Şölen zamanı

Gençler bir taraftan önem, ilgi ve destek bekliyor, diğer taraftan herhangi bir yere de ait olmak istemiyor! Bu durum, yüzmeyi öğrenmek isteyip denize girmeyi istememektir. Bu açmazdan çıkış, gençleri ilgi duydukları alanlarda yeni duyarlılıklara taşıyarak sağlanabilir. Çünkü duyarlılığı yakalayamayan gençler, öğrendiği bilgiyi dünyanın hayrına kullanamazlar. Hayra yönelmeleri için gençlere sorgulama yapmayı, farklı ve daha zengin biçimlerde düşünebilmeyi öğretmeliyiz. Gençleri doldurulacak bir kap görerek değil, nasıl öğrenebileceklerini öğreterek ilk adım atıldığında, aidiyet ve dayanışmanın köprüleri de kurulmuş olacaktır.

Bunun için gençleri, “yaşadığı sorunları için fikir yürütmekten aciz, test başarısına odaklı, öğrenmek değil sonuç almak için yarışan yarış atlarına” dönüştürmekten vazgeçmeliyiz. Onları hayata döndürecek bilgiyi ve ilgiyi vererek yeniden keşfedebilir, dünya ve anlam üzerine düşünmeye davet edebiliriz. Hayata açılarak büyük deneyimlerden büyük dersler almasını sağlayabilir, yeteneklerini fark etmesine yardımcı olabiliriz. Bunu sağlamak için onlara merak, heyecan ve azim aşılamak gerekiyor. Çünkü hayatta neyin daha önemli olduğunu bilen, gören ve hisseden gençler, bağımlılığın kucağına düşmez.

Önem vermek, ilgi göstermek ve destek olmak gibi genci etkileyen davranışları ortaya çıkarmak, bugünün eğitimcilerinin üzerindeki en büyük sorumluluktur. Çünkü “insanların çoğu ömürleri boyunca yeteneklerinin ne olduğunu bilmeden yaşıyorlar”! Hâlbuki “dünyanın daha fazla başarılı insana ihtiyacı yok, daha çok hikâye anlatıcısına, daha çok barış gönüllüsüne, gönül tamircisine, sevgi taşıyan insana ihtiyacı var”! Bu yolda merak, direnç ve merhameti beslemek, aynı zamanda toplumun hayat damarlarını beslemek olacaktır. Bu bilince ulaştığımızda, “öteki” yaklaşımından kurtulmuş ve kucaklaşmanın boyutlarını geliştirmiş olacağız. 

Mutluluk ve özgürlüğün size dönmesi için, önce sizin başkasına vermeniz lazım! Bu konuda aidiyetini bulan ve dayanışmayı başlatan herkes, dünyayı daha yaşanılası ve insancıl kılacak ahlaki cesareti gösterecektir. Bu sayede kendi rahat alanının dışına çıkacak, dünyayı ve diğer insanları merak eden birer gönüllü olacaktır. O zaman; “geri getirilemez olanla mutsuz olmak yerine, nasıl olursa olsun, sana bağışlanan günü kabul et” ve gözünü ve gönlünü doyuracak şölene hazırlan!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İbrahim Veli - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


İstanbul Markaları

Milli Gazete, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Meclis lokantasında yemek ücretlerinin artırılmasını doğru buluyor musunuz?