Reklamı Kapat

Aşkın bir zamanın ruhu

Topçu, ‘Aşk’ı,  “bir şuur hali” olarak ifade eder. Bu halin en güzel ortaya çıktığı zaman dilimi belki de bütün bu modern zamanların, kent gürültüsünün arasında bile kendine has iklimi ile varlığını en özel şekilde ifade eden ‘Ramazan’ ayıdır. İnsan ne kadar kendinden kaçsa da Ramazan bir şekilde onu yakalar ve sarıp sarmalar. İstisnai bir kuşatıcılığa sahip Ramazan gelişi ile insandaki bütün o tereddütleri, şüpheleri, korkuları yıkarak onu en güzel şekilde tazelendiği, iç-dış bakımını yaptırdığı bir iklime ulaştırır. Öyle ki bu zaman dilimi insanın içindeki bütün kirleri temizler. Onda artık ne hesap, ne çıkar, ne beklenti, ne öfke, ne de kin kalır. Düşünceleri bir düzene binerken, yaşantısı da kendi iç düzenini bulur böylelikle muntazam bir hal alır. Bu elbette yaratıcının insanlara vermiş olduğu özel bir armağandır.

Elbette ki bu aşkın hali duyumsamak modern zamanların haz ve hız anlayışı içerisinde, kentlerin kaotik düzeninde oldukça güçtür. Ancak burada çok önemli bir durum var: nostaljinin pençesinde boğularak “nerede o eski” diye başlayan cümlelerin anın mesuliyetini ve yapma iradesini elden kaçırmamak gerekir. Çünkü şartları ne olursa olsun Ramazan bütün bu belirlenmiş, bir takvime bağlanmış düzen içerisinde kendi varlığını ve yaşama kattığı ulvi havayı hiçbir karışıklığın esaretine bırakmayacak kadar muntazam bir yapıya sahiptir. İster fert, toplum ve zaman bu büyük armağana hazır olsun isterse olmasın o taşıdığı manevi mükâfatları az çok herkese bırakırken bereketinden en nasipsiz insanın bile istifade ettiği bir imkân sunar. Saatler, modern ölçü araçları, tüketim alışkanlıkları ve piyasanın belirleyici kuralları Ramazan’ı ihmal ve inkâr edemedikleri gibi bir şekilde ondan istifade etmenin yollarını ararlar. Nitekim ne olursa olsun o ayların sultanı olarak kendine yakışır bir eda ile gelir. Gelişi büyük bir memnuniyet vesilesi olduğu gibi gidişi de bir hüzne neden olur.

Çünkü Ramazan ayı, manevi atmosferin toplumsal düzeyde en fazla varlığını hissettirdiği ay olmakla birlikte toplumun her katmanını etkileyen, her şeye dokunan ve dokunduğu her şeyi aslına döndüren müstesna bir güzelliğe sahiptir. Bu güzellik hissedilmeye başlandığında hiç bitmesin istenir ancak bir süre tahdidi ile gelmiş olduğu için gidişi hüzne vesile olur. Onun için eskiler hep bir dahaki Ramazan’a kavuşmak duası ile uğurlarlar Ramazan’ı. Hele bu kadar eğlence vurgusu, tüketim ve sosyallik boyutunun öne çıkartıldığı bir zaman diliminde insanın sadece güzel anlar biriktirme ve “paylaşma vurgusu” yaparak dışsal bir sarılma yaşadığı bir zamanda hüzün daha dipten gelir. Elbette bunda modern şehir anlayışının dışsal ve formel(biçimsel) yapısını yitirmesi ve içsel olarak da bir bozulma (çürüme) halinde olmasının etkisi de büyüktür. Sözde geleneği yaşatmak adına ortaya çıkan panayır vâri görüntüler, hem bu çürümenin görünen yüzünü oluştururken hem de insanın kendini duyumsamasını engelleyen idrak etme kabiliyetini köreltici bir yapıya sahiptir.

Bütün bunlar ile birlikte şehirlerimizi yönetenlerin geleneği canlandırmak için ortaya koydukları tiyatral sahne Ramazan’ı fark ettirmekten ziyade onun farkındalığını ortadan kaldırma ve onun ulvi boyutunu hayatın merkezinden ve şehirlerin can damarlarından sökerek, sokakların ışıltılı makyajının arasında insana, topluma ve şehirlere dokunmasını engelleyici bir rolü de beraberinde taşımaktadır. Elbette ki ortada seküler dünyanın dini, hayatın belirleyici öznesi olarak görmek istememesi ve onu bir nesne olarak kullanma arzusu yatmaktadır. Bunda iyi niyetli bir takım girişimler olarak başlansa da şuur yoksunluğu ve neticesinde popülizmin etkisi ile atılmış adımlar olarak bu arzuyu beslemektedir. Eskilerin bir heves olarak aktardıkları direkler arası eğlenceleri artık Ramazan ayı münasebetiyle bütün irili ufaklı şehirlerin merkezini süsleyen bir panayır havası ile Ramazan’ı kuşatmakta ve onun şehre, topluma ve insana dokunmasının önündeki engellerden biri olarak görevini ifa etmektedir.

Onun için ister dışarıdan gelen etkiler isterse içerden gelen bozulmanın etkisi ile aşkın bir iklim olan Ramazan’ın bütün hususiyetleri ile hayata dokunmasının önünü açmak gerekiyor. Kötü örnekler, Ramazan’ın manevi havası ile çelişen uygulamaların ortadan kalkması için Ramazan’ı da onun akabinde gelen ödülü de,  yani bayramı bir ulvi hediye olarak görmek gerekir.  Bu açıkça yaratıcı ile yaratılan arasında aşkın bir ilişkidir. Nitekim bu,  karşılıklı rızaya vesile olacak önemli ve özel bir zaman olduğu hakikatini insanın, bütün hücrelerine kadar hissettirecek bir içsel temaşa ve dışsal düzelme, düzenleme olduğunu kavramak gerekiyor.

Böylelikle yaşadığımız hayatın, varlığımızın anlamını kavramak için sunulmuş bu bereket iklimini dışarıda kurulan şölen alanlarında kaybetmek yerine içsel bir şölene dönüştürme imtiyazını yakalayanlardan, onu tadılmayanlardan olabilme bahtiyarlığına erişebiliriz. Bütün bu zamanı kendine has bir ruh ile yaşayıp çağın ağlarına dolanmadan en güzel şekilde idrak edebiliriz.  Yine merhum Topçu’nun ifadesi ile “Bir’den başka kemmiyet tanımayan, secde edenle edileni secdede birleştiren ilahi sarhoşluğa” düşebiliriz. Fuzuli’nin diliyle: ‘Öyle sermestem ki idrak etmezem dünya nedir’ Sözü aşkın tam ifadesidir.” Aşkın bir iklimin idrakinin hediyesi bayramın herkese güzellikler, iyilikler ve muştular getirmesini diliyor, bayramınızı tebrik ediyorum.  Hoşça bakın zatınıza…

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Biten - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


İstanbul Markaları

Milli Gazete, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Meclis lokantasında yemek ücretlerinin artırılmasını doğru buluyor musunuz?