Reklamı Kapat

Muhasebe

Her şeyin bir sis bulutu içerisinde yitip gittiği, geçmişin bütün izlerinin silindiği, silindiğinin de unutulduğu ve sonunda yalanların gerçek olup çıktığı bir zamandan geçiyoruz. Orwell’in betimlediği bu durumu günümüz tablosuna uyarlarsak her şey biraz daha berraklık kazanmış olur. Bu berraklık ile baktığımızda akıp giden gündemlerin arasında birçok şeyi atlıyoruz. Atladığımız her şey aslında şikâyetlerimizin kaynağını teşkil eden temel problemleri doğuruyor. Bunda en önemli faktörlerin başında hiçbir sürecin tam bir muhasebesini yapmadan, gelecek adına bir endişe taşımadan olup bitene özne olmaktan çok nesne olarak kalmayı yeğlemenin yattığını söylemekte bir beis görmüyorum. Hattı zatında kör göze parmak gibi yanlış uygulamaları bile iktidarın parıltısının körleştirdiği bir karanlıkta alkışlarla onaylamaktan geri durmayan insanlar için ikbal hülyasından çok sahip olduğunu düşündüğü “biz” mitinin soyut varlığını kaybetme endişesi yatıyor. 

Elbette ikbal hülyaları arasında muhasebe yeteneğini kaybetmiş bir toplumun kendisini yoklaması, takkeyi önüne koyup düşünmesi için hiçbir zaman doğru zaman olmadı, muhakkak ki olmayacaktır da ta ki o parıltıdan oluşan gönül karışıklığı, bulanıklığı geçene kadar. Oluşturulan vehimlerin kesişim kümelerine sıkışıp kalmış bir insan için üretilmiş “siz”, “biz” ya da “sen”, “ben”; “öteki”, “beriki” ayrışımı kazanımların korunması için iyi bir motivasyon güdüsü oluşturabilir ancak hakikatin keskinliği karşısında son tahlilde hükümsüz kalacaktır. Ötekileştirmenin tecellilerine baktığımızda bunun hiçbir faydası yoktur. Her ne kadar bir tabansal koruma işlevi görse de er ya da geç gündem dışı bir yere sıkışıp kalacaktır.  Muhasebesi yapılmamış hiçbir iş, hiçbir zaman kamalata doğru yol almaz bilakis kendini tükete tükete yok olup gider.

Elbette ki bu gidiş aslında birikmiş tecrübeyi, her bir çilenin açığa çıkardığı izleri de beraberinde tüketerek götürecektir. Uzlaşamayacak ne var ki? Kavgalar, hangi karanlık durumlara karşı veriliyor? Öfkeler daha iyisini bulmaya, yapmaya vesile olan öfkeler mi yoksa sahiplerinin nefislerini şımartan, onları kışkırtan bir öfke mi? Bütün değerleri popüler kültür malzemesi yapan bir sahipleniş, gerçekte ruhu boşaltılmış bir cesetten başka ne olabilir ki? Nitekim çehrelerinde tevazudan bir iz taşımayan, profesyonel dünyanın (reel politiğin)  dolduruşu ile yüklenilen yeni görevler daha çok kibir kulelerine malzeme taşımak anlamına gelir.

Bu bağlamda bazı dönemler bir fırsat olarak karşımıza çıkar, onu yakalayabilmek ve her şeyden önce “ben” in muhasebesini yapabilirsek ardından “biz”i de masaya yatırabiliriz. Öz eleştirimizi doğru yapıp hakikat kantarına daha bir umutla çıkılabilir. Bunun için körlüğü ortadan kaldırma adına hem süreçleri, hem toplumu yeniden okumak, anlamak ve anlamlandırmak gerekir. Ne geçmişin anısı, ne geleceğin bugünsüz hülyası bizlere bir ivme kazandırabilir. Bu durumda tarafgirliklerin ortaya çıkardığı övgülere gark olup, medyanın düşünceden yoksun tavrının oluşturduğu bütün o serap hallere düşmeden kendi varlık mirasımızı yeniden düşünebiliriz. Bu düşünce elbette yeni bir dil, yeni bir anlatı ve yeni bir ümit imkânı doğurabilir. Onun için yeniden “muhasebe” fiilini günlük hayatımızın tam orta yerine ve davranışlarımızın mihenk taşına döndürebiliriz. Hesabı verilmiş her iş karanlığı aydınlığa dönüştürecektir. Hoşça bakın zatınıza…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Biten - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı parlatın.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Meclis lokantasında yemek ücretlerinin artırılmasını doğru buluyor musunuz?