Reklamı Kapat

İkbalin son zirvesi hayatımızın cilvesi

Orhan Seyfi Orhon’un bir yazısında okuduğum o fıkrayı 27 Aralık 2014 tarihli sayfamızda “Bir mesel ve bir masal” başlığı altında, o günün çağrışımları için kullanmıştım. Oradaki “Talih” vurgusu, yaşadığımız haftanın olmuşlarıyla paralel düşünce, tekrar yazma arzusu doğmuştu içime. Gazetemizin internet servisinin emektarlarına nasıl bulacağımı sorduğumda, Googla yaz, çıkar dediler.

İşte o yazıdan bir paragrafı buraya tekrar yazarak dalıyoruz o “Talih” mevzusuna.

“Gitsinler, gitsinler diye ağlayan şahıs, sen sus dedi şehrin şehreminine. İkbalinin son zirvesi burası değildir. O zirvelerde dolaşmak istiyorsan gelecekte, şimdi susmayı öğrenmelisin. Arkanda bu talih varken, hep fazlası olacak. Projeye göre konuşurum ben.”

2014 yılının son günlerinde, “projeye göre” konuşana “Hep fazlası olacak” dedirtmişiz. Önemsenmelidir...

Orhan Seyfi’nin anlatımını, o önemsenme aşkına şimdi bir daha hatırlamanın vakti gelmiştir.

“Roma kumandanlarından mı, yoksa eski Yunan Krallarından mı, her neyse böyle biri, her işinde böyle muvaffak olmuş, talih ona her zaman yardım etmiş. Bir gün veziriyle beraber, bir kayıkla nehri geçerken, parmağındaki yakut yüzük kayıp, suya düşüvermiş. Kral, kıymetli yüzüğünü kaybettiği için biraz üzülmüş. Fakat saraya gidince, balıkçılar, arkasından koşa koşa gelmişler:

– Şimdi tuttuğumuz balıklardan birinin karnından Kralımızın yüzüğü çıktı. Onu getirdik.

Demişler. Kral, sevinmiş, fakat veziri endişeye düşmüş. Krala:

– Efendimiz, demiş. Bu, ikbalin son zirvesidir. Artık talihten bundan fazlası beklenemez!”

Bilmeyiz, bir veziri olmamasından ve “İkbalin son zirvesidir” uyarısı yapılmamasından mı kaynaklıdır “Talih”in hep bir fazlasını ikram etmesi, sunmuş olması?

İkramların ilkini başlattığımız günün çok öncesine de gidebilir araştırmak isteyenler. Ki biz yine bir tanesini, birkaç gün önce vefat etmiş birinin divan başkanlığı yaptığı bir seçimde, hile yaptığını itiraf eden bir yüksek “Kaldırım” esnafını da dahil ederek kayda aldırmıştık bir DYB sayfasında.

Kaybedilenin, kazanılacak gibi olduğu bu günlerde, ikbalin son zirvesi daha önce aşıldığından, cilvesi midir yaşanılanlar...

27 Aralık 2014 tarihli o yazımızın son kısmını da koyuyoruz buraya. “Hiç bir şey olmasa bile kesinlikle bir şeyler oldu” diyenleri tasdik etmişiz o günlerden...

Zira olacağına varırmış her şey.

“Ülkenin balıkçıları boyuna yüzük taşıyıp dursunlar, karnı yüzüklü balık cinsinden kimin haberi var. Acaba dedi kendi kendine bilezik mi taksaydım ellerime. Hem sanat altın bileziktir derler, hem de suya düşürmem her kayığa bindiğimde.

Nasıl duymuşsa duymuş, böceklerden mi duymuş, projeleri okuyan.. Böceklerin dilinden anlayan böcekcibaşı olmaz mı

Koşmuş, getirmişler. Al sana bilezik demişler. Projeye uygun hem, iki bileğe birden takılıyor..

Zirvede oksijen az olur derler. Oksijen azsa, ayıkmak gecikir. Dillerde eski sayıklamalar: Hasretinden olimpiyatlar eskittim. Ne istediniz de vermedim.

