Reklamı Kapat

Tevhit -1-

D    inimizi doğru olarak bilmek sorumluluğumuz var. Öyle ki, eksiklik de yanlışlık da olmamalı. Çünkü İslam hem dünya hem de ahiret saadetimizin “olmazsa olmazı”dır. Bilmemiz gerekenler (ilim, fıkıh), inanmamız gerekenler (akait, tevhit), yapmamız gerekenler (farzlar), yapmamamız gerekenler (haramlar), tavsiyeler (ahlak)... Lehimize ve aleyhimize olan hükümleri bilmek farzı ayındır (fıkıh). “Fıkh-ı Ekber”de akaid/marifettir, tevhittir. Ve “ilimlerin en üstünüdür” (s.a.v.). Ve dinimizin özü, temeli, çekirdeğidir. Bu nedenle tevhitle ilgili bazı bilgileri paylaşmak istiyoruz. Doğrular Hakk’ın, yanlışlar da bize aittir. En önemli konu ise, tevhit ve zıddı şirk konularıdır. Yanlışlarımızın düzeltilmesini, ikazlarımızı da bekliyoruz...

Efendimiz (s.a.v.) Muaz b. Cebel’e: “Kulların da Allah-u Teala üzerinde hakkı vardır. Sadece kendisine kulluk/itaat edip, şirk koşmayanlara azap etmeyecektir.” Tevhidimizde önce şirk reddediliyor, sonra tevhit tasdik ediliyor. Hem Fatiha Suresi’nin hem de İhlâs Suresi’nin Kur’an’ın/İslam’ın anası/özü olduğu bildirilmiştir. Her ikisinde de tevhide vurgu var. Efendimiz (s.a.v.): “İhlâs Suresi Kur’an’ın üçte birine denktir” buyurmuştur. Hasan-ı Basri Hz. (rah.) de: “Kitapların anlamları Kur’an’da, Kur’an’ın anası/anlamı Fatiha’da “İyyake nabüdü” cümlesindedir. Bunlarla imanımızı yeniliyor, tekrarlıyoruz...

İslam nimeti tamamlanmıştı. Bir bütündü. Ekmeldi. Eklenecek, çıkartılacak tarafı yoktu. Kusursuzdu. Özgün, eşsiz ve benzersizdi. Parçalanınca biz Müslümanlar da parçalandık, bölündük. İslam, dünyayı düzenlemek içindi. Hayatın her alanını kuşatıyor, düzenliyordu. Önce “din başka, dünya başka”, “din başka, siyaset başka” aldatmacalarıyla İslam’dan uzaklaştırıldık.

Din; inancıyla, ahlakıyla, hukukuyla, siyasetiyle, ekonomisiyle bir bütün. Tevhit parçalandı. Kalplerimiz de, düşüncemiz de, işlerimiz de hayatımız da parçalandı. Dillerde tevhit kaldı. Tevhit ticaretten kalkınca faiz, ticarette hile/aldatmalar çoğaldı. Siyasetten/hukuktan kalkınca yalan, yolsuzluk, zulüm, ifsad çoğaldı. Ahlaktan kaldırılınca her türlü güzellikler sevgi, saygı, kardeşlik bozuldu. Eğitimden kaldırılınca bencil, materyalist, taklitçi, kimliksiz, sorumsuz bir nesil oluşturuldu. Adliyeden kaldırılınca yalan, yalan şahitlik, kayırmalar, rüşvetler çoğaldı. Devletten kaldırılınca din laik devletin denetimine girdi. Laik devlet kimin denetiminde?! Irkçı emperyalizmin... Aileden de kaldırılınca boşanmalar, parçalanmalar, sevgisizlik, saygısızlık, iffetsizlikler çoğaldı. Çözüldük. Dinimizle birlikte devletimiz, ümmet, vahdetimiz, yollarımız parçalandı. Tefrikada, çatışmadayız.

