Gençlik ve Dava Bilinci II

Yakınmalar elbette ki insani bir durum. Sorunlar olunca sorular da gündeme geliyor ister istemez. O zaman da arayışlar ve çözüm yolları gerekiyor.

Gençliğin dilini kavrama, onlarla birlikte sorunları giderme ya da paylaşma bir adım. Endişe duymak da. Ancak bunlar yetmiyor doğal olarak. İnsanların alışkanlıkları var. Bir de bağlı bulunulan medeniyetin, kültür ve dinin gerekleri ister istemez etkili oluyor. Olmalıdır. Bunlar göz ardı edilemez.

Gençlerin hayat algısı, dünya görüşleri giderek ve hızla değişiyor. Küresel kuşatmanın etkisi çok fazla. Artık tepkiler ileri boyuta varıyor. Büyükler bu sorunlar karşısında çaresiz ve çözümsüz kalınca tepkili oluyorlar. Üstelik daha da geriliyorlar. Bu, aradaki uçurumların büyümesine neden oluyor.

Buluştuğumuz, konuştuğumuz kimselerin bu anlamda yoğun sorularının muhatabıyız. Gençlerle de konuşuyor ve anlamaya çalışıyoruz.

Günümüz hayatına ayak uydurmaya çalışan ailelerin bile artık bir yere kadar tahammülü olabiliyor. Tepkileri de çok sert oluyor.

Bugünün kuşağının dışında kalanların öyle ya da öyle bir dava ve düşünce bilinci var. Gençler de ise tam tersi. En önemli sorun da dava bilinci ve duyarlığı.

Müslüman’ız, Müslüman olma bilinci elbette ki önceliğimiz. Sorun insan ve insanın konumu. Günümüz insanının medeniyeti, kültür ve dini ile olan bağlarının kalıcılığı veya durumu.

Bir milletin varlığı bunlarla oluşur ve kalıcı olur. Bir milletin geleceği için bu olgular olmazsa olmazları.

Gençliğin en önemli sorunlarından biri dava bilinçlerinin olmayışı. Bu hemen her kesim için geçerli diyebiliriz. Ne yazık ki slogan toplumu olundu. Seküler bir topluma dönüşme hemen her kesim için geçerli. Üstelik bu da genel anlamda savrulmalara neden oluyor.

Siyasal kurgulu gençliklerin de sorunu sınırlı. Evrensel bir İslâm düşüncesinden çok, sisteme ya da genel kanıya uygun bir anlayışın oluşması. İnsanların manevi eğitimlerinin olmayışı bunların başında geliyor.

Genel anlamdaki gözlemlerimiz boşlukta savruluyor olunması. Tutkular da artık çıkar odaklı ve merkezli. Birey bulunduğu ortam ve çevrede çıkarları için ne devşiriyor ona bakılıyor. Bütüne değil teke dönük bir bakış ve hayat anlayışı.

Sosyal medya insanın üzerine karmaşa boca ediyor. Niteliksizlik ve sıradanlık ağdırıyor. Yabancı kültürlerin ve hayatların bütünü insan hayatına dâhil oluyor. Zamanla da tepki verilenler bile kanıksanıyor giderek benzeşiyor.

Konuşmalar, üsluplar, yaklaşımlar değişiyor. Aile büyüklerinin tepkileri de bu andan itibaren oluşuyor. Kendileri sosyal medyadan kaçarken, çocuklar ve gençler o dünyanın içinde

Her toplumun kendine özgü ruhu var. Bu, yadsınamaz.

Çarlık dönemi Rus edebiyatının eserlerini okurken Rus insanın özellikle zenginden yoksuluna kadar alkol bağımlılığı, vazgeçemezliği bir hayat anlayışı. İnsani ilişkiler de bu düzlemde. İki büyük Rus roman yazarı olan Dostoyevski ile Tolstoy’un romanlarında bu hayat çok belirgin. Bugün için de bu çok farklı değil.

Müslümanların hayatı ise onlardan çok farklı. Bu iki büyük romancı bunun farkında. Müslümanlar ile olan buluşmalarında farklıkları görüyorlar.

Tabii sorunlarımız bugün ile ilgili. Bugün artık karmaşık bir durum var. İnsanlık açısından genel olarak böyle.

Romanlarda insanları çok daha rahat tanıyabiliyoruz. Her milletin yazarı kendi insanının ruhunu veriyor. Sosyal medya üzerinde insanı tanıma yerine kaotik bir durum söz konusu oluyor. İnsan, burada öyle kolay kolay anlaşılamıyor ve tanınamıyor.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ali Haydar Haksal - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı parlatın.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Seçim ittifaklarını faydalı görüyor musunuz?