Bir cihat ayı Ramazan

Her şey insan içindir. Kitabi ifadesi ile her şey insanın hizmetine sunulmuştur. İnsan denklemde olmadığı sürece bütün kavramlar ve uygulamalar anlamını yitirir. İnsan varlık cihetinden dini bile önceler. Din var olan insana gelmiştir. Dolayısı ile din gelen bir şeydir. Bu yüzden din insanı ve insanın kurmuş olduğu sosyal yapıyı tamamı ile ortadan kaldırmayı hedeflemez. Din için temel hedef insanın kulluğa doğru ilerlemesi ve yaratıcıya boyun eğmesinin temin edilmesidir. İslam dininde bunun en güzel örneği geldiği toplumda var olan sütkardeş uygulamasını hukuki bir netice doğuracak şekilde kabul etmesine rağmen, üvey evladın eşi ile evlenmeme geleneğini ortadan kaldırmasıdır. Bu iki örnek insanın ve insana dair olanların dini öncelediğinin en önemli göstergeleridir. İnsan için HAYAT kaçınılmaz olarak devam ettirilmesi gereken bir şeydir. Din bunu umumi olarak haram kıldığı meseleleri ölüm halinin ortaya çıkmasında helal sayması ile ortaya koymaktadır. Bu noktadan insanın hayatiyetinin sağlanması dinin ilk önceliğidir.

İslam özelinde insanı değerli kılan şey Allah’a olan İMANıdır. İman olmaksızın insanın insaniyetinin tamlığından bahsetmek mümkün müdür? Sorusu tarih boyu tartışıladursun insana değer katan şey onun imanı ve bu imanı gereği yapmış olduğu fiillerdir. Dinde getirilen bazı yasaklar Müslüman bireyin imanını korumaya matuftur. Dini inanç tehlikeye girerse insanın özgürlüğü sınırlandırılır. Örneğin “hidane hakkı” annenindir. Yani ergenliğe girmemiş bir çocuğun babanın ölümü durumunda anneye verilmesi gerekir. Ancak çocuğun dininin yani imanının İslam’dan çıkma riski oluşması durumda bu hak anneden alınır. Çünkü hayatiyeti sağlanan insan için ikinci önemli kavram kuşkusuz İmanlı bir insan olmasıdır.

İmanlı insan söz konusu olduğunda üçüncü olarak ortaya çıkan kavram CİHAT’tır. Mücahede yahut cihat insan için umumi kavramlardandır. Bu umumi oluş insanı kuşatmasına mütealliktir. Olumlu ya da olumsuz olsun insan daima bir mücadele halindedir. Kimi zaman batılla, kimi zaman düşmanla, kimi zaman kendisi ile ettiği gibi; yanlışa düşmüş olan insan kimi zaman hakla, kimi zaman adaletle, kimi zaman doğru ile mücahede eder. Mücahedenin alan ve muhataplarına göre ismi değişse de insanın her alanda ve her zaman haktan yana yapmış olduğu mücahedenin adı CİHAT’tır.

Rivayet odur ki Hz. Peygamber Tebük Seferi’nden dönerken, “Küçük cihattan büyük cihada dönüyoruz” buyurarak insanın kendi nefsi ile olan mücadelesini öncelemiştir. Ramazan-ı Şerif işte bu büyük cihat ve küçük cihadın birbiri ile kol kola olduğu ve aynı anda ikisinin de tahakkuk ettiği bir aydır Hz. Peygamberin hayatında. Hz. Peygamberin ve ona ittiba edenlerin Ramazan-ı Şerif hayatları incelendiğinde karşımıza ilk çıkan husus bu ayın nefisle cihat ayı ilan edilmesidir. Orucun ve orucun sıhhati için geçerli şartların ve edeplerin tamamı kişinin nefsi ile mücadelede başarılı olmasına dairdir. Kişinin yemeden ve içmeden belirli bir süre kesilmesi kişinin bedenini zayıf düşürecektir. Bu zayıf düşüş nefsanî arzu ve isteklerin önüne geçmesinde kişiye yardımcı olacaktır. Ayrıca insanın nefsanî arzularını helaliyle bile olsa belirli bir vakit içinde tatmin etmemesi nefsi sığaya çekmekte önemli bir etkendir.

Ramazan-ı Şerif’te kişinin daima Kur’an ve hadislerle hemhal olması yılın geri kalan onbir ayında oluşmuş olan zihni dağınıklığı ortadan kaldırmasına yardımcı olur. Kur’an’dan gelen feyz ve gönül huzuru kişiyi süfli şeylerden uzak tutar. Yine Ramazan-ı Şerif boyunca Müslümanların Hz. Peygamberin ve takipçilerinin dillerinden düşürmedikleri zikir ve duaları her ortamda her durumda dillerinden düşürmemeleri de nefisle mücadelede en önemli yöntemlerin başında gelir.