İman ve İslam’a tevhit cümlesini söylemek ve anlamını tasdik etmekle girilir. İman ve İslam’ın ilk şartı tevhittir. Tevhit cümlesinin içinde zımnen “Muhammed Resulullah” cümlesi de var. Her iki cümle de Kur’an’da geçmektedir. “La ilahe illallah” cümlesi Saffat Suresi’nin 35. ve Muhammed Suresi’nin 19. ayetlerinde, “Muhammedür-Resulullah” cümlesi de Fetih Suresi 29. ayetinde geçmektedir.

Tevhit cümlesinde iki unsur var: “La ilahe” (İlah yoktur) olumsuzluk ifade eder. “İllallah” (Ancak Allah vardır) kısmı ise olumluluk ifade eder. Mabut ve ilah olarak sadece Allah kabul edilmiş, yaratıklardan ilah edinilenler, putlar reddedilmiş oluyor. Tağutlara, putlara, hayır, sadece Allah’a O’nun hâkimiyetine “evet” demektir. “Ancak Müslümanlar olarak ölün” (Bakara/132) ayeti, Müslümanlar olarak ölebilmek için insanın son nefesine kadar tevhit üzere olması gerektiği anlamındadır. “Bu ikrar üzere ölen cennete girer” (Hadis).

Tevhit, “cevamiül kelim” (az kelimeyle çok anlamlı) cümlelerindendir. Allah (c.c.) lafzı celâli/ismi azamı da öyle. Sıfatlarını, isimlerini, hükümlerini, fiillerini, eserlerini özetle tüm kemal sıfatlarını kapsayan, noksan sıfatlardan münezzeh olan Rabbülalemin’in Zat ismidir. O’nun (c.c.) Zatı nasıl eşsiz, ortaksız, benzersiz ise, sıfatlarında, isimlerinde, hükümlerinde, fiillerinde de öyledir. Tevhidimiz; nefse, şeytana, tağuta itaat etmemeyi gerektiriyor.  “Tağutlar reddedilmeden iman sıhhatli olmaz” (Mevdudî).

Tüm kitaplar, peygamberler insanlara tevhit mesajını getirmişler, ona çağırmışlardır. Yeryüzünde ancak Allah-u Teala’ya kulluk/itaat edilecek, tağuttan/şirkten de kaçınılacak. Tevhit, Allah-u Teala’ya zatında, sıfatlarında. İsimlerinde, fiillerinde ve hükümlerinde eşsiz, benzersiz, ortaksız olduğuna kesin inanmaktır. Rab olarak ancak/sadece Allah-u Teala’yı kabul etmek, sadece O’nun dini İslam’ı kabul etmek, başkalarının rablik iddialarını, başka dinleri ret ve inkâr etmektir.

Merhum Ahmet Yaşar Hoca Efendi tevhidin kalıbının tüm isim ve sıfatları kapsadığını beyanla tevhidin aynı zamanda, “La rabbe illallah”, “La melike illallah” “La hâkime illallah””La mabude illallah” anlamlarına vurgu yapardı.

Tevhit; imanımız/teslimiyetimiz, amentümüz, şehadetimiz, kimliğimiz, hayat nizamımız, sözleşmemiz, taahhüdümüz, ahde vefamız, hürriyetimiz/ancak Allah’a kulluğumuz, tağutları inkârımız, kâinatın direği, cennetin anahtarı, dinimizin temeli, altında toplanacağımız bayrak, kalemiz, sığınağımız. İslam binamızın temeli, İslam ağacımızın çekirdeği... İslam’dan başka yol, din tanımamak, rab olarak da sadece Allah-u Teala’yı kabullenmektir... İslami hayat tarzını, medeniyetini ötekilerden üstün görmek, beğenmektir.

