Reklamı Kapat

İstediğiniz Sorudan Başlayabilirsiniz

Endişe İslam’dan kaynaklansaydı daha dün kol kola yürüyen insanlar şimdi birbirlerinden selamı bile esirgerler miydi?

Görüş ve düşünce farklılığı olsaydı temel problemimiz, oturup da biz hangi konuda anlaşamıyoruz, anlaşamıyorsak bile “bunlar tali şeyler” diyerek toparlanmaya çalışmaz mıydık?

Ayıpları saklama, hataları bağışlama, kusurları görmezden gelmenin erdem olduğunu günde yüz kez söylemek yerine gereğince davransaydık, tefrika diye bir problemimiz olur muydu?

Birbirimizi para kadar, pul kadar, makam ve mevki kadar sevseydik hiçbir kardeşimizi küstürür ya da bir bilinmez yola mahkûm eder miydik?

Ölüme yeterince inansaydık geçici olanın peşinde gece-gündüz ne pahasına olursa olsun dolanıp durur muyduk?

Bir kenara çekilip kafamızı dinlemek yerine birbirimizi dinleseydik, sözüne söz katmasaydık şimdi iletişim kazaları ve yanlış anlama kavgalarına sahne olur muyduk?

Özeleştiri, nefis muhasebesi ve emri bil maruf nehyi anil münker müessesesini işletseydik, toplumsal kaygılarımız karşısında şimdi kara kara düşünür müydük?

Namazda cemaatte aynı kıbleye yönelip Fatiha Suresi düsturuyla hareket eden herkes aynı hedefe kenetlenmiş, aynı yolun yolcusudur. Bu hakikati derinden hissetseydik hiç birbirimizi öfkeyle ya da kibirle dışlayıp ötekileştirir miydik?

Yaşanması gerekeni yaşasaydık bu kadar çok konuşup tartışır mıydık?

ÂDEM ÖZKÖSE’DEN GERÇEK BİR ESARET HİKÂYESİ

“2012 yılının 9 Mart günü belgesel çekmek için gittiğimiz Suriye’de kameraman arkadaşım Hamit Coşkun’la birlikte Esed rejimine bağlı silahlı milisler tarafından kaçırıldık. Kaçırıldıktan sonra yeraltı cezaevinde yaşadıklarımız bizi yepyeni bir dünya ile tanıştırdı. Bu öyle bir dünya idi ki insanlığımızdan utandık.”

Yukarıdaki satırlar Âdem Özköse’nin gerçek bir esaret hikâyesini anlattığı “Esir” adlı kitabından alınma. Bundan 7 yıl evvel meydana gelen kaçırılma hadisesi bu olayı bizzat yaşayan bir gazetecinin ağzından naklediliyor. Sıcağı sıcağına yazmanın ne denli zor olduğunu söylemeye gerek yok. Kitap sadece bu esaret günlerinde yaşananlar anlatmıyor, aynı zamanda Özköse’nin dört yıl boyunca yaşadığı Şam ve etrafındaki halkın direniş ve mücadelesini de anlatıyor. Bir gazetecinin haber yapmak değil, olup bitenin olup bitmemesi için bir şeyler yapmak gerektiğini dünyaya anlatmak için kesitler sunduğu bir vazifeydi Âdem Özköse’nin Suriye günleri. Suriye yolculuğuna çıkarken ailesinin gösterdiği güçlü duruş ve metaneti de bir tarafa not etmek gerekiyor.

Âdem Özköse Suriye günlerini anlatırken savaş öncesi Şam ve Halep’te geçirdiğim dört gün geliyor gözlerimin önüne. Ne kadar asude ve ne kadar bizden bir yerdi Şam ve Halep. Her sene giderim diye kendi kendime söz vermiştim. Ne yazık ki Halep ve Şam kapısının önüne ateş yığdılar. Kiliseden çevrilmiş Emevi Camii’nde Cuma kılmak nasip olmuştu. Suriye duyarlığı, Suriye yolu, yol meşakkati, Suriye’de yaşanan sıkıntılar, sorgular ve hücreye atılmalar, işkence tanıklığı, hücrede görülen meşum rüyalar, hüzrede ortalıkta gezinen siyah kertenkeleler, asker Somar’ın kurduğu plan, hücrede yapılan ilk Kur’an hatminin sevinci ve daha birçok hüzünlü hatıra bütün sahiciliği ile anlatılıyor. İnanca ve umuda sarılmanın ne denli büyük bir güç olduğunu bir kez daha görüyoruz bu hatıralarda.

Âdem Özköse dünya acılar atlasına yönelik duyarlığını bilip takdir ettiğim bir yazar. Geçtiğimiz Sultanahmet Kitap Fuarı’na kadar da yazdıkları ve yaşadıklarıyla “iyi insanlar antoloji”min baş sayfalarında yer alan bir güzel adam olarak yer almıştı. Ona ayırdığım yer yine baki. Fakat bu kez adıma imzaladığı kitabıyla birlikte fuarda tanışma fırsatı da bulduk. Ne güzel ikimizde bütün satırlar içerisinden samimiyetin altını çizdik. Kitabı okudum, acılara okuyarak da olsa tanık olmanın ağırlığını göğsümde hissettim. İçtenlik ve sahicilikle özgün üslubun birleştiği “Esir” kitabını bitirir bitirmez bir dostum okumak için elinden çekti aldı. Ramazan hürmetine ses çıkarmadım. Sevgili okur Âdem Özköse kitaplarını nerede bulursanız alın; kimsenin elinden çekip almayın, kitapçılardan alın bir zahmet. Göreceksiniz bu daha bereketli olacaktır.

(Âdem Özköse-Esir-Pınar Yayınları)

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hüseyin Akın - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı parlatın.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Meclis lokantasında yemek ücretlerinin artırılmasını doğru buluyor musunuz?