Endişeli vezir yetişmiş, fidan gibi boyunu eğmiş ve demişki: Ama efendim, bu bilezikte bir de kilit var.

Bu ayıktım noktasını, ayıktırıldım noktası diye okumak, doğru okumaktır. Projeye dahil midir, proje mi öyle çevrildi, gün gelir öğreniriz. Balıkçılar kuyruktalar zira.”

KISSA’DA KURT, MESAJDA ÇAKAL

YSK’nın İstanbul Başkanlığı seçimini iptal ettiğini ilk duyuran isim olarak ünlenen AKP milletvekili Recep Özel’in bir twiti varmış, yaşananlardan rahatsızlığını dillendiren eski Genel Başkanları, Başbakanları, Cumhurbaşkanları Abdullah Gül’ü eleştiren.

“R.T.Erdoğan size kardeşim diyecek! Ve siz onu ‘kuyuya’ atmaya çalışanlarla beraber hareket edeceksiniz. Sonra dönüp millete ne diyeceksiniz; ‘Kardeşimizi çakal yedi, bu da gömleği mi’ diyeceksiniz? Bu şarkı burada bitmez! Bu hikayede çakallara yer yok!”

AKP mensuplarının ve yazarlarının, her muhalif rüzgarın Abdullah Gül tarafından estirildiğine inandıklarında veya inanma çaresizliği yaşadıklarında öne sürdükleri en klasik cümleleri işte böyle başlar.

“Erdoğan, sana kardeşim demişti.”

Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı adaylığının ilanı anının hatırlatılmasıdır bu. Muhaliflerinin, Kaddafi’ye de, Esad’da da kardeşim demişti itirazlarını dikkate almadan, AKP’nin Cumhurbaşkanı adayını tesbit etme ve açıklama görevinin R.T.Erdoğan’a ait hak olduğunun peşin kabulcülerine, böyle yazmakla bir taşla iki kuş vurmaya çalıştıklarını görenlerin ve bilenlerin de varlığını biz de burdan ilan ederiz.

Önce ikinci kuşun taşı: Biz, R.T.Erdoğan’ın konuşmasını ve özellikle “kardeşim” demesini öyle yorumlayan insanlarız ki, sevgi yüklediğimizden fazla suçlama delili de üretebiliriz icabında.

Birinci kuşa değen taşa gelirsek, o da Abudlah Gül’dür. Kardeşim sıfatının ona karşı kullanılmasıyla, zamane çocuklarının deyimiyle söylersek, onun, “bir tık” daha yüceltildiğini iddia edenler, asıl kazançlı olanın “kardeşim” diyen olmasını saklıyor olmasınlar.

Meselenin aslına, o ilanın kararının alındığı o geceye gelirsek.. Odada üç kişinin olduğunu.. Bilinen o iki kişinin üçüncü kişiyi dinlediklerini.. O üçüncü kişinin de kararını “Abdullah olsun” diye söylediğini.. TRT1’de özel program yaptırılarak “Gazeteci”liğine bir artı sağlanmak istenen birinden, herkes gibi biz de duymuş ve sonraki bir gün, yine bu sayfada konu etmiştik.

Özel programcı, bahsettiğimiz bu strateji belirleme toplantısını anlattıktan sonra, iddialı bir cümleyi hem de birkaç kez üstüne basa basa kullanmıştı: “Hiç birşey eskisi gibi olmayacak.”

Ses tonlarıyla ve yüz ifadeleriyle vurguladıkları kasıtlarını da burda yazalımki, haklarını da korumuş olalım. Yani o gece, Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı olması kararının verilmesiyle iddia makamına oturtulan “Hiç birşey eskisi gibi olmayacak” cümlesini, siz, günümüzde İmamoğlu’nca gündem edilen “Herşey çok güzel olacak” vezninde anlayın.

Abdullah Gül’ün, bugünü, “367 olayı” diye tarihe kayıt ettirilen günlerde yaşananlardan daha üzücü bulmasını, eskisi gibi olmadı, biraz daha kötü oldu, yorumcularına destek sayanların başa kakıcılıklarına geçmeden şu hususu bir daha yazalım: O üçüncü kişi bugün hayatta değil ve hayatı rahmetli Erbakan’a, muhalefet etmekle geçmiştir.

