Reklamı Kapat

Onmayanlar, onmayı haketmeyenler

Necip Fazıl Üstadın, Güzel Sanatlar Akademisi’nde öğretim üyeliği yaptığı zaman aralığında arkadaşı Hasan Ali Yücel de oradadır.

DP iktidarının ilk yılları. Milli Şef’lik zamanında Taksim meydanına ilave edilmek istenen at üstünde İsmet Paşa heykelinin dikilmesine izin verilmediği o günlerde, Akademi’de de o konu tartışılmış.

Kimin ne dediği yahut Hasan Ali Yücel savunması hafızamda net değil. Ona verdiği cevapla ya da çözüm teklifiyle gururlanan ve kıpkırmızı olmasına ayrı bir not düşen Necip Fazıl nüktesidir unutmadığımız.

“Yüksek bir kaideye konan, at üstündeki bir kahraman heykeli... Kahramanın boyun kısmını yivli–setli yapalım. Yani vidalayalım. Giden kahramanın kafasını söküp, gelen kahramanın kafasını takmamız hem zamanımızı almaz, hem de maliyeti tartışılmaz.”

Taksim meydanında, Gezi parkında 70’lı yıllarda dahi heykelini bekleyen o kaide üstüne Necip Fazıl Üstadın söylediklerinden aklımda kalan bu espri, günümüzün belediyelerinde resim düzeyinde yaşanan asma–kaldırma tartışmalarının temelinde yatan sorunu, problemi, meseleyi olanca çıplaklığıyla anlatıyor.

İcraat şu: CHP’li belediye reisleri R.T.Erdoğan resimlerini indiriyorlarmış.

Cevabı aranan soru şu: Cumhurbaşkanımız Kılıçdaroğlu olsa idi, indirirler mi, teşebbüs ederler mi yahut akıllarından geçirirler mi?

Milli Şef yıllarında her resmi duvara astıkları İsmet Paşa resimlerinin 1950 yılında indirilmesinin hazımsızlığını CHP insanlarımız, torun çocuklarına ulaşmalarına rağmen, hâlâ o günlerin tazeliğinde yaşıyorlar.

İsmet Paşa’yı 1 numaralı paşa yapmak iddiası ve ideali, tekrar başbakan olmak için urgan yağlattığı o Mayıs ayında tüm adamlarınca imha edilmişti halbuki.

***

Onmadığın var bir derdi.

TDK’nın, “Yaş ağaca balta vuran el onmaz” mısraını (M.E.Yurdakul) örnek vererek açıkladığı “Onma”nın bir manası da gönenmektir. Baharda dağların taşların gönenmesi gibi...

Bizim büyüdüğümüz topraklarda ve yeri geldiğinde kullanılan bu deyimle, yanlışlıklarını veya hatalarını, bir başka yanlışla yahut rakiplerinin hatalarıyla doğrulamaya çalışanları yorumladığınızda tespitiniz tam olur.

***

Anadolu Ajansı’nın seçim gecesi yaşadıklarını ve yaşattıklarını normal şartlar altında ve yasal çerçeveler içerisinde sorgulayamayanlar veya izahatını inandırıcılık seviyesinde yapamayanlar, bir mensubunun canı üzerinden hesaplaşmaya durmuşlar.

Bir muhabirinin, düşük ücretle çalışan bir muhabirinin haber peşinde iken uçurumdan düşmesini, “Düştüğü yerdeki toprağın canı acımamıştır umarım” kelimelerine döken bir vicdan yoksuluna sahip çıkanlara, “Bunlar işte böyledir” vezninde bir kınamayla karşı duranların “paralel”likleri farkedildiğinde işte o “Onmadığın–onmayanların–var bir derdi” tespiti bir kere daha yerini bulmuş olur...

***

Önceden çalışıldığı yandaş yazarlarınca da itiraf edilen Binali Yıldırım’ın o “Çaldılar!” cevabını duyanların aklına ünlü köylü fıkramızdaki çobanın geldiği muhakkaktır.

Köy edebiyatımızın üretimi o fıkrada, ağasının teslim ettiği yüz koyunu nasıl sıfırladığını yine ağasına anlatan o çobanı hatırlayanlar, Binali Yıldırım’ı dinlediklerinde, icraatını, eylemini, sorumluluğunu savunmaya duranların bu kadar zayıflamış, zayıflatılmış olmasına çok üzülmüşlerdir.

Kaybetmesini “Çaldılar!” alaycılığı ile kayda aldıran Binali Yıldırım ve fıkramızdaki o çobanın mukayesesini yapmak şart oldu.

Çoban, ağasının karşısındadır. Elinde de bir tas yoğurt ve bir post, savunmasını yapar:

“Yağmur yağdı gök çatladı. Yetmişikisinin ödü patladı. Önden gitti baş toklu. Ardından gitti beş toklu. Onunu verdim kasaba. Onunu katma hesaba. Kurt kaptı birisini. Ötekinin de getirdim derisini.”

Ağanın yoğurt tasını yüzüne atmasını da ak yüzlülüğüne ispat sayan o çobanımız nerde, sadece “Çaldılar” kelimesiyle 17 yılda ülkeyi getirdikleri yeri kendilerini haklılandırmak için anlatmaya duran ve buna da bir iftira kılıfı uydurmaya çalışan Binali Yıldırım nerde?

