Reklamı Kapat

Anlatmak ve Bilmek Esastır Fakat Yeterli Değildir

 Tebliğ ve tavsiye hakkındaki hükümleri biliyoruz. Başka yazılarımızda tebliğin tartışma; nasihatin de kusur arama ya da sadece kabahatleri dile getirmek olmadığını ifade etmiş idik.

  1. Tebliğ ve nasihat, sadece anlatmak ile olmaz. Tabi ki bir takım meselelerde sadece söz veya kabul yeterlidir. Fakat genel olarak aslolan amel ve davranıştır. Eğitim de sadece söylemekle değildir.
  2. Sözle ilgili ilk bilinmesi gereken şey, sözün faydalı yani amele yönelik ve uygulanabilir olmasıdır. Sadece söylemek için söylemek veya genel ilkeleri ifade etmek çoğu zaman yeterli değildir.
  3. Bu hususla alakalı bir başka mesele, insanlara lazım olan bilgileri vermektir. Onların ihtiyacı olan şeyler varken başka hususlara değinmek, sadece fanteziden ibarettir. Başta iman ve şahsiyet olmak üzere insanların günlük hayatlarını nizama sokan ve onlara günlük olarak lazım olan bilgileri vermek önceliklidir.
  4. Yanlışı ifade etmek de yeterli değildir. Yani sadece “bu iş böyle olmaz” veya “yanlış yapıyorsun” demek faydasızdır. Doğruyu da göstermek ve nasıl olacağını da işaret etmek daha faydalı olacaktır.
  5. Durumu tespit etmek de yeterli değildir. Mesele çözüm üretebilmektedir. Yoksa zaten testi kırılmış ise bunu söylemek anlamsızdır. Zaten herkes testinin kırıldığını görmektedir. Önemli olan testi kırılmadan önce önlem alabilmek veya kırılan testi sorununu çözebilmektir.
  6. Hatta bir adım ileri giderek çözüm üretmek de çoğu zaman faydasızdır. Yani ürettiği çözümü uygulamak gerekir.
  7. Gerçek tebliğ, örnek olmaktır. Öğrencilerimiz ve çocuklarımız için en esas ilke budur. Zira özellikle gençler ve çocuklar, duyduklarını ve okuduklarını değil gördüklerini yaparlar.
  8. Sayın Ahmet Ziya abimizin ifadesi ile “yapmak lazım” demek işten kaytarma cümlesidir. Bunu söylemek yerine yapmak esastır. Yani herkes konuşur; söz kolaydır. Ama yapmak zordur. “Bekâra hatun boşama kolaydır” ve “ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz” sözleri tam da bu hususu işaret etmiyor mu?

Bu yazımızı Salih TURAN hocamın verdiği bir örnek ile yazıyı bitirmek istiyoruz. Ki aslında bu örnek merhum Erbakan Hocamıza aittir. Tabi ki örneğe biraz da kendi cümlelerimizi kattığımızı da ifade edelim.

“Doktor, hastalığı teşhis eder. Aslında bazen teşhisin genel olması bir şey ifade etmez. Yani hastaya “sen hastasın” demeye gerek yoktur. Zira zaten hasta olduğu için gelmiştir. Burada durumu, tüm diğer şartlarla birlikte teşhis etmek gerekiyor.

Sonra teşhis etmek de kendi başına yeterli değildir. Tedaviyi de bulmak şarttır. Ama hastaya ilaç tarif etmek anlamsızdır. Zira hasta, bu anlayış veya bu iradede olmayabilir. Ona en azından ilk başta ilacı yapmak ve uygulamak gerekiyor. Sonra da onu takip etmek lazım. Aksi halde hastaya, sen hastasın ve git şu ilaçları al demek, doktorluk değildir.

Eğitimciler için de ana esaslardan birisi budur. Doğru bilgi vermek, ilk görevimizdir. Doğru teşhis ve yanlışları göstermek de esastır. Fakat aslolan sadece çözüme işaret etmek değil o çözümü uygulamak ve hatta bunu tekrarlamaktır. Zira insan, bir ameliyatla cerrah olmaz. Bunu tekrarlaması, hata etmesi, birilerinin hatasını göstermesi ve hatalarının bedelini ödemesi gerekir.

Bu durum, belli bir seviyede olan veya öyle olmasını düşündüğümüz kimseler için geçerlidir. Mesele toplumun eğitimi ve bilgilendirmesi olunca durum daha da karışıktır. Zira her insanın bilgi seviyesi ve kapasitesi aynı olamaz. Ayrıca toplumdaki insanların tek işi, eğitim de değildir. Bu insanların devam eden bir hayatları ve sorunları vardır. Buradan arta kalan vakitte ancak eğitime ve öğrenmeye zaman ayırabiliyorlar.”

Peki, hiç mi söylemeyelim? Tabi ki hayır. Tabi ki söyleyeceğiz. Çoğu cümleler böyle mefhumu muhalifi olarak anlaşılır. Oysa söz yeterli değildir demek, söz söylemeyelim demek değildir. Aksine söylemek ama devamında bunu amale de dökmek demektir.

Şöyle yapalım demek de yapmıyoruz demek değildir. Yapmaya devam etmek, varsa hatalarımız düzeltmek ve eksik yapıyorsak elimizden gelen tüm imkânları kullanmak demektir.

Nisa Suresi 136. ayet-i kerime, bu hususu ne güzel de özetliyor: “Ey iman edenler! İman ediniz!” Yani imana devam ediniz ve varsa eksikleriniz gidererek güzelce iman ediniz.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Turgut Akyüz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı parlatın.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Meclis lokantasında yemek ücretlerinin artırılmasını doğru buluyor musunuz?