Kanunsuz Süleyman’ı gördük biz

Saadet Partisi Lideri Temel Karamollaoğlu diyor ki: “Pasaport yenilemeye gittiğim zaman sizin pasaportunuzu yenileyemeyiz, isminizin karşısında terör yazıyor, dediler. Benim pasaportumu birkaç gün sonra verdiler.”

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun cevabı gecikmiyor: “6’snda müracaat etmiş, 12’sinde almış. O günler yoğundu. Bu diplomatik pasaport. Diplomatik pasaportun bir tarafı da Dışişleri Bakanlığı’dır.”

Topun atıldığı Dışişleri bakanlığı, geçen haftaki bir yazımızda konu olmuştu. Bir spor kulübünün yöneticisi eski bir minibüs şoförü insanımız, “Erdoğan’a telefon ettim, Dışişleri Bakanı’nı devreye soktu. Vizemi aldım!” twitiyle oturmuştu gündeme.

İçişleri Bakanı’nın girdiği labirenti gören Temel Karamollaoğlu, bir sonraki demecinde ona yol gösteriyor.

“Bana pasaporta müracaat ettiğim gün vermediler. Araç plakasının hemen geçiş üstünlüğünü kaldırdılar. İki korumam vardı. İkisini de aldılar. İçişleri Bakanı yaptı. Kim yaptı? Bunları sen yaptın. Birazcak dürüst, samimi olun. Ben yalan söylemem. İtham etmek için de söylemedik. Gerçek görülsün diye söyledim.”

Bir yol gösterme de Millî Gazete’den.

Bir karikatüristimiz vardı: Karamehmetler imzasını atan rahmetli Cevat Ülger...

Çok beğendiğim ve fakat kütüphane arşivlerinde Millî Gazete’nin o yıllarının ciltleri olmadığından bulamadığım bir karikatürü vardı Karahmetler’imizin...

Geçmişte de konu etme ihtiyacı hissettiğim ve benzerini, Halil Eser’in çizdiği o karikatürün esprisini bugün yine bahis mevzuu ediyoruz. Çizerimiz de Muammer Bulut.

1973 Ocak’ında yayına başlayan Millî Gazete’nin büyük ihtimalle o yılındadır diye hatırladığım o karikatür, Süleyman Demirel’i anlatıyordu. “Kanunsuz Süleyman” tarifiyle anlatıyordu. “Kanuni Süleyman”ın tezadı, tam zıddı olarak anlatıyordu.

Milli Görüş insanları, mensupları, fedakarları öyle mücadelelerin içinden geldiler. Kanunsuz Süleyman’larla partiye parti demecine demeç, baskısına bir itiraz, bir kanun maddesi okuyarak geldiler!.. Bakanlarını Meclis’te, gensoru ile düşüre, düşüre; Ona, meydanlarda meydan okuya okuya geldiler!

Karamehmetler’in o karikatürü, ki bugün bir örneğini koyduk sayfamıza, kimin kim olduğunu yüzlere haykırma ifadesiydi. Anlaşılmıştı. Bugün de misalimizin doğru anlaşılacağı gibi....

Temel Karamollaoğlu labirent bozmakta:

“Devlet aşiret yönetilir gibi yönetilmez. İçişleri Bakanı’na birisi laf atıyor, hemen ‘atın şunu’ içeriye!”

Hemen mi? Hayır! Önce gazeteleri ortamı hazırlayacaklar:

“Bakan Soylu’ya ‘akıllı ol’ diye bağıran provokatörün bağlantıları deşifre edildi.”

Ve sonra alfabemizdeki büyük harflerle yazılan ne kadar kirli ve kanlı örgüt adı varsa ve dahası “yanısıra silah ve sigara kaçakçılarıyla da yakın ilişkileri tespit”in kaynağı bizzat ve şahsen Bakan’ın kendisi.

“Araştırma yaptık, adamın kim olduğu ortaya çıktı. Nasıl kirli ilişkilere sahip olduğunu, onu oraya onların nasıl gönderdiğini, nasıl bir tezgah içerisinde olduklarını Türkiye bir-iki gün içinde anlar. Öyle bir derin ilişkileri var.”

“Akıllı ol” olayını bu kadar teferruatlı yazdık ki, “Bir-iki gün içerisinde” anlayacak Türkiye insanından biri olarak, sadece sayın Bakan’a yardımcı olmak gayesiyle anlamaları kolaylaştıracağız.

Sayılan ve yazılan örgütlerle bir insanımızın ilişkide olduğu iddiası bir yana, öyle ilişkilerin bir insanı, bir şifre cümle ile kendini ele verir mi, açığa çıkarır mı, yandaş medyada ünlendirir mi?

