İçimizde şehirler kurmak

Tarihe damga vurmuş bütün şehirlerin, kendilerine has bir ruhu, bir bakışta hatırlanan özellikleri ve “bu şehir, o şehirdir” diyebileceğiniz siluetleri vardır. Mekke, Medine, Kudüs, Şam, İstanbul, Paris… Şehirleri idare eden yönetimlerin, yani yerel idarecilerin göreve geldikleri anda, şehirleri nasıl bulduysa, bir sonraki kuşağa da aynen aktarma sorumlulukları bulunmaktadır. Bir şehirde yaşayan insanların da, yerel yöneticilerini her an kontrol etmeleri, bulundukları şehre yaptıkları ihanetleri veya yatırımları gözden geçirmeleri şarttır. Şehirlerde yaşayanların, kesinlikle şehri yok etmemeleri, tarihten gelen değerlerini koruma yönünde yerel idarecilere otokontrol uygulamaları gerekir.

Şehirleri önce içimizde kurmalıyız. Medeniyet insanların şehre bakışı ile başlar. Şehri sevmesi, şehri sahiplenmesi, şehri geleceğe taşıyacak yapılar imar etmesi ile belli olur. Maalesef, 21. yüzyılın şehirleri de, insanlığı da, insanların birbirlerine olan sevgi ve saygısı da giderek yapaylaşıyor. Bilge Mimar Turgut Cansever diyor ki, “Maneviyatın tekâmülü sevgi toplumu oluşturmak, maddiyatın tekâmülü ise şehirleri güzelleştirmektir.” Şehirlere ruh katan, orada yaşayan insanların birbirleriyle olan ilişkileridir. Özellikle komşuluk ilişkileridir. Atalarımız “Ev alma, komşu al” diyorlar… İki Cihan Serveri Hz. Muhammed (s.a.v.) Efendimiz, “Komşusu açken tok yatan bizden değildir” buyuruyor. Bugün böyle bir komşuluk ilişkisi var mı? Büyükşehir bizleri evlerimizde yalnızlaştırmış durumda. Değil konu komşuyu, hısım akrabayı, en yakınlarımızdaki bile sorup soruşturmuyoruz. Dostluklar, arkadaşlıklar ve tüm sohbetler “alo” ilişkisine dönüştü. Cep telefonu çıktı mertlik bozuldu… Tüm hislerimizi, dostluklarımızı, arkadaşlıklarımızı “alo”larla, SMS’lerle ifade ediyoruz. Hani, bir zamanlar kız ve oğlanın cep telefonunda biteviye konuştuğu bir reklâm vardı… Artık öylesine çok konuşmuşlar ki, muhabbet edecek bir şeyleri kalmamış… Birbirlerine, “Hiiiiç” diye sesleniyorlardı. Televizyon programlarımızın formatları da bu iletişim garabetine göre hazırlanmıyor mu? Televizyon zaten başlı başına iletişimsizliğin temel figüranı. Evimizde başköşeye koymuşuz. Bir arkadaşımız bile geldiğinde bir gözümüz onda, sözde iki lafın belini kırıyoruz. Kısacası, evlerimizi kendimize sürgün alanları ve B Tipi Hücreler olarak inşa etmişiz…

Şehirleri kuranlar da materyalist zihniyetin esiri olunca, ortalığa garabet yapılar, binalar, yollar, merkezler ortaya çıkmış durumda. Yani, insan merkezli değil, materyalist merkezli, kapitalizmin buyurganlığında şehirler kuruyoruz. Çarpık çurpuk gecekondular, ihtiyaçlara cevap veremeyen yollar, kavşaklar… Fakat çok iyi devasa binalar yükseltmeyi, alışveriş merkezleri kurmayı başarıyoruz… İnsanlar gitsin, çağdaş kültürün kendilerine vazettiği günlerde, gecelerde bol bol alışveriş yapsınlar, modayı takip etsinler, birbirlerine hava atsınlar ve sefahatlerini bol bol ispatlasınlar diye su gibi para harcasınlar… Zaten, televizyon ekranlarındaki diziler, programlar, Survivorlar, magazinler, Napolyon’un, “Para, para, para” diye tarif ettiği bu kültürü içselleştirmek için elinden geleni yapıyor.

İki Cihan Serveri Hz. Muhammed (s.a.v.) Efendimiz’in, “İstanbul Muhakkak fethedilecektir. O’nu fetheden kumandan ne güzel kumandandır, O’nun askerleri ne güzel askerlerdir” müjdesini verdiği, birkaç gün önce kutlamalarını yaptığımız İstanbul’da yaşıyorsanız, bu şehre nasıl ihanet edildiğinin farkına varabilirsiniz.

23 Haziran’da İstanbul seçimleri yenileniyor… Bakalım, İstanbul seçmeni, bu şehri hangi zihniyetin yerel idarecilerine teslim edecek.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Nedim Odabaş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı parlatın.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Seçim ittifaklarını faydalı görüyor musunuz?