi insanlara daha fazla haz veriyor. Bunu gerçeğin alıcısının neden olmadığını görmek için, makul bir zihnin iki dakika dikkatli baktığında anlayabileceğini çok net örnek olarak görüyorum.

Bugün bizler, birtakım şeylere inanmamızı istedikleri büyük bir “yalan dünyası” içerisinde adeta bebek beşiğinde sallanır gibi sallanıyoruz. Üstelik gözümüzü, kulağımızı çevirdiğimiz her şey bize aynı tekerlemeyi mırıldanıyor ve bu gözümüze, kulağımıza alışık olduğu bir tınıyı veriyor. Öyle ki bu beşikte sallanmak ve mışıl mışıl bir uykuya dalmak en büyük ihtiyaç olarak hissettiriliyor ve hatta bir alışkanlığa dönüştürülüyor. Muhakkak ki bizi bir şeylerden alıkoyan bu düzenek iyi işliyor. Ne zaman toplumsal bir yorgunluk ve yılgınlığa düşmüşsek kendimizi o beşikte buluyoruz. Freud aslında bir nevi işaret koyuyor bu yanıltılma durumuna ve diyor ki; “Bir insan bir yere bakıyorsa orada ilgilendiği bir şey vardır. Bir insan bir yere hiç bakmıyorsa, orada ilgilendiği bir şey kesinlikle vardır.” Muhakkak ki gördüğümüz, duyduğumuz, okuduğumuz haberlerin taşıdığı bir anlam vardır ancak saklanan, eksik bırakılan veya baktırıldığımız yönün dışında kalan alanda hayati derecede önem taşıyan olayların olduğu ve yaklaştığı andan itibaren muhataplarını daha büyük acılara sevk edecek yakıcı bir yanının olduğu da hakikattir.

Bu hakikatin açığa çıkması için algı yolları iltihaplarından kurtulmak gerekir. Gerçeğin açığa çıkması için gereken cesarete her zamankinden daha çok ihtiyaç var. Özellikle artık fokur fokur kaynayan bir bölgenin ortasında yaşıyorsak, daha çok agâh olmaya ihtiyaç var. Gömüldüğümüz gündemler, konular, büyük bir gerçeği göz ardı etmeye yarıyorsa muhakkak ki etkisi daha yıkıcı olacaktır. Odağımızı sahte olandan gerçeğe doğru çevirmek zorundayız. Körfez’de ısıtılan gündem yakında kor gibi önümüze düşebilir. Onun için uzak yakın bütün algısal düzenekten sıyrılmak ve gerçeğin peşine düşmek, onun sorumluluğunu yüklenmek ve gerekirse bedelini ödemek daha büyük bedeller ödemekten daha evladır. İki şıktan birine mecbur olmamalı insan ve bir ihtimal daha var, bunu unutmamalı. Vakt-i şerifleriniz hayrolsun… Hoşça bakın zatınıza…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Biten - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Özel araçlarda sigara yasağı uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?