Ey Müslümanlar! Dininizi ciddiye alın!

Ciddiyet her konuda Müslüman’ın en temel vasfı ve ondan asla ayrılamayan ahlaki bir özelliğidir. Hele konu din olunca da bu daha büyük ehemmiyet arz eder. Rabbimiz bu konuda şöyle buyuruyor: “Ey Yahya! Kitaba var gücünle sarıl, (dedik)” (Meryem, 12) “Hep birlikte Allah’ın ipine (İslâm’a) sımsıkı yapışın” (Al-i İmran, 103).

Bunun tersi olan ciddiyetsizlik ise münafıkların temel özelliğidir. Onlar dinlerini bir oyun ve eğlence olarak görürler ve dini hükümleri yerine getirme ile terk etme arasında bir fark görmezler. Hatta dinlerini alay konusu bile yaparlar.

Münafıkların bu özelliğini Yüce Allah şöyle açıklıyor: “Şayet kendilerine (niçin alay ettiklerini) sorsan, ‘Biz sadece lâfa dalmıştık ve aramızda eğleniyorduk’ derler. De ki: Allah’la, O’nun ayetleriyle ve peygamberiyle mi eğleniyordunuz?” (Tevbe, 65).

Diğer bir ayette ise şöyle buyuruyor:

“Onlar (münafıklar), namaza kalktıkları zaman tembel tembel kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar ve Allah’ı pek az anarlar.” (Nisa, 142)

Hâlbuki bu din felsefi bir teorem veya pratikten yoksun salt bir inanç sistemi değildir. Aksine o, hem inanç ve hem de hayat nizamıdır.

“Kıyamet gününde,  kul şu (dört) şeyden sorguya çekilmeden bir tarafa adım atamaz: Ömrünü nerede tükettiğinden, gençliğini nerede harcadığından, malını nereden kazanıp nerede harcadığından ve öğrendiği ilmiyle neler yaptığından.” (Tirmizi, 612).

İçinde yaşadığımız toplum çoğunluk olarak -maalesef- dinini dünyası kadar ciddiye alan ve önem veren bir toplum değildir. Kendi hayatını yaşarken sergilediği tutum ve davranışlarında böyle olduğu gibi, çocuklarının geleceğini şekillendirme konusunda da böyledir. Evet, bugün Müslümanlar çoğunluk olarak ahiret yokmuş gibi yaşamakta, yiyip içip eğlenmekte, gününü gün etmektedir. Ben Müslüman’ım diyen ama dinine gerekli ehemmiyeti vermeyenler öncelikle Müslüman kalabilme ve Müslüman ölebilme konusunda kendilerini büyük bir tehlikenin içine, uçurumun kenarına itmektedirler.

Eğer bir toplumun fertleri kendini yönetecek idarecilerde hiçbir dini kriter aramıyor, dini adına hiçbir istekte bulunmuyorsa,

Eğer bir toplumun fertleri kanunların ve idarecilerin dine aykırı yönlerinden hiçbir rahatsızlık duymuyor, dinini alaya alan, Ramazan günü milletin huzurunda adeta dinle ve dindar insanlarla alay edercesine su içen, Kur’an-ı Kerim’e ortaçağ kanunu diyerek aşağılayan, inkâr eden siyasilere rahatlıkla destek oluyorsa, 

Eğer bir toplumun fertleri marufun egemen olması ve münkerin ortadan kalkması için en azından kalbi bir istekte bulunmuyorsa,

Eğer bir toplumda helal kazancın, alın terinin ve helal lokma yemenin hiçbir değeri kalmamışsa,

Eğer bir toplumda en dindar sayılan insanlar dahi bir araya geldiklerinde arsadan, dövizden konuşuyorlarsa,

Eğer bir toplumda ilmin ve âlimlerin topçular, şarkıcılar kadar değeri yoksa,

Eğer bir toplumda insanlar bir iş yapacakları zaman bu konuda dinin ne dediğini sorma gereği dahi hissetmiyorlarsa,

Eğer bir toplum 30 gün Ramazan orucu tutuyor da bayram günü kendini adeta çıplaklar kampını andıran plajlara atıyor ve kadınlı-erkekli birlikte eğlenmekten kendini alamıyorsa,

Eğer bir toplumda sabah namazını kıldırmak için şehrin göbeğinde cami imamları zaman zaman tek bir cemaat dahi bulmakta güçlük çekiyorsa,

Gençleri camilere uğramıyor ve camileri adeta yaşlılar kampına dönmüşse,

Eğer bir toplumun kızları ve kadınları hayâ perdesini yırtarak çıplak bir vaziyette sokakları, çarşıları ve üniversite koridorlarını dolduruyorsa,

Eğer bir topluma Ramazan-ı Şerif’in geldiği hissedilemeyecek kadar çok oruç yiyiliyorsa,

Eğer bir toplumda Cuma namazı kılınırken trafik olağan akışında devam ediyor, çarşı pazar cıvıl cıvılsa,

Eğer bir toplumda anne-babalar çocuklarının dünyalıklarını kazanmaları için harcadıkları çabanın onda birini ahiretlerini kazanmaları için harcamıyorlarsa,

Eğer bir toplumda içki, kumar, fuhuş gayr-i müslim topluluklarla atbaşı gidecek bir seviyeye ulaşmışa,

Eğer bir toplumda Kur’an kursları talebe bulamadığı için bir bir kapanıyorsa, İmam Hatipler öksüz ve yalnız bırakılıyorsa,

Eğer bir toplumda dini hayatı tümden yok eden filmler, diziler en çok izlenen programlar oluyorsa,

Eğer bir tolumda en çok satan kitaplar arasında hiçbir İslami içerikli kitap yer alamıyorsa,

Eğer bir toplumda faize bulaşmamış insan nerede ise kalmamış ise,

 Eğer bir toplumda ahlaksızlık, kokuşmuşluk genel bir karakter halini almışsa,

Ve nihayet bir toplumda din bizzat dini tahsil yapanlar ve din hizmeti sunanlar tarafından da ciddiyetle yaşanmıyorsa, artık o topluma dinini ciddiye alan bir toplum gözüyle bakamayız.

O zaman da şu ilahi uyarıyı hatırlatmak gerekiyor:

“(Resulüm) sen ‘Allah’ de, sonra onları bırak, daldıkları bataklıkta oynayadursunlar!” (En’am, 91).

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Kasadar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

01

İlhan - Evet.. Aslında şu zamanı özetleyen bir yazı.. Selamı esirger olduk.. Doğruluk çok uzaklarda.. Biraz muhasebe.. Biraz da tefekkür..ve iyi insanlar ile iletişim gerek..

Yanıtla . 0Beğen 10 Haziran 18:30

Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı parlatın.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Seçim ittifaklarını faydalı görüyor musunuz?