Bu ülkede yani sayın Bakan’ın dediği gibi Türkiye’de insanların kim oldukları ve terör örgütleriyle bağlantıları, bir Bakan’a hitap ettiklerinde mi araştırılıyor, biliniyor?

Hitap edilen bakan mesela Tarım Bakanı olsaydı, vatandaş ne derse, araştırma yapılacaktı?

AKP hükümeti’nin hiçbir bakanı ile hiç kimse irtibat kurmasın manasında bir yandaş medya isteği olmayacağına göre, ki vize işlemlerinde dahi gerekli oluyorlar, bu haberleri yapmalarının, yaymalarının başka ve bizim bilmediğimiz gerekçeleri olmalı.

Haddimizi bilerek, bilmediğimizi söylerken, gündeme getirdiğimiz rahmetli Karamehmetler karikatürünü misallendirmemizin altında kimse hiç bir şey aramasın diyoruz.

Yani o konu hiç aktüel olmamasına rağmen yazdık işte!

“her türk’ün bir arap’ı vardır”

BİR MASAL BÖYLE BAŞLARDI

– Arap Haşim!

Bu hitabı yahut takılmayı Ahmet Haşim’e, Osmanlı ile Cumhuriyetin karışım olduğu yıllarda Ali Naci Karacan yapar. Sonraları Milliyet Gazetesi’nin sahibi de olacak Karacan’a cevabı daha latif ve gizemlidir Ahmet Haşim’in.

– Aman beyefendi, bize Arap demeyi de artık Türklere bırak.

Türkçeyi güzel yazan şairlerimizden Bağdat doğumlu Ahmet Haşim’in bir serzenişi daha vardır Edebiyat Tarihi’nin dip notlarında.

“Harp zamanı haydi gel sen Türksün derler, sulh zamanı sen Arapsın, sana iş yok...”

Osmanlı Devleti’nin merkezinde kurulmuş Türkiye Cumhuriyeti’nde, bir önceki yüzyılın başlarında geçen ve şimdi yine yazmak durumunda kaldığımız bir “etiketleme”nin daha kaba ve daha görgüsüzlük ambalajlısına, geçtiğimiz haftalarda tanık olduk.

Bir Yunan yerel medyasında, diye başlatılan sorgulama durumunun, savunmacıları tarafından neredeyse Osmanlı öncesi Anadolu tarihine taşınması, Başkanı aranan İstanbul’un sorunlarını herkese ve her kesime unutturdu.

Ahmet Haşim’in cevabı daha gizemli demiştik. “Bize Arap demeyi Türklere bırak” derken, Karacan’ın da kendisine benzediğini vurguluyordu. “Fakat sen de Türk değilsin sayın bay Karacan” der mi Ahmet Haşim gibi bir şair. Demez! Üstelik “Acem”liğıni dahi konu etme ihtiyacı duymaz.

Bugün Türklerin, birbirlerinin Türklüklerini sorgulamayı marifet bellemesi, birbirlerine tahammülsüzlükleri, insanın aklına, “Beka” propagandasını haklı kılmak için mi senaryolaştırılıyor, sorusunu düşürmüyorsa, mesele yok!

ORDU’NUN DERELERİNDEN ORDU’NUN VALİSİNE

AKP medyasının yazılı kâğıtlarını karıştırıyorum. Banka, market zinciri, tatil bölgesi otellerinin reklamları arasında bulabildiğimin haberlerini ve katiplerinin üşenmeyip yazdıkları “makale”leri kaale alıyor ve okuyorum. Benim eğlencem de böyle.

Yayılan bir duyuma göre Binali Yıldırım, İsmail Küçükkaya’dan soruları istemiş.

Çoğunun yazdığı konu bu. Binali Yıldırım malûm, AKP adayı. İsmail Küçükkaya ise onu, rakiplerinden biri ile tv ekranında kapıştırma görevi verilerek ünlendirilen haber sunucusu.

“Soruları istemiş” olmak fiiline dönersek, burada AKP medya elemanlarının eziklik hissettikleri bir durumlarından kurtulmaya çabaladıklarını görürüz.

AKP iktidarı boyunca, çalınan soruların, soru çalanların icraatlarını mecburen yazan ve engellemeyerek bir yerde de teşvik tedbiri uygulamış görevlileri yazamayan katipler bir fırsat yakaladılar kendilerince...

“Soruları istemiş!” Demiş.

Adayları Binali Yıldırım’ın seçim mücadelesinde rakip “tek”leştirenler, CHP adayını böyle hazırlarken, soru çaldıranlar halinden, soru isteyenler makamına yükseltiyorlar zat-ı alilerini.

