Reklamı Kapat

“Kardeşiniz için bağışlanma dileyin”

Dünyanın gürültüsü, tartışması, hırsı, bitmek bilmeyen iştihası, hepimizi yormakta.

Öteye dair hazırlıklara ket vurmakta, huzurdan uzak tutmakta.

Vefatlar bile yürekleri sızlatamamakta.

Kişi, kara toprağa gitmemiş de seyahate çıkmış gibi ardından sövülüp sayılmakta.

İnsanlığın önderi (s.a.v.), bir kimse vefat edip de toprağa karıştığında, onun başında durur ve “Kardeşiniz için bağışlanma dileyin ve sağlam bir duruş sergilemesi konusunda Allah’a dua edin. Çünkü o, şu anda sorguya çekiliyor” derdi.

Sınava çekilmekte olduğumuz dünya öğrenciliğimizde karneler öyle başarılarla dolu değil.

Farzları algılama bilinci bile, fazlasıyla örselenmiş.

Belki de ilkokul 1. sınıf düzeyindeki o algıdan aklımızda kalan namaz ve oruç sadece.

Hani neredeyse zihin, beş farzdan iki ya da üçünü silmiş gibi.

Muhtemelen en fazla zayıflar aldığımız konu zekât.

 “Zekât; çoğalma, bereketlenme, temizleme, arıtma” anlamlarıyla zaten başında taçla dolaşmakta.

Yeryüzü yolculuğunda, mala olan ihtirastan iri zayıflıklar göstermekte insanoğlu.

Çocukluğumuzun âbâdhaneleri, yalıları, köşkleri, bir caddenin yarısı boyunca devam eden bağlar bahçeler içerisindeki mutlu büyük evler, bugüne değin kaç el değiştirdi.

Açık hava mescidinin arazisini işgal edecek kadar dünya hırsından gözü dönmüş ülke yönetmiş ailenin yalısı, öteye gittiklerinden sonra icradan satılık levhalarını astı boynuna, yeğenlerine bile kalamadan daha görgüsüz zenginlerin malı oldu bir saatte.

Kibrinden mahalleden kimse ile konuşmayan kadının ardından koru içerisinde, bülbül nağmeli, deniz manzaralı köşk; kocasının etrafı şen kahkahaları ile çınlatan yeni karısına kaldı. Çok yaşamayan adamcağızdan sonra genç kadının çok hareketli yeni eşi sefa sürmekte.

Herkes esefle, “mal sahibi, mülk sahibi, hani ya bunun ilk sahibi” diye mırıldanmakta.

Cimrilik hastalığına yakalanmış ne zenginler hatırlamaktasınız her biriniz. Sanki malından verdiği anda hepsini kaybedecekmiş gibi üstüne kapanan insanların vahim trajedileri birkaç kitap olur.

Oysa Rahman’ın, evlerimizin başköşesine asmamız gereken kutlu buyrultusu enfes güzelliktedir;

“Allah, faizi mahveder, sadakaları bereketlendirir” (Bakara, 276).

Kalpleri süsleyecek ayetler sağanak gibidir, “Onların mallarından bir sadaka al ki, onunla kendilerini hem temizler, hem de arındırırsın” (Tevbe, 103).

Toplumda fakirler hak sahibidir.

Zenginler ise malından dağıtmakla emrolunmuştur.

İşte bu Rabbani emir çiğnendiği için toplumsal denge bozulmakta.

Yoksullar mağdur olup acı çekmekte, zenginler zombileşmekte.

Arınamayan, malının kirini zekât ile temizleyemeyenler, iki dünyanın birinde mutlaka mutsuzluğa, maddi manevi kayıplara, huzursuzluğa uğramakta.

Kimi dağıtıcıların, malının ancak kötüsünü yoksullara layık gördüğünü, yüce Allah’ın gözünden kaçacağını mı sanmıştık;

“Ey iman edenler! Kazandıklarınızın temizlerinden ve sizin için rızık olarak yerden çıkardıklarımızdan infak edin! Size verilse, gözünüzü yummadan alamayacağınız kötü malı vermeye de kalkışmayın! Biliniz ki; Allah zengindir, övgüye layıktır” (Bakara, 267).

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mine Alpay Gün - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


İstanbul Markaları

Milli Gazete, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Meclis lokantasında yemek ücretlerinin artırılmasını doğru buluyor musunuz?