Reklamı Kapat

Kayıp kuşak

12 Eylül 1980 darbesinin ülkemize yaptığı en büyük kötülük, düşünmeyen, konuşmayan, üretmeyen, analiz etmeyen, hazırlop fikirleri olduğu gibi kabul eden insan prototipleri ortaya çıkarmasıydı. 12 Eylül’e kadar gelen süreçte, “sağcı ve solcu” kavramları, Ecevit ve Demirel figürleri ile zihinlerimize tıkıştırılmıştı. Türkiye’nin yabancı mihraklar tarafından yangın yerine döndürüldüğü o günlerde, kendilerine sağcı ve solcu yaftası yapıştıran gençliğimiz, tartışıyor, didişiyor, fakat bu didişmelerden olumlu sonuç çıkmıyordu. 12 Eylül darbesiyle birlikte Türkiye’nin her tarafında olan yangınların bir anda son bulması, gençliğimizin üzerinde oynanan oyunların kimler tarafından organize edildiğini ortaya koymuş ve kimlerin bu oyunlara göz yumarak olayların bu hale getirildiğinin ispatı olmuştu.

12 Eylül darbesiyle birlikte Türkiye, en az 50 yıl geriye gitti. Ekonomik göstergeler, siyasal mülahazalar, düşünce ve fikir hürriyeti, basın özgürlüğü bu dönemde suya düşen yapraklar gibi sağa sola savruldu. Türkiye’nin yeniden huzur bulması ve demokrasiye geçmesi elbette yıllar aldı. Darbeciler kendilerini korumaya alacak kanunları çıkartarak geçiş dönemindeki sorumluluklarından birer birer sıyrıldılar.
Türkiye’nin medya özgürlüğü bağlamında en önemli mihenk taşlarından olan 1990’lı yıllardaki özel televizyonların hayatımıza girmesi ise yepyeni bir dönemin habercisi oldu. Birer birer hayatımıza giren özel televizyonlar, düşünmeyen, konuşmayan, üretmeyen, analiz etmeyen, hazırlop fikirleri olduğu gibi kabul eden insan prototiplerimizin, yepyeni bir boyuta evrilmesine yol açtı.

Artık hayatını, kimliğini, görüşlerini, oturup kalkmasını medya aracılığıyla edinen, televizyonlarda gördüğü kahramanların dünyasından yansıyanlarla edinen yepyeni bir kuşak ortaya çıktı.

Ve, maalesef bu kuşak kayıp kuşak olarak tarihte yerini aldı… Çünkü magazinin baş tacı edildiği, iffetin değil şehvetin başrole konulduğu, ahlakın ve maneviyatın arka plana itildiği dizilerden, yapımlardan ve programlardan odamıza dolan türlü fuhşiyatlar, 12 Eylül darbesiyle ortaya çıkan kuşaktan daha beter bir sosyal dokuyu ortaya koymuş oldu.

Bir toplumu ayakta tutan dinamik ahlaktır, kültür, sosyal dokudur… Ahlak ve maneviyat, bir toplumun çimentosudur... Nitekim iki cihan serveri Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (sav), “Ben güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim” buyurmaktadır.

Allah (c.c.), Peygamberi’ne hitaben, “Sen ne güzel bir ahlak üzerinesin” buyurmaktadır.

Kitle iletişim araçlarının kamusal yayıncılık yapması gerektiği aşikârdır. Ama günümüzde kitle iletişim araçları, şuursuzca yapılan asılsız haber ve yorumlarla insanların onur ve haysiyetlerini hedef almakta, zihinlere türlü fuhşiyatlar sokulmaya çalışılmaktadır. Dedikodu, yalan, iftira, çirkin sözler, ilgi ve merak uyandıracak şekilde sunulabilmektedir.

Hepsinden kötüsü ise, “kötülüklerin içselleştirildiği” kitle iletişim araçları, insanların birbirlerine karşı kıskançlıklarını artırmakta, magazin kılıfıyla yedirilen hayatları mantar tiplerin yaşadıkları hayata karşı insanları özendirebilmektedir.

Maalesef, televizyon ekranlarında izleyecek doğru dürüst bir yapım bulabilmek, çölde vaha bulabilmekten daha zor.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Nedim Odabaş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


İstanbul Markaları

Milli Gazete, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Meclis lokantasında yemek ücretlerinin artırılmasını doğru buluyor musunuz?