İktidar ve ittifakçısının tek adayı, muhalefetin de çok adayı var bu seçimde. İktidarın katip elemanlarının ısrarla tek rakip aday çalışması yapmalarının bir sebebi olmalı. Sorgulamadıkları yahut güçlerinin yetmeyeceği ve yukarıdan öyle istendiği için kabul ettikleri bir sebep...

İşte ol sebebin izahı şöyledir: AKP ve adayı Binali Yıldırım seçimi kaybedecektir. YSK itirazlarına rağmen aday tespitinde ilan ettikleri bu kabulü, CHP adayına seçimi kazandırdıklarında ancak içlerine sindireceklerdir. Ezeli ve sürekli rakiple başedememe hali...

Bu hallerine valilerini de katarlar. Duydunuz mu, valimize basit dedi, basgit dedi, Cemşit dedi, Hurşit dedi, dedi, dedi, dedi... Kazandıkları, valilerine bir şey dedirten, dedirtmek için çılgınlıklar yapan iktidar olmak kaybına yetişemese de...

İktidar ve muhalefetin ittifakçı partilerinin adayları üzerinden yazılan bu ürünlerine anlaşılan o ki seçimin ertesine kadar katlanacağız. O ertesi günde, kartel medyasının bakiyesi FETÖ taktiği icabı adını anmadıkları, belki de abdestsiz olduklarından, Saadet Partisi adayı Necdet Gökçınar’ın gücünü ve İstanbullunun yanındaki değerini yazmaya duracaklar.

Demedi demeyin.

ÖVMEYE YAŞAYANLAR YARIŞTILAR

“Yandaş” sıfatını artık kabul etme aşamasına gelmiş kalem efendileri “muhasebe”leşmek isterlerse ne olur? Önce oturur bir hesap yaparlar:

Yandaş’ların 17 yılda Erdoğan’a yaptığı övgülerin tamamından daha fazlasını 3 ayda İmamoğlu’na yapmışlar?

Kim? Bunlara “yandaş” diyenler...

Bu iddialarını doğru kabul edersek, izah bir: Farkı kapatmışlar, biraz da geçmişler. Üzülenler, üzülmelerinde haklı sayılırlar mı? Yoksa şöyle mi suçlanırlar: 17 yılda yapılanlar, 3 ayda geçiliyorsa, beceriksizlik tescillenmiştir!

Erdoğan, övgü yekünü aşılamayan boyutlara ulaşsın diye mi süreyi 17 yıl tuttu, sorusu sıradayken övgülerinin toplamı 3 ayda fazla tutanı, 17 yıldır övülenle karşılaştırma/mukayese tuzağına düşülmesinin sebebi, beyin yetersizliği midir yoksa istikbal kaygusundan mıdır? Sorusu daha öncelik alır.

Verdikleri mukayeseli siyaset derslerindeki bir tezleri de şu: 15 Temmuz’da vatanımızı işgal girişimine karşı Erdoğan ölümüne direniş başlatırken...

“Taşkınlık” yapmayın tweetleriyle “bozgunculuk” yapanlar...

T.C.’nin 1 numarası ve İstanbul’un 39 ilçesinden birinin belediye başkanı aynı kantara çıkarılırken, “bozgunculuk” darası ayrıntısının getirdiği sorunun tehlikesi var: “Bozgunculuk”, hele böyle ihbar edildiğinde Adalet Bakanlığı kurumlarının ilgi alanına girmedi mi?

Konu muhasebeleşmek olunca,

15 Temmuz’da okunmuşluğu ve görülmüşlüğü sınırlı bir tweetle bugün gündem yapılırsa bir aday,

16 Temmuz sahtesi kamyoncu kadını, Erzincan depremindeki İsmet Paşa fotoğrafına öykünürcesine kucaklaması destekledikleri adayın, üstelik son Başbakan makamında oturuyorken, yandaş medyada poster olduğuyla mı kalacak?

AKP’nin içinden “Erdoğan karşıtı AKP’liler” çıkaran yandaş kalem efendilerini biri ikaz etmeli. Muhasebeleşmenin zeka ile bağlantısını böyle açık, seçik göstererek...

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Necati Tuncer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

01

Hayati Otyakmaz - MaşaAllah!.. Çok güzel ve ibretli bir makale!.. Tebrikler çok değerli yazarımız muhterem Necati Tuncer beyefendi. Kaleminize ve yüreğinize sağlık. Allah (c.c.), sizden razı olsun.

Selâmlar, saygılar.

Yanıtla . 2Beğen 15 Haziran 11:36

Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı parlatın.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Seçim ittifaklarını faydalı görüyor musunuz?