I see dead people

Sessiz ve yalnız bir şekilde bu dünyanın içerisinde oluşturulmuş sanal âlemde yaşayan ve arkadaşlıkları, mutlulukları, heyecanları, iletişimi yapay milyarlarca insan. Gerçekliğin olmadığı ama hissi olarak yaşandığı zannedilen mecralar. Evlerin başköşesinde başlayan, önce masa üstüne oradan diz üstüne geçen ve en sonunda ceplere kadar giren bir ekran büyüklüğündeki dünya.

Ne zaman ki insan, ekran başındaki pasif halden sosyal medyanın etkileşime açık aktif dünyasına geçti işte o zaman her şey bambaşka bir hâl aldı. Kitap, dergi ve gazeteler bir kenara atıldı ve tüm yüzler ekranlara gömüldü. Yüz yüze iletişimi yok etme noktasına getiren sosyal medya kanalları en son WhatsApp ile sesli iletişimi de inanılmaz derecede azalttı. Tebrikler, takdirler, teşekkürler, kutlamalar, geçmiş olsunlar ve taziyeler hepsi sosyal medyaya taşındı. Sessiz, yazılı, resmi ve soğuk. Alış verişler, fatura ödemeleri, banka hesabı takipleri, belediye hizmetleri de yeni iletişim teknolojilerinin dünyasına taşındı. Gerçeklik her geçen gün yerini sanal olan şeylerin dünyasına terk ediyor.

Sosyal medya kanalları, popüler kültürün koyun postuna bürünmüş azgın canavarları olarak bizi içten içe yok ediyor. Aslında eskisinden daha fazla var olduğumuzu düşündürerek. Facebook hesabımızda binlerce arkadaş, paylaşımlarımızı beğenen yüzlerce takipçi, onlarca yorum ama bir derde düştüğümüzde arayabileceğimiz en fazla birkaç kişiden bahsediyorum. Tüm karakterleri sanal hale sokan, gerçekliğin en büyük rakibini tanıyalım diyorum. Bazı Hollywood filmlerinin senaryolarında işlenen dünyayı, önce zihinlerimizde oluşturmak isteyenleri tanıyalım. Algı yönetimi, kitle psikolojisi üzerine ve biraz da özellikle genç nesle sunulan sosyal medya dünyasının rol model takdimleri üzerine biraz kafa yoralım diyorum. Sömürülen ve işlevsizleştirilmeye çalışılan zihinler üzerine.

Unutmayın, gastronomide hiçbir yemek tesadüfen hazırlanmamıştır. Eğer önünüze bir porsiyon İskender Döner geldiyse, mutlaka daha önceden eti işlenmiş, yoğurdu hazırlanmış, tereyağı ve sosu üzerine dökülmüştür. Yemeğin lezzetli olması arzu edilir ama karnınızı doyurmadıysa ve hatta yarım saat sonra midenizde bir ağrı hissettiyseniz o zaman ustayı, restoranı ve sahibini sorgulamanız gerekir! Diğer tüm alanlarda da durum aynen böyledir.

Pekâlâ, sosyal medyayı kullandıkça, yeni uygulamaları indirip tüm bilgilerimizi kayıt altına aldıkça neler oluyor hiç düşündünüz mü? Sosyal medya kullanımı arttıkça, depresyon, dikkat eksikliği, hiperaktivite ve narsistik kişilik bozukluğu da artıyor. Nefes alıp veren, çalışan ama üretemeyen bir toplum olma yolunda emin adımlarla ilerliyoruz. Birebir yani yüz yüze iletişimi tamamen biten bir toplum. Artık herkesin, kendini toplumdan soyutlamış, bazen sabahlara kadar uyumadan sosyal medya mecralarının arasında gezen akşama kadar yatan bir akrabası ya da tanıdığı olsa gerek. Fiziki olarak yaşayan ama ruhen ve zihnen ölülerden say gitsin denilebilecek kitleler. Günlük en az bir kitap okuma süresini sosyal medya hesaplarının timeline yollarında tüketen insanlar. Onlar artık her yerde. Otobüslerde, metrolarda, sokaklarda, misafirliklerde, okul kantinlerinde, toplantı salonlarında. Siz de görmüyor musunuz? Kafalar önde, 5.5 inç Full HD ekranlara kilitli insanlar. Bana öyle geliyor ki, I see dead people, belki de biz de onlardanız ama farkında değiliz.

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Fatih Yılmaz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı parlatın.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Seçim ittifaklarını faydalı görüyor musunuz?