***

– Çaldılar, çaldılar!

– Sen ne diyorsun Binali’m? Zili mi çaldılar?

– Menzili çaldılar...

– Erişir menzil-i maksuda aheste giden eyy Binali...

– Ben şimdi gidemiyorum efendim, çaldılar...

– Tamam, gitme bir yere... Bekle orda...

– Çaldılar çaldılar.

– 9. Senfoni’yi mi çaldılar. Çağdaş Türkiye’de onu daha önce çalmışlardı. Yoksa hâlâ mı çalıyorlar? Bizim iktidarımızda çalınacak başka bir şey kalmamış mı?

– Çaldılar, çaldılar!..

– Davulcular sarayda davul çaldılar. Bunu ben de biliyorum eyy Binali.

– Çaldılar çaldılar...

– Kim çaldı, neyi çaldı eyy Binali...

– Sandıktan çaldılar...

– Ne sandık, nasıl sandık, nerde sandık... Kandırıldık mı sandık, kandırılmadık mı sandık..

– Kazandık sandık, çaldılar....

– Düdük mü çaldılar. Parayı mı vermişler? Nasreddin hoca nerede?

– Yoğurt çalıyor..

– Biz de her kapıyı çalalım. İmralı’dan başlayalım...

– Çalalım, biz de çalalım... Kapıları çalalım, bacaları da kullanalım...

“Saadet” ve dengesizler

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 31 Mart öncesinde AKP adına konuşurken Saadet Partisi’nin İstanbul’da adayı olmadığını söylüyordu. Halbuki adayı olmayan parti MHP idi.

103 bin kişi, 31 Mart’ta Saadet Partisi adayı Necdet Gökçınar’a oy vererek, Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan daha fazla bilgi ve istihbarata sahip olduklarını göstermişlerdi.

*

Saadet Partisi, 23 Haziran’a adayı Necdet Gökçınar’la yine seçime katılıyor.

Tetikçi yaptıkları kalemcilerinin kimi, “İmamoğlu’na Saadet dopingi” iftirasıyla duyururken bunu, Devşirme’leri de şunları yazmış.

“En iyisi adayımızı çekmeyelim de oylarımız Binali Yıldırım’a gitmesin, diye karar aldılar.”

Niyet okuma var, suçlama var, kin duyma var...

Gazetecileri tetikçi yaptılar dedik ama, karınlarının doyurulmasına göre yazmaya müsait olanların hiçbir şey olmamaları mıdır bugün açığa çıkan.

*

Saadet Partisi’nin seçimlere katılmasının AKP’ye çok faydasının olacağı kesindir.

Binali Yıldırım’a oy vermek istemeyen AKP’lilerin sığınağı Saadet Partisi olacaktır.

*

Adaysız parti MHP taraftarlarının AKP adayına oy vermediğini seslendiremeseler de MHP başkanı itiraf ediverdi.

“İstanbul’a mitili atacağım!”

23 Haziran için desteğini AKP’ye, böyle açıkladı Devlet Bahçeli.

31 Mart’ta oy vermemiş MHP’liler, şimdi kalkıp şöye demezler mi?

Sana inanmadık, mitiline mi inanacağız!

*

AKP’nin birkaç dönemdir bir ilçesinde belediye başkanlığı yapan seçilmekten yorulmuş T.Göksu’yu savunuyorlar.

“Ekrem İmamoğlu hakkında Yunanistan’da yerel bir gazetede çıkan, ‘Konstantiapol’ü fetheden Yunanlı’ manşetini hatırlatıp sordu.”

Biz de size soralım.

O dediğiniz başkan, Yunanistan’ı yerel gazetelerine kadar takip eden biri midir? Mesela Bulgaristan’ın ya da Ermenistan’ın yerel gazetelerini de takipte midir?

Eğer öyle ise, yani çok zamandır takip ediyorsa, bula bula bu manşeti mi bulmuştur?

Olay büyük diyen T.Göksu’yu savunanlar, onun ağzından, karşı tarafı yani alınacakları da suçluyorlar, bir utanma duygusu problemi yaşamadan.

“Buna neden cevap vermediniz.”

Sizin takip yakınlığınzdan çok uzaktayız biz, deseler mesela, yüzlerde bir kızarma olur mu?

TAKKESİ BAŞINDA

4 dönemdir AKP milletvekili olan ve Pensilvanya ziyaretinden takke hediyesi alan YSK temsilcisi milletvekilinin, “2012 yılında Adalet Bakanlığı’nın resmi bir programı için gittiğimiz Amerika’da o günün şartlarında o şerefsiz mahluka, terörist başına gerçekleşen ziyareti...” savunmasına bir sorumuz olacak, savunmacı kalemciler ve o belediye başkanı dahi cevaplayabilir.

O günün şartlarında ne demektir?

O günün şartları, nasıl şartlardı?

Bir anlatıverseler hele...

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Necati Tuncer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

01

Mahmut Esat - Eyvallah mirim anlayana ....eline yüreğine sağlık

Yanıtla . 3Beğen 18 Mayıs 03:57
02

Ülke Müdürü - @Mahmut Esat 01 nolu yoruma cevabı: Bayıldım bu yazıya walla

Yanıtla . 2Beğen 22 Mayıs 10:19

Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı parlatın.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Meclis lokantasında yemek ücretlerinin artırılmasını doğru buluyor musunuz?