Hz. Peygamberin Ramazan-ı Şerif’in son on günü bazen de son yirmi günü itikafa girdiği bilgisi önemli bir husustur. Bu önemli husus biz kullar için nefis mücadelesine olan ihtiyacımız dikkate alındığında daha da önem arz etmektedir. Bu tür ibadetler insana adeta gelecek Ramazana kadar kendisini taşıyacak manevi iklimi solumasına imkân sunmaktadır.

İnsanın kıyamete kadar sürecek olan bu mücadelesine Hz. Peygamberin büyük cihat demesinin ilk sebebi cihat edilecek düşmanın görünmez ve fark edilemez olmasıdır. Çünkü bu cihatta mücadele edilecek olan düşman insanın kendisi olduğu gibi mücahede edecek olan mücahit de, insanın kendisidir. Dolayısı ile nefisle cihatta kişi kendisiyle mücahede etmektedir. Bu mücahede zorluğu kısa zamanda fark edilmiş olsa gerek ki bu mücahedenin daha sistemli ve daha sorunsuz atlatılabilmesi için tekkeler ve zaviyeler kurulmuştur. Tekkelerde yahut benzeri mekânlarda daha öncesinde ilahi lütuf ile büyük cihadı belirli oranda kazandığına inanılan kişilerce verilen eğitimler insanın büyük cihatta yani nefis terbiyesinde en önemli yardımcısı olmuştur. Mücahede o kadar merkezidir ki mücahede tariki diye bir nefis tezkiyesi usulü sufiler tarafından geliştirilmiştir.

Hz. Peygamberin dönüldüğünü ifade ettiği küçük cihat ise mertebe bakımından değil, savaş meydanındaki mücadelenin nefisle mücadeleden daha kolay olması bakımından küçük sıfatı ile vasıflandırılmıştır. Çünkü er meydanında yapılan savaşlarda ve cihat faaliyetlerinde kişi için düşman bellidir. Sonuç ne olursa olsun zamanı da sınırlıdır. Oysa nefisle olan cihatta ne zaman ne de düşman sınırlıdır. Her an her şey sizin düşmanınız olabilir. Mertebe bakımından bakıldığında kişinin malını, varını ve yoğunu nihayetinde canını ortaya koyduğu savaş meydanlarında yapılan cihat bütün cihatlardan üstündür. Bu konuda âlimlerin ittifakı vardır.

Kişinin kendi nefsiyle olan cihadı insan için en meşakkatli amel olan savaş meydanlarında yapılan cihada adeta bir hazırlık evresidir. İnsan her ne kadar haklı tarafta olsa da cihat etmek için başka niyetler taşıyabilir. Nitekim kişiye niyet ettiği vardır. Bu niyetler her zaman sahih olmayabilir. Kimi şeref için kimi dünya ya da ahirette bir karşılık için cihat edebilir. Bu tür nefsanî hastalıklardan kurtulmak ve cihadı sadece Allah’a hasretmenin yegâne yolu nefisle cihadı öncelemektir. Bu önceleme insanı savaş meydanına bir kahraman olarak değil kul olarak çıkarır. Böylece kişi mertebe bakımından üstün olan savaş meydanlarında yapılan cihata hazır hale gelir.

İslam tarihi açısından önemli bazı fetihlerinin Ramazan-ı Şerif ayına denk gelmesi nefisle mücahedenin hazırlık evresi olduğunun önemli göstergelerinden biridir. Nefsi ile mücahedeyi tamamlamış bireylerin hüküm Allah’ın oluncaya kadar mücahede etmeleri iki mücahedeyi de birleştiren bir durum ortaya çıkarmaktadır.

Bedir Savaşı, H. 8. yılında 20 Ramazan’da Mekke’nin fethi, H. 13. yılında 12 Ramazan günü Buveyb Savaşı, H. 92. yılında yine Ramazan ayında Endülüs fethi, H. 223. yılı 17 Ramazan’da Mutasım komutasında Umuriye’yi fethi ve Rodos’un fethi gibi şanlı fetihlerin Ramazan’da vuku bulması Hz. Peygamber ve takipçilerinin Ramazan-ı Şerif’te nefisle cihat etmekle yetinmeyip savaş meydanlarında boy göstermeye gayret ettiklerini ortaya koymaktadır.

İnsanın hayatiyetini önceleyen, din insanı iman etmeye davet etmektedir. Bu davete olumlu cevap veren insanlar artık imanlı birey olarak kulluk etmek zorundadır. Bu zorunluluk ahlaki bir zorunluluktur. Kulluk etmek ile mükellef olan birey önce nefsi ile mücahedeye girecek ve bütün varlığını ve amellerini Allah’a hasr edecek kıvama gelecektir. Akabinde hiç zaman kaybetmeksizin kul, mertebe bakımından büyük olan cihada koşacaktır. Bunun en güzel örneği kuşkusuz Ramazan-ı Şerif’te Hz. Peygamberin uygulamaları ve bu ayda vuku bulan cihat faaliyetleridir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İdris Cevahir - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı parlatın.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Seçim ittifaklarını faydalı görüyor musunuz?