Rab ismi şerifi Kur’an-ı Kerim’de “Allah” zat isminden sonra en çok zikredilen (969 ayette) esmadandır. Bezm-i elestteki kulluk sözleşmemiz bu ismiyle zikredilmiş (Araf/172). Fatiha’da, namazda bu isim var. Kabirde ilk sorgulamanın da bu isimle yapılacağı hadis-i şerifte bildirilmektedir. İnsanın halife olarak görevi imar ve ıslahtır. İfsadı, zulmü önlemek, yeryüzünü imarla, Allah-u Teala’nın dini İslam hükümleriyle/nizamıyla insanlar arasında hükmederek adaleti sağlamaktır.

İnsanlar bu anlamda hüküm/kanun koyma hakkına sahip değillerdir. Hilafet, ilahi mesajla insanların yönetilmesine nezarettir. Yoksa hududu aşarak, aykırı hüküm koymak değildir. Rububiyet ihlali en çok hukuk/siyaset alanında ortaya çıkıyor.

Peygamberler Allah-u Teala’nın rububiyetini reddeden tağutlarla mücadele etmişlerdir. Hüküm, egemenlik Allah-u Teala’nın olsun, kullara kulluk edilmesin mücadelesini vermişler zulme/şirke itirazla adalet ve tevhit için cihat etmişlerdir. Hz. İbrahim (a.s.) Nemrut’la, Hz. Musa (a.s.) Firavun’la tevhit/adalet mücadelesini yapmışlar, Son Elçi (s.a.v.) de zamanının cahiliyye kurulu şirk düzenine karşı tevhit/adalet mücadelesini vermiştir.

Peygamberler siyaseti en ideal anlamda -dünyalık beklemeksizin- tevhit/adalet ve insanlara hizmet için yapıyorlardı. Zulme, şirke karşı adalet ve tevhit mücadelesi... Onun için karşılarına zalim hükümdarlar çıkıyor, tevhidi önlemeye çalışıyorlardı. İslam’da ilk farklılaşmalar siyasi görüş/imamet ihtilafı ile ortaya çıkmıştı. Ve çatışma nedenlerinden birisiydi. Zalimler İslami siyaseti/dinimizi en büyük tehdit/tehlike, düşman görüyorlardı. Firavun: “Bırakın Musa’yı öldüreyim. Siyasi düzenimizi bozmak istiyor, müfsittir” diyordu. “Yaratan, rızıklandıran dünya işlerine karışmasın, söz/egemenlik benim olsun” düşüncesindeydi... Halkını da tevhidi de bölerek, parçalayarak, bir kısmını yok sayarak zulmünü sürdürüyordu.

İblis de Rabbimizin Hz. Adem’le ilgili emrine karşı itiraz edip, karşı sözle görüş ileri sürdüğünden cennetten kovuldu, lanetlendi. Aykırı görüş ve hükümlerin babası iblis oldu. Sınav hikmetiyle insanların tağutlaşmalarına izin veriliyor. Ve insanların düşmanı olarak doğru yolun üzerinde durup, müminleri sağa, sola saptırarak düşmanlığını sürdürmektedir. Böylece iki hizip oluşmuştur: Hizbullah, hizbüşşeytan... Mücadele de bunlar arasında değil mi?

İnsanlar dünyada Allah-u Teala’nın rızasına, hükümlerine/emir ve yasaklarına riayet ederek ve tağutları rab edinmekten, şeytana uymaktan kaçınarak yaşayacak (Al-i İmran/102), bununla denenecekler. Ya İslami hayat veya gayri İslami hayat tercihlerimiz, gücümüz ve sorumluluğumuz var.

