Reklamı Kapat

Obez Dünyanın Ruhi Diyeti: Oruç

Biz, dinin sadece ibadetlerden ibaret olmadığına, aksine dinin tüm varlık âlemini düzenleyici bir işlevi olduğuna inanıyoruz. Din itidali korumayı arzular. İnsan fıtratını, toplumsal ahengi, sünnetullahı, kâinatın dengesini muhafaza etmek dinin temel işlevidir. Dinin bu bütüncül işlevini ibadetlerin temel amacında da görüyoruz.

Din varlık âlemini düzenlerken sadece insanla ilgilenmiyor. İnsanla birlikte insanın içinde bulunduğu mekânsal alanı, zamanı ve anlam dünyasını da inşa ediyor. Tüm ibadetler gibi oruç da insanın dışında ayrıca varlık âlemini bu üç alanda yeniden tanzim etmeyi hedefler.

Öncelikle oruç ayı bizzat insanın kendisine müdahale ediyor. Tüketim kültürünün ürettiği ve insan üzerine sinmiş oburluğunu törpülüyor, insanın fiziki, ruhi ve fikri obezliğine karşı bir diyet sunuyor. İnsanı yüklerinden arındırıyor. İnsanın yükleri yiyecek veya içeceklerden ibaret değil elbet. Yalan, iftira, kin, haset, nefret, zulüm ve sömürü gibi kötülükler insanlık için birer yüktür. Oruç ayı insanı bu yüklerden kurtarmak için fırsat sunuyor. Asıl önemli olan bu fırsatı değerlendirebilmektir.

İnsanın içinde yaşadığı mekânsal alan oruçla birlikte farklı bir atmosfere bürünüyor. Ameli hayatta bir hareketlilik dikkat çekerken, insanların oruç ile irtibatlarını kuran kültürel atıflarda da bir yoğunluk gözleniyor. Tüketim üzerine kurulu mekânsal alanlarımız oruçla birlikte farklılaşma gereği hissediyor. Ne kadar mekânı kökten şekillendirme şansına sahip olmasa da, oruç varlığını insanlara hissettiriyor.

Özellikle Anadolu şehirlerinde kahvehane, lokanta vb. yerler ramazan ayı boyunca kapanması ya da en azından gizlilik esasında faaliyet göstermesi buna birer misaldir. Oruç ayı sokakların bu şekilde tüketimden arınmasının yanında insanların da kötülükten ve günahlardan arınması için vesile olmalıdır. Oruç ayının anlamsal ve amaçsal derinliği bizi bu arınmaya götürmelidir.  

Ne yazık ki çağımızda zaman, Müslümanların tasarrufundan çıkmıştır. Bu yüzden biz kendi zamanımızı değil, başkalarının zamanını yaşıyoruz. Yaklaşık üç asırdır çağa müdahale etmiyor, çağın içinde yaşamıyoruz, sadece çağın üzerimize boca ettiği kurguya maruz kalıyoruz. Oruç ise bu çağın kuşatıcı ve dayatıcı algılarından sıyrılıp kendi zamanımızı yaşamamız adına bize hareket alanı açıyor. Bu alanı çağın girdabına kaptırmadan kullanmamız gerekiyor.

Oruç, bizim zamana olan farkındalığımızı arttırıyor. Zamanın göreceliği penceresinden baktığımızda, ramazan bize yokluğun zamanı nasıl durdurduğunu, varlığın ise zamanı nasıl hızlandırdığını gösteriyor. İş ve haz dünyamızda kaybolan bazı zamanlar yeniden gündeme geliyor. Bir günümüz, çalışma ve yemek ekseninde dilimlenmişken, ramazanla hatırladığımız namaz vakitleri zamanı bizim için yeniden dilimliyor. İftar ve imsak vakitleri, zamanımızı çağın kurgulanmış zamanından ayırıyor.

Oruç ayı yeri geldiğinde düşünce dünyamıza da müdahale ediyor. Hayatı anlama ve algılama biçimimizi de şekillendiriyor. Bize bir anlam dünyası sunuyor ve tasavvurlarımızı berraklaştırıyor. Kapitalizmin oluşturduğu kavramsal çerçeveye müdahale ediyor. İhtiyaç, zenginlik, fakirlik, israf, sabır, nimet, külfet gibi kavramlar Müslüman’ca tasavvurun kıvrımlarında yeniden şekil buluyor.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Muhammet Esiroğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı parlatın.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Meclis lokantasında yemek ücretlerinin artırılmasını doğru buluyor musunuz?