Reklamı Kapat

Dindarlığın ölçüsü

Geçen hafta medyaya dindarlık ve İslamilik üzerine iki farklı içerikte çalışma düştü. Birisi ABD’deki George Washington Üniversitesi’nden iki akademisyenin her yıl gerçekleştirdiği “İslam Ülkeleri Ne Kadar İslami” başlıklı araştırma kapsamında yayınlanan İslamilik Endeksi sıralamasıdır. Araştırmayı yapan akademisyenler her yıl tekrarlanan çalışmada, ayet, hadis ve diğer İslami öğretilere bağlılığı esas aldıklarını ifade ediyorlar.
Çeşitli göstergelerin İslamilik Endeksi’nde ülkelerin İslami kriterlerle ne kadar uyumlu olduğu kıyaslanıyor ve ne kadar “İslami” yaşandığı sorusunun yanıtı aranıyor. Bu çalışmanın ilginç olanı sıralamanın ilk 43 sırasında hiçbir Müslüman ülkenin yer almaması. Türkiye ise ne yazık ki listeye 95. sıradan girebildi. Diğer çalışma ise Optimar tarafından yapılan dini inanç, tutum ve davranışlar anketidir.
Medyaya yansıyan iki çalışmanın bize ne söylediği üzerine düşünmemiz gerektiği kanaatindeyim. Birinci çalışmada görülen kriterlerin içeriğine tam anlamıyla nüfuz edemesek de genel itibariyle ekonomi, hukuk ve yönetişim, insan hakları ve siyasi haklar ile uluslararası ilişkiler alanında olduğunu biliyoruz.

Bu başlıklar için belirlenen kriterlerin ayrı ayrı analizini yapmak çalışmanın sıhhati için önemlidir. Ayrıca sonuçların algısal bir karşılığının olabileceği ihtimalini de göz ardı etmemeliyiz. Fakat bu çalışmada kullanılan başlıkların İslamilik ölçüsü ile geçmişte yapılan dindarlık araştırmaları dâhil Optimar’ın son araştırmasında kullanılan kriterlerin ne kadar farklı olduğuna dikkat edilmesi gerekiyor.
Bu çalışma aslında bizim dini tavır ve davranıştan ne anladığımızın dindarlık dediğimiz zaman zihnimizde neyin canlandığının bir göstergesi olarak duruyor. Dini yaşamak noktasında gösterdiğimiz hassasiyetin dinin ibadet alanına tekabül ettiği, dinin asıl amacının gerçekleşmesine dönük tevhit ve ahlak alanının ise öncelenmediği bir vaka.

Örneğin bu ve benzeri çalışmalarda namaz kılıyor musunuz, oruç tutuyor musunuz gibi soruların yanında hak yenmeye, adaleti ötelemeye, adam kayırmaya, kamu malını iç etmeye, ihaleye fesat karıştırmaya, ranta, servet yığmaya karşı tavrınız ne olur sorusu sorulmuyor. Bu tutum ve davranışlar dindar bir ferdin özellikle hassasiyet göstermesi gerekmiyor mu?
Örneğin zekât veya sadaka veriyor musunuz sorusu sorulan kişilere faize bakışınız nedir, faizsiz bir ekonomi için neler yapıyorsunuz ya da ticari faaliyetlerinizde ne kadar dürüst davranıyorsunuz gibi sorular neden sorulmuyor? Anket sorularında namaz kılan, oruç tutan bir işverenin işçisinin gerçekten hakkını verip vermediğinin vicdani karşılığı neden araştırılmıyor ki?
İşte bunun gibi hayatın içinden bir Müslüman için vazgeçilmez kabul edilen tutum ve davranışlar dindarlık araştırmasının kriteri olmuyor. Böyle olunca dindarlık dinin şekilsel alanıyla sınırlı kalıyor. Dinin amacına dönük tutum ve davranışlar ise geri plana atılabiliyor.
Dinin şekilsel alanına gösterilen hassasiyet, inanç ve ahlak boyutuna gösterilmediğinden İslamilik endeksi gibi araştırmalarda Müslüman ülkeler sıralamaya bile giremiyorlar. İkinci araştırmanın toplumsal zemini birinci araştırmanın aslında neticesini bize veriyor. İki araştırmada da karşımıza çıkan sonuçlar merhum Akif’in, “İşleri var dinimiz gibi, dinleri var işlerimiz gibi” sözünü doğrular gibi.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Muhammet Esiroğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


İstanbul Markaları

Milli Gazete, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Meclis lokantasında yemek ücretlerinin artırılmasını doğru buluyor musunuz?