AKP’li Recep Özel’in çok özel o twitine gelirsek.

Bir “kardeşim” diyen var, “kuyu” var, kuyuya atmaya çalışanlarla beraber olanlar var. Beraber olanların sonra dönüp “kardeşimizi çakal yedi” demeleri var.

Ademoğlu olan insanlığın peygamber çocukları diye anılmasının ötesinde, “Yusuf” kıssası hatırlatılarak, sayılanların hepsine özel olarak peygamber ailesindenlik sıfatı verilmesinin, Recep Özel’ce bir özel manası olmalıdır; yahut nereye gönderildiğini bilemeyeceğimiz bir mesajı..

Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığını hakkıyla yapamadığı, o makamın hakkını tam veremediği ve fakat nimetlerinden olabildiğince yararlandığı iddiasındakilerin, bunun da R.T.Erdoğan sayesinde olduğunu diyet borcu hesabıyla sürekli hatırlatanların içini kanatan sebep, sadece Gül’ün muhalefeti değil, muhalefetin hala aday gösterme ihtimalidir de..

Bir Pensilvanya ziyaretinde “Takke” hediyesi almış ve takkeliliğini haber yaptırmış AKP’nin günümüz milletvekili, o ziyareti ile, o ziyarette takke alması ile, o takke almasını haber yaptırması ile kimlere ne mesajı verdiğini, verdirildiğini bilseydik, yahut sorumlusu AKP yetkilileri izah buyursalardı, biz de bugün o kuyu kıssasındaki kurtların niçin “çakal” yapıldıklarını anlayabilirdik.

ANLAMAYANA DAVUL ZURNA

1 Mayıs’ı davul–zurna çalarak kutlayan insanlarımızı, “Davul ve zurna köylü enstrümanlarıdır” diyerek kınamıştı AKP’li yazarların en okumuş kalemşörü, 3 Mayıs tarihli yazısında.

7 Mayıs tarihli sitelerde “Cumhurbaşkanı Erdoğan, Saray’da Ramazan davulcularını dinledi.” haberini ve tören havasındaki o karşılama resmini görünce, AKP, “Mozart’cı, Bach’cı, Beethoven’ci yazarına rağmen davula sahip çıkıyor, atağına geçtiğine inandı insanlarımız.

İşin aslı böyle mi idi?

Bir sarayımız daha olmuştu ama, bir Itri’miz, bir hammamizade İsmail Dede’miz, bir Hacı Sadullah Ağa’mız yetişmeyecekti, Kırşehir’in davulcuları pekala yetiştiler imdada. Çaldılar. Çalınan tarihtir!

İN KAMYONDAN BİNALİ

–Eyyyy Binali! Eyyy Binali!

– Haberi duydum, ikmale çalışıyorum efendim.

– Ne ikmali eyyy Binali? Seçim var ihmal etme diyorum sana.

– Aynı şeyi söylüyoruz efendim. ben Erzincan’da ilkokulda okurken, ikmale kalanlar ikmal imtihanına sokulurlardı. 3800 oyla kazanamayınca, ben de ikmale kalmış sayıldım. Burasını anladım.

– Orası neresi eyyy Binali? Hâlâ dağları karlı Erzincan’da mısın? Fahriye abla orda mıdır?

– Kamyoncu kadının adı Fahriye miydi? Sana abla olmuşsa ben ona iyi bakarım. Merak etmeyin efendim.

– Bırak kadını eyyy Binali! Seçime gel seçime...

– Ben de sizin sesinize geleceğim efendim. Yatcaz–kalkcez geleceğim. Kamyona binip geleceğim.

– Sandıklara sahip çıkmak lazım eyyy Binali.

– Televizyona çıktım efendim. 3800 oyla kazandık sandık. Hep beraber sandık...

– O sandık, bu sandık; kaybetmenden usandık eyyy Binali!

– Atı alan Üsküdar’a geçