Bozulan sosyal doku

Bir toplumu yıkan sebepler ekonomik değildir, siyasal mülahazalar değildir. Bir toplumu ayakta tutan dinamikler, ahlak, kültür, sosyal çimento ve milli-manevi değerlerdir. Eğer bu değerleri ve dinamikleri ortadan kaldırırsanız, bir daha asla yerine koyamazsınız. Bir çöküş sürecinin harcını atmış olursunuz. İnsan çürürse toplum kokmaya başlar. İnsan çürürse, toplum yıkılır.

Dinler tarihinde toplumların helak edilme sebepleri sıralanırken, öncelikle manevi değerlerin ortadan kaldırılması ve ahlaki çöküş örnek olarak gösterilmiştir. Ahlak zaafı, ahlakın törpülenmesi, insanların birbirlerine karşı sevgi ve saygısının yok olması, bir toplumun en büyük çöküş nedenlerindendir. Bu sebeple, toplumların çimentosu olan ahlakı her dönemde tahkim edebilecek bir milli-manevi seferberliği içimizde başlatmalı, toplumun geneline hâkim kılabilmeliyiz.

Vur patlasın, çal oynasın, eğlence anlayışı… Kimin eli kimin cebinde belli olmayan, gayr-i meşru ilişkilerin, ahlaksızlıkların, nerde sabah orda akşam zihniyetinin, tuzu kuru patronların, her işlerinin barlarda pavyonlarda halledildiği, kötülüğü sıradanlaştıran senaryolar, bu ülkenin gerçekleriyle ne kadar örtüşüyor?

Toplumun neresini yansıtıyor? Hangi gerçeğine işaret ediyor? Sözde aşk dizilerinde, aldatmalar, pislikler, rezillikler diz boyu… Kadın programlarında türlü türlü edepsizliklerini anlatan aileler neden konuşturuluyor? Neye hizmet ediyor bu programlar?

Maalesef toplumumuz hızla çürüyor. Ve medya dünyası, bu çürümeye en büyük boyutundan çanak tutarak, insanlarımızın içine temizlenmesi mümkün görünmeyen virüsler atmaya devam ediyor.

İffeti değil şehveti başrole koyan anlayış, birbirlerini aldatma, mendil değiştirir gibi sevgili değiştirme, nerde akşam orda sabah bir kültür anlayışı televizyonların her kuşağında gözümüzün içine sokuluyor. Magazinel olaylar, renkli dünyalar ve sözde sanatçıların mantarlaşmış hayatları albenili, cafcaflı ve yaldızlı bir biçime sokularak ekranlara getiriliyor.

İnsanlarımız kendilerine kimlik biçerken, renkli dünyanın albenili dünyanın rol kahramanları üzerinden kimlik biçiyorlar.

Daha da kötüsü insanlarımız, bu renkli hayatları gördükçe, “Param yok ama, elime fırsat geçse ben de aynısını yaparım. Ben de böyle yaşarım. Lüks gece kulüplerinde, lüks arabalar ve lüks bir hayat geçirebilmek için şu anda yaşadığım hayatı feda ederim” moduna getiriliyor.

Toplumsal bir kıskançlık virüsü zihinlerimize sokuşturuluyor, hayatımız esir ediliyor, beyinlerimiz dönüştürülüyor. Bunun bilinç bir tercih ve dönüşüm projesi olduğunu dile getiriyoruz sürekli. 1980 sonrasında, suya sabuna dokunmayan, her konuya nötr, ne kokan ne bulaşan, düşünmeyen, konuşmayan, analiz etmeyen bir insan prototipi oluşturmanın projesiydi bu. Sürüler gibi… Etrafında gelişen olayları analiz etme yeteneği elinden alınmış, birbiri ardına mantar gibi türeyen televizyon kanalları vasıtasıyla verilen hazırlop mesajları olduğu gibi belleğine yerleştirip, başkaca hiçbir şey yapmayan tipolojiler.

“Koyun gibisin kardeşim, sallayıverince celep sopasını katılıverirsin sürüye!” diyen şairin ifade etmek istediği biçimde, insanlar tek tipleştiriliyor, sürü psikolojisine sokuluyor.

Farklılık yok… Farklı olmak ayrıksı bir düşünce olarak nitelendiriliyor. Farklı düşündüğünüzde, onların size sunduğu hazırlop mesajların dışında bir şeyler ortaya koyduğunuzda “marjinal” olarak sıfatlandırılıyorsunuz. Bu nasıl bir dünya hikâyesi zor!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Nedim Odabaş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

01

Ayşe - Çok güzel bir yazı tebrik ediyorum Aile kurumu yok olursa ahlak diye birşey de kalmaz

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 24 Mayıs 09:37

İstanbul Markaları

Milli Gazete, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Meclis lokantasında yemek ücretlerinin artırılmasını doğru buluyor musunuz?