Niçin savaş?

Evet, niçin savaş ve neden savaşılıyor?

İlk bakışta, hayal dünyasında yaşayan birinin sayıklamasını çağrıştıran bir soru olarak algılanabilir, böyle bir soru.

Bir an için, öyle olduğunu farz edelim ve niçin savaş, sorusunun yersiz, gerçeklikten kopuk olduğunu göz önünde tutarak, doğru olmadığını delilleriyle açıklamaya çalışalım. Savaşı gerektiren nedenleri sıralamak istediğimizde, sanıldığının aksine, en fazla birkaç sınırlı nedenden başka bir şey bulunamaz. Bu nedenlerin çoğu, bugün ortaya çıkmadığı gibi, kesin çözümleri de, dayandığı sorunları bir daha karşılaşmamak üzere ortadan kaldıracak nitelikten uzaktırlar. Hemen akla gelen petroldür. Evet, petrol, Sanayi Devrimi’nin kaçınılmaz olarak toplumların ve insanlığın önüne getirdiği “yeni teknik” anlayışın, hayati derecede önemli ve vazgeçilmez ham maddesidir. Ondokuzuncu yüzyıldan başlayarak yirminci yüzyıl boyunca yoğunlaşarak artan sanayinin ve genel olarak hayatın temel bir girdisidir. Çeşitli alternatif enerji kaynakları devreye sokulmuş olsa bile, petrolün önemi ve vazgeçilmezliği, yirmibirinci yüzyılda da sürmektedir. İhtiyaç olarak ortaya çıktığı ondokuzuncu yüzyıldan günümüze, başta Ortadoğu coğrafyası olmak üzere, bulunduğu diğer yeryüzündeki ülkelerin siyasi, coğrafi, iktisadi, toplumsal yapılarını ve hayatlarını köklü bir şekilde etkileyen, değiştiren, bozan ve altüst eden olayların ortaya çıkmasında ve yaşanılmasında ilk sıralarda yer alan nedenlerden biri olagelmiştir. Özellikle, sanayileşmiş, başta Avrupa ülkeleri olmak üzere, Amerika, Japonya gibi ülkeler ve devletler, sanayilerinin temel girdisi olan petrol üzerinde planlar yapmışlar, projeler geliştirmişler, ulusal ve uluslararası politikalarını bu doğrultuda düzenlemeye çaba göstermişlerdir. Bu durum, kendi mantığı içinde, bir dereceye kadar, anlaşılır bir tutum olarak görülebilir, ahlaki, hukuki ve insani yönleri mahfuz tutulmak şartıyla.

Böyleyken, özellikle dünyanın geldiği noktadan değerlendirildiğinde, petrolün artık gerçekçi bir savaş nedeni olarak görülmesinin, mantık bakımından tutarlı olup olmadığı sorgulanmaya açık bir nitelik kazanmışa benziyor. Çünkü örnek olarak Ortadoğu’daki petrole sahip olan ülkeleri göz önüne aldığımızda, bunun mantıki ve gerçekçi bir neden oluşturması bir hayli zayıf görünmektedir. Petrol sahibi bu ülkeler, sahip oldukları petrolün çıkartılmasından, işlenmesine ve kullanılmasına kadarki süreçte tek yetkili değillerdir. Uluslararası şirketler, açık ya da gizli, bir çeşit petrolün sahibi durumundadırlar. Kaldı ki, petrol sahibi bu ülkelerin çoğu sanayiye ve yeni tekniğe sahip değillerdir. Dolayısıyla çıkarılan petrolün, kendi dışındaki ülkelerde yoğun olan alıcılarına ve tüketicilerine pazarlama ve satma mecburiyetleri vardır. Hayatlarını sürdürmeleri, geçimlerini sağlamaları, ulaştıkları ya da kendilerine sağlanan refahı kaybetmemeleri buna bağlıdır. Sözgelimi, Avrupa petrol ve ürünlerini bir süreliğine almasa veya petrolün yerine koyabileceği enerji kaynağı bulsa, petrol sahibi bu ülkelerin yapacağı herhangi bir şey yoktur.

Din ve inancın, bir savaş nedeni olarak düşünülmesi mümkün ve ihtimal dâhilinde görülse de, Batı dünyası anlayışında, Ortaçağ’daki Haçlı Seferleri’ne haklılık ve geçerlilik sağlayan din ve inanç algısı köklü bir değişime ve dönüşüme uğramış, özellikle Fransız Devrimi’nin oluşturduğu kültürel ortam bunu sağlamıştır ve hâlâ etkisini derinleştirmeyi sürdürmektedir. En azından, algı olarak farklı boyutlar ve nitelikler kazandırılmıştır. Elbette Batı kültür ve düşüncesinde, bilinçaltında bu algı varlığını korumaktadır, bu ayrı ve yeni değerlendirmelere ihtiyaç duyan bir olgudur.

Ortadoğu, özellikle Müslüman ülke toplumlarının savaşa sürüklenmelerinde, dış etkiler göz ardı edilemez, ama bu dış etkileri davet edenin, dıştan çok içteki müşterilerine bakmak gerekiyor. Yapılamayan da bu olsa gerek. Müslüman toplumlar ne zaman niçin savaştıklarını sorgulamaya başlarlar, işte barışın hemen yanlarında hazır beklediğini o zaman kavrayabilirler. Bunun şartı, savaşmamaya savaşmaktır. Savaş silah ile yapılmakta, silahı eline tutuşturanlar yanı başlarındadır, üretense dışarıda, Avrupa’da, Amerika’da ve aynı zamanda içlerindedir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı parlatın.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Meclis lokantasında yemek ücretlerinin artırılmasını doğru buluyor musunuz?