Halkı kandırmak

İlk paylaşım savaşı olan Birinci Dünya Savaşı’ndan mağlup ayrılan Almanya, 20 sene sonra yeniden ve daha büyük bir hedefle dünyayı büyük bir savaşın içine sürükledi. İlk savaşta Batılı işgalciler tarafından “kapılan” sömürgelerden pay alabilmek için savaşan Almanlar, 20 sene sonra ise “dünya hakimiyeti” gibi bir hedef veya takıntıyla ortalığı birbirine kattı. Bir iki sene içinde Fransa da dahil olmak üzere Avrupa’nın büyük bölümünü “halleden” Almanya, İngiltere’yi de enterne ederek yönünü doğuya, yani Rusya’ya çevirdi.

Ruslarla 1939’da saldırmazlık anlaşması imzalamıştılar, ancak bu anlaşmaya sadık kalmayarak “dünya imparatorluğu” paranoyasıyla doğuda Rus cephesin açtılar. Bu da onlar için sonun başlangıcı oluverdi. 1941 senesinde Rusya’ya karşı Barbarossaharekatını başlatan Almanya, Batı cephesinde uyguladığı Blitzkrieg (yıldırım savaşı) taktiğiyle kısa sürede netice almak peşindeydi. 

Almanlar, Haziran’da başlayan harekatı kış gelmeden bitirmeyi amaçlıyorlardı. Nitekim Alman ordusu, Rusya’nın çetin kış koşullarına da hazırlıklı değildi. Blitzkrieg’in en önemli parçalarından olan panzerler, kış yaklaştıkça Rusya’nın toprak yollarında çamura saplanacaktı. Dünyayı bir Nazi İmparatorluğu’na çevirme amacıyla Rus cephesini açan Almanlar, 4 sene sonra Sovyetler’i Berlin kapılarında bulacaktı.

Barbarossaharekatı başlarda iyi gitti. Ancak zamanla durum tersine döndü. İkmal yollarının kapanması, cephenin çok geni olması, müttefik devletlerin beceriksizliği ve başarısızlığı, korkunç step soğuğu ve Rusların ölümüne direnişi, durumu tersine çevirdi. Hitler’in yanlış hamleleri ve saplantılı hali, Alman ordusunun Rusya bozkırlarına gömülmesine neden oldu. Misal, korkunç bir şehir savaşına dönüşen Stalingrad’da kapana kısılan Alman ordusuna ısrarla “geri çekilmeyin” emri verildi. Rus hattını yarıp çıkma imkanı olan Almanlar, Hitler’in takıntısı yüzünden tarumar oldu. Cepheden kaçmaya çalışanlar emre itaatsizlikten ya vuruldu, ya cezalandırıldı. Kaçamayanlar ise ya Rus kurşunlarıyla ya da korkunç soğuk sebebiyle öldü.

Alman ordusu Rus cephesinde hezimete uğrarken, Alman kamuoyuna ise muzafferiyet haberleri geçilmesiydi. Nazilerin meşhur propaganda makinesi Alman ordusunun kahramanlıklarında, zaferlerinden bahsediyordu halka.  Gerçek durum, ancak bir sene sonra duyurulabildi.

Halkı kandırmak belki kısa bir süre durumu idare etmeye yarar, ancak gerçekler de er yada geç ortaya çıkmaktadır. Benzer bir durum 1986’daki Çernobil vakasında da yaşandı. Çernobil nükleer santralinde gece yarısı gerçekleştirilen bir acil durum tatbikatı sırasında patlama meydana geldi. Patlama reaktörde olmuştu ve çekirdekte erime meydana gelmişti. Sovyetler Birliği, bu durumu 3 gün boyunca herkesten sakladı. Olay, çatıda çıkan yangın gibi sunuldu kamuoyuna.

Patlamanın ardından rüzgarlar vasıtasıyla hızla yayılan radyoaktif serpinti, Kuzey Avrupa ülkelerine kadar ulaştı ve Norveç hükümetinin durumu fark etmesiyle Ruslar tarafından da kabul edilip dünyaya duyuruldu.

Elbette ki, radyoaktif serpinti Türkiye’ye de ulaştı. Türk hükümeti de, aynı Sovyetler’in yaklaşımıyla “halktan gizleme” ve “halkı kandırma” yolunu tuttu. Hatta dönemin Sanayi ve Ticaret Bakanı Cahit Aral, televizyona çıkıp çay içti. “Radyasyon olsa biz içer miyiz?” mesajı halka verilmeye çalışılırken, halk çay ve fındıkta anormal derecede radyasyon bulunduğunu Almanya’nın uyarılarıyla öğrenecekti. Bunu öğrenene kadar ise Fiskobirlik’in elinde kalan fındıklar, ilkokullarda öğrencilere dağıtılmıştı bile. Karadeniz’de patlayan kanser vakaları ise sonraki on yıllarda ortaya çıkacaktı.

Velhasıl-ı kelam, halkı kandırmak, halka yalan söylemek, halkı aldatmak, hakikatin üstünü hiçbir zaman kapatamamıştır. Halkın sorumluluğunu üstlenen kimselerin hırsları ve takıntıları da en başta sorumlu oldukları insanlara, yani halka en büyük zararı vermektedir.

 

 

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Burak Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


İstanbul Markaları

Milli Gazete, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Meclis lokantasında yemek ücretlerinin artırılmasını doğru buluyor musunuz?