Tevhidin zıddı şirk en büyük zulüm (Lokman/13). Allah-u Teala’nın insanlar üzerindeki rububiyet hak ve yetkilerine haddini aşarak müdahale ile hevaya, tağuta, nefse, şeytana kölelik etmektir. Şirki af dışında tutmuş Rabbimiz. Başka günahları dilerse affediyor. Şirk daha çok rububiyette ortaya çıkıyor. Hükümdarlar, insanlara tahakküm etmek için, tevhidimizin rububiyet yönünü gizlemeye, örtmeye, yok saymaya büyük özen gösterirler. Egemenlik iddiasıyla insanlara zulmederler. Laik, seküler hukuk da bunun için üretilmiş, uydurulmuştur. Rab, yaratan, yöneten, yaşatan, düzenleyen, emir ve yasak koyan anlamlarında...

-İmanın alametleri: Namaz, vefa, eminlik/güvenirlik, temizlik, merhamet/sevgi, Allah için sevmek ve buğzetmek, O’nun sevdiklerini sevmek, düşmanlarına düşman olmak, en çok Allah’ı ve Resulünü sevmek, ilim, cihat, zikir, infak, doğruluk, sünnete ittiba, İslam şiarına saygılı olmak, emanetlere riayet etmek...

-Şirk imanı bitirir, amelleri boşa çıkarır. İman ile ilgili esaslarda değişiklik olmamıştır. Hukukta/şeriatta değişiklikler olagelmiş ve Kur’an’la tamamlanmış ve sonlanmıştır.

İmanın sahih olmasının şartları:

İmanda şek, şüphe etmemek (Hucurat/15), imanda tecezzi (bölünme) olmamak, imana şirk bulaştırmamak (Lokman/13, En’am/82, Tevbe/31, Nisa/136, Al-i İmran/102, Muhammed/7,9). Yeis halinde iman olmaz (Firavun boğulurken). İmanda samimi olmak (Hucurat/15). “Eğer Allah’ın dinine yardım ederseniz O (c.c.) da size yardım eder ve ayaklarınızı sabit kılar” (Muhammed/7). Allah’ın indirdiğini beğenmek (Muhammed/9) “Tağutlar reddedilmeden iman sıhhatli olmaz” (Mevdudi). Gaybı ancak Allah-u Teala bilir. Haramları haram, helalleri de helal kabul etmek: Allah’tan umut kesmemek. Azabından emin olmamak. Ahdinde/sözünde vefalı olmak. Allah-u Teala’nın sevdiklerini sevmek, sevmediklerini de sevmemek (hubbu fillah, buğzu fillah) Allah için sevmek, Allah için buğzetmek. İmanda artma veya eksilme olmamak.

Amelde noksan imam edinilir; itikatta noksan imam edinilmez. Allah’ın sevdiklerini sevmemek, sevmediklerini sevmek imansız gitmenin nedenlerindendir. Evliyalık taslamak imansız gitmenin nedenlerindendir. Bir sözle (tevhit) Müslüman olunur; bir sözle küfre sapılabilir. “İman etmedikçe cennete giremezsiniz; birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız” (s.a.v.).

Şirk ile ilgili ayetlerden birkaçı:

“Şirkin en büyük zulüm olduğu” (Lokman/13),”şirkin affedilmeyeceği” (Nisa/116), “Cinlerin ve insanların ancak Allah’a kulluk için yaratıldığı” (Zariyat/56), “Allah-u Teala’ya kulluk edip, tağuttan kaçınmamız” (Nahl/36), “İki ilah edinmememiz” (Nahl/51), “Tağutu reddedip, Allah’a imanetmemiz” (Bakara/256), “Allah’ı bırakıp da kullarını (hahamlar, rahipler, Meryem oğlu İsa...) rab edinmememiz (Tevbe/31), “Çoğunluğun Allah’a şirk koşarak inandığı” (Yusuf/106), “Şeytana tapmamamız, onun bize düşman olduğu” (Yasin,60), “Nefsimizin hırsını (heva) ilah edinmememiz” (Casiye/23), “Allah ile birlikte başka bir ilaha tapmamamız” (Zariyat/51), “Allah ile birlikte başka bir şeye tapmamamız” (Cin/18), “İmanlarımıza zulüm (şirk) bulaştırmamamız” (En’am/82) vurgulanmaktadır.

