Reklamı Kapat

Ahiret Aklı

Ahirete inanmak, sonu anlamlandırmaktır. Cümleyi yeniden kurmak gerekirse, ahiret inancı sonun anlamını idrak derecesine yükselmektir.

Dostoyevski’nin Karamozof Kardeşler romanında ifade edildiği gibi: “Tanrı yoksa her şey mubahtır.” Allah, ahiret ve ahlak yeryüzündeki imtihanımızı belirliyor.

Ahirete inanan bir kimse o yokmuş gibi davranamaz. Sonun bilincine ulaşan kişi başına gelen günlük ya da vakitli vakitsiz akıbetlerin derin tasasını çekmez.

Şayet ahirete inanıyorsanız kederiniz de mutluluğunuz da kimsenin mutluluğuna benzemez. Benzememeli de zaten.

Sabır ahirete inanan insanın dünyevi göstergelerinden biridir mesela.

İşin en hayırlı sonunu bekleme kuvvetidir bu.

Sabırsız kişi hesabın yarına kalmasını bekleyemez ve hemen görülmesini ister.

Bundan maksat nefsini anında tatmin etmektir.

Bilmez ki nefis terbiyesinin en hayata dönük yüzüdür sabır.

Merhamet diye bir şey var; kaynağını hesaba çekilme duygusundan alır. Kaygının vicdanlaşması veya vicdanın aradığını, yani kaygılandığı şeyi bulmasıdır.

Vicdan kelimesinin “bulmak” anlamını içerdiğini bir kez daha hatırlayalım.

Ahiret inancımızı sürekli diri tutan hasletlerden biri de adalettir.

Âdil insan uhrevi dengesini kurmuş insandır. Zulme meyletmez, zira zulme meylettiği zaman dünya-ahiret tahterevallisinin bir tarafı yerde bir tarafı havada kalacaktır.

 Peygamberimizin Safa Tepesi’nden Kureyş kabilesine yaptığı seslenişi hatırlayalım:

“–Ey Kureyş cemaati! Ben size, şu dağın eteğinde veya şu vadide düşman atlıları var; hemen size saldıracak, mallarınızı gasp edecek desem, bana inanır mısınız?”

Onlar da hiç düşünmeden:

“–Evet inanırız! Çünkü şimdiye kadar seni hep doğru olarak bulduk. Senin yalan söylediğini hiç işitmedik!” dediler.

Allah Resulü:

“–O hâlde ben şimdi size, önünüzde şiddetli bir azap günü bulunduğunu, Allah’a inanmayanların o çetin azaba uğrayacaklarını haber veriyorum. Ben sizi o çetin azaptan sakındırmak için gönderildim.”

Ahirete inanmanın gücü, kuvveti ve samimiyeti bu mikyasa uygun olmalıdır işte.

Kırdığınız kalpler, işlediğiniz günahlar, yaptığınız zulümler, cimrilikler, fitneler ve fesatlar acaba hangi saiklerin etkisiyle gerçekleşmiştir?

Ahiret inancı hakkında bir anlık dalgınlık değil mi?

Şöyle düşünün, şayet ahirete inanmasaydınız kim bilir nasıl davranacaktınız?

Gelecek yakın tehlikeler konusunda acil tedbirler alan insan ahiret söz konusu olduğunda bu yakından daha yakın mesafeyi ne yazık ki kaybediyor.

Dil unutuşu kolaylaştırır. Bir umdeyi dilinize pelesenk ederseniz bir süre sonra onun varlığını göremezsiniz.

Ahireti aklınıza getirin. Akıl uhrevi perspektiflerle terbiye olur.

Terbiye olmuş akıl sonunu çok sağlıklı biçimde hesap edip hâl yoluna koyar.

Ahiret kişinin aklından çıktığı zaman aklın var oluş gayesi de büyük oranda kaybolmuş olur. Zira akıl dünya dertleri ile malul hale gelir.

Yunus’un diliyle söyleyecek olursak: “Derdi dünya olanın dünya kadar derdi olur.” Sosyolojik çıkarımları, siyasi analizleri ve psikolojik tahlilleri bir kenara bırakarak meseleye bir de bu zaviyeden baksak nasıl olur acaba?

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hüseyin Akın - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?