Reklamı Kapat

Hep Aynı, Aynı…  

Gardiyanlar değiştikçe sana bahşedilen ezeli körlüğünle sistemin toptan değiştiğini zannediyorsun. Gelen gideni, giden geleni aratsa da bulduklarının hiçbiri gördüğün muameleyle bağdaşmıyor. Tek bağdaşım mütemadiyen zulüm görecek olanın sen olması. Herhangi bir kişinin/grubun acısı senin kıyılarına vurmadığından değişen her kadroyu kazanım sayıyorsun. Hayır, uslanmıyorsun. Akıllanmıyorsun. Bir türlü eğitemediğin egoların senden daha akıllısının olabileceği ihtimalini düşünmene engel oluyor. Gardiyanlar sürekli değişiyor. Dayak yiyen kadrolar sürekli değişiyor. Dayak atan kadrolar sürekli değişiyor. İşte tam da o değişim anlarında rahat nefes aldığını zannediyorsun. Azla iktifa etmiyorsun ve kendi zannının enginliğinde boğuluyorsun. Yeni tayin edilen ve tanımadığın, zulmüne henüz şahit olmadığın gardiyanların eline sarılıyorsun. Tanışmadıkların şirin, bilcümle mahkûmlar fena halde itici görünüyor. Heyhat, yanılıyorsun.

Tanrıdan seni diriltecek yeni bir vahiy gelmeyecek. Elinde olanla, sana hitap eden ve seni felaha götürecek olanla yetinmiyorsun. Yetinmek bir yana onun yanına bile yaklaşmıyorsun. Yaşamın için mutlak istikameti işaret eden vahyi belki başına gelenlerin mümessibi, belki çağlar öncesinin eskimiş yöntemleri zannediyorsun. İnsan olmak için yegâne gerçeği, seni insanlığına; seni çoktan yitirdiğin safiyete çekecek olan öğretiyi görmezden geliyorsun. Kendince çözümler, yeni yöntemler keşfettiğini zannediyorsun. Yine zanna gelip çulunu seriyorsun. Oralar sana serinlik bağışlamayacak. Seni serin yaylasında yaylayacak tanrısal öğreti dışında hiçbir unsur bulamayacaksın. Burnunun ucundaki vahiy dışında seni ne dünyada ne bir başka âlemde cennete yanaştıracak hiçbir güç yok. Ayıkmıyorsun.

Seni kimseler ezeli uykundan uyandırmasın istiyorsun. Sana göre cümle âlem uyuyor da bir sen uyanıksın. Bütün uyuyanları uyandırmaya bir tek uyanık yeter diyerek güya uyanıklığa yazılmış yerini berkitiyorsun. Israrla ve inatla seni koruduğunu zannettiğin örtülere, yorganlara bürünüyorsun. Hiçbir örtü seni korumayacak. Seni sokakta, seni mağaranda, seni insanların arasında bulabilen, gizlendiğin örtülerin altında da bulacak. Seni muhatap alıp insan yerine koyanla muhatap olmak kaçınılmaz. Kaçtığını, kaçarak korunduğunu zannediyorsun. Yine sana pek sevimli görünen zannının şeffaf ve müşfik kanatları altına sığınıyorsun. Yegâne sığınılacak olandan başka her şeye, her sebebe sığınıyorsun. Bir tek ona yanaşmıyorsun. Bir müddet tayin edilmiş olsa da bir gün mutlaka yanaştırılacaksın. Çok geç olacak.

Gösterilen hiçbir emsal seni kendine getirmeye yetmiyor. Anlatılan salt hikâyeden ibaret zannediyorsun. Bir Adem arza, bir İbrahim ateşe, bir Yunus suya, bir Yusuf kuyuya atıldığında onu görüp, onu bilip, ona tanış kılınıp sadece seyrediyorsun. Herkesin imtihanı kendini bağlar diye düşünüp her musibeti savuşturuyorsun. Bir Meryem iftiraya uğrayıp çok makbul insanlarca taşa tutulduğunda nüksünmeyip bir taş da sen savuruyorsun. Çünkü sen günahkâr, sen hatalı, sen yanlış düşünüyor olamazsın. Çünkü senin tutunacak ne sunturlu zanların var. Bu kadar insanın lanetlediği elbette yanlış olamaz zannediyorsun. O kadar insan lanetliyorsa elbette yanlıştır diyemezsin. Elbette yanlış olsa bile, alayına nasıl muhalefet edesin.

Aynı kaynaktan zulüm görüyorsun. İnsanlığa ancak görebildiğini gösterip kolektif hale getirilmiş zulme iştirak ediyorsun. Hiçbir haksızlığı haksızlık, hiçbir hukuksuzluğu hukuksuzluk olarak görmüyorsun. Zulüm seviyorsun. Suriye’de, Irak’ta, Libya’da, Afganistan’da ve tanımsız patronların işaret ettiği her bir toprak parçasında benim de payım olsun, benim bir kârım olsun istiyorsun. Hallaç pamuğuna çevrilmiş topraklar, üst üste ve yan yana sıralanmış betonlar, damarları çoktan terk etmiş kanlar ve haksızlıktan yana istiflenmiş insanları yeryüzünün yeniden imarı, insanlığın yeniden ihyası zannediyorsun. Böylece kendinde bulduğun, yaratılıştan getirdiğin insanlık kırıntılarını da ilga ediyorsun.

Herkesin bir bildiği falan yok. Öyle zannettiğin gibi herkes, öyle zannettiğin gibi çoğu insan, öyle zannettiğin gibi ardına takıldığın muktedirler doğru düşünmüyor. Sana gelişi böyle diye böyle devam etsin istemenin insanlıkla uzaktan yakından alakası yok. Seni listesine katık eyleyen eylemler erdemsizlikten ibaret. Titremen gerekmez, ama geç de olsa kendine gel bizahmet.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İshak Koç - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


İstanbul Markaları

Milli Gazete, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Meclis lokantasında yemek ücretlerinin artırılmasını doğru buluyor musunuz?