Merhum Mevdudi:”Bir kimse tağutu reddetmeden imanı sahih olmaz. Çünkü tağutlar Allah’ın dinine alternatif din koyarlar ve itaat isterler. Tevbe/31’in tefsirinde Efendimiz (s.a.v.) “haham ve rahiplerin dine aykırı emir ve yasaklarına uyulmasının, onları rabb edinmek olduğunu” beyan buyurmuştur.

Araf/172-173 tefsirinde, “Bezm-i elestteki yaratılışlarında Allah ile insanlar arasında yapılan sözleşmede âdemoğullarının şirke düşmemesi şartı da var.” Abdullah b. Abbas: “Nefis, Allah’tan başkasına tapanların tanrısıdır” görüşündedir.

“Hiç ortağım bulunmadığı halde, sadece ben sizin Rabbiniz değil miyim?” anlamına gelir. Dolayısıyla dünyaya geldikten sonra Allah-u Teala’nın Rabliğini kabulle birlikte, O’nun şeriatının bir hükmüne dahi itiraz edilse, nefse, şeytana ve onlara uyanlar Allah-u Teala’ya ortak edilmiş olacağından bu söz tutulmuş olmaz” (Ruhul Furkan, Araf/172).

İman ve İslam’a tevhit cümlesini söylemek ve anlamını tasdik etmekle girilir. İmanın ve İslam’ın ilk şartı tevhittir. Tevhit cümlesinin içinde zımnen “Muhammed Resulullah” cümlesi de var. Her iki cümle de Kur’an’da geçmektedir. “La ilahe illallah” cümlesi Saffat Suresi’nin 35. ve Muhammed Suresi’nin 19. ayetlerinde, “Muhammedür-Resulullah” cümlesi de Fetih Suresi 29. ayetinde geçmektedir.

Tevhit cümlesinde iki unsur var: “La ilahe” (ilah yoktur) olumsuzluk ifade eder. “İllallah” (Ancak Allah vardır) kısmı ise olumluluk ifade eder. Mabut ve ilah olarak sadece Allah kabul edilmiş, yaratıklardan ilah edinenler, putlar reddedilmiş oluyor. Tağutlara, putlara hayır, sadece Allah’a, O’nun hâkimiyetine “evet” demektir.

“Ancak Müslümanlar olarak ölün” (Bakara/132) ayeti, Müslüman olarak ölebilmek için insanın son nefesine kadar tevhit üzere olması gerektiği anlamındadır. “Bu ikrar üzere ölen cennete girer” (Hadis).

Tevhit, “cevamiül kelim” (az kelimeyle çok anlamlı) cümlelerindendir.Allah(c.c)lafzı celali/ismi azamı da öyle.Sıfatlarını,isimlerini,hükümlerini,fiillerini eserlerini özetle tüm kemal sıfatlarını kapsayan, noksan sıfatlardan münezzeh olan Rabbülalemin’in Zat ismidir.O’nun(c.c)Zatı nasıl eşsiz,ortaksız, benzersiz ise,sıfatlarında,isimlerinde,hükümlerinde,fiillerinde de öyledir.

Tevhidimiz; nefse, şeytana, tağuta itaat etmemeyi gerektiriyor.

“Ey kalpleri çekip çeviren Allah’ım; kalbimi dinin üzerinde sabit kıl...” (s.a.v.)

“Beni Müslüman olarak vefat ettir.” Hz.Yusuf (a.s) (Yusuf/101) İman üç derecedir: İlmelyakin, aynelyakin, hakkelyakin.

“İman, ilimdir.” “İmanınızı yenileyin.” Sadaka, cihat iman alametlerinden (imanda sadakat) “Yalanla iman bir arada durmaz” (s.a.v.).

-İman beş kalenin içindedir:İhlas,yakîn,edayı farz,itmamı sünnet,hıfzuledep.

-Amelin kabul şartları: İlim, niyet, ihlâs, sabır (Muaz b. Cebel).

“Ümmetim 73 fırkaya ayrılacak. Birisi hariç ötekiler ateştedir. Benim sünnetime uyanlar kurtulur. (fırka-i naciye) En zararlısı da haramları helal, helalleri de haram sayan fırkadır” (s.a.v.).

-”Ahir zamanda akşam ve sabahleyin mümin ve kâfir sıfatları değişebilecek.” 

-”Şirk koşmaksızın kelime-i tevhit cennete götürür.” (s.a.v.)

Tevhidin iki unsuru vardır; bir bütündür. “La ilahe illallah, Muhammed Resulullah”. İman, tevhit ancak iki unsurla birlikte vardır. Bir unsurunu inkâr, ötekini de inkârdır.

-”İman yetmiş küsür derecedir. Sevgi, temizlik, güven imandandır.”

-”Kendin için istediğini/sevdiğini kardeşin için de iste ve sev.”

-”Mümin elinden, dilinden insanların emin olduğu kimsedir.”

-”İmanın efdali/üstünü hubbu fillah, buğzufillahtır” (s.a.v.). Allah-u Teala Hz. Musa’ya (a.s.): “Benim için en makbul ibadet benim için sevmen, benim için buğzetmendir” buyurmuş.

İ. Rabbani (Hz.): “İmanın alameti küfürden teberridir/kaçınmaktır. Bu da Allah’ın sevdiklerini sevmek, sevmediklerini/düşmanlarını sevmemek, düşman bilmektir. Hz. İbrahim (a.s.) büyüklüğü Allah düşmanlarından teberri etmesi nedeniyledir (Mümtehine). Allah’ın rızasını ve sevgisini kazanmak için kâfirden teberri gibi hiçbir amel yoktur.

“İslam’ın diğer ilimlerinde âlimlerin ihtilafı, âlimler için bir rahmettir. Tevhid, marifet ilmindeki ihtilaf ise sapıklık ve bidattir. Zahiri ilimlerde hata affedilmiştir. Sevap bile vardır (İçtihatta hata). Tevhid ilmindeki hata küfürdür.” (Ebu Talib el Mekki).

İmamı Rabbani (rah.): “Tasavvufa yönelenlerin öncelikle itikadını ehlisünnete uygun şekilde düzeltmesi gerekir.”

İtikadi farklar tevhidin farklı yorumlanmasıyla oluşmuş. “Emniyeti/güvenirliği olmayanın imanı yoktur.” Emanete hıyanet nifak alametlerindendir.” İman, dil ile ikrar ve kalp ile tasdiktir. İman ve İslam lügat yönünden farklı anlamlara gelmekle beraber terim olarak aynı anlamdadırlar. İmansız İslam ve İslamsız iman olmaz. İmanda şüphe, tereddüt ve istisna caiz olmadığı gibi, artıp eksilme de olmaz ve amel, imandan bir cüz değildir.

İmam-ı Azam (rah.): “Allah’ın varlığına inandığı halde Hz. Muhammed’in (s.a.v.) peygamberliğini veya zarurat-ı diniyyeden olan bir hususu inkâr eden kafir olur. Ehl-i kıble mümindir, tekfir edilemez.”  Din (tevhit) sabit, şeriat ise değişkendir. Tüm peygamberler aynı dini (tevhit), fakat farklı şeriatları getirmişlerdir.

Haydi yeni baştan/yeniden doğru tevhit ilmine, inancına, ahlakına, hükümlerine, salih amellere, yoluna... Ölüm var, ahiret var... Dünya kalıcı değil. İslam üzeri yaşayıp, iman, tevhit, şehadet ile göçebilmek dualarımızla.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Bahaddin Elçi - Mesaj Gönder



Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı parlatın.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Seçim ittifaklarını faydalı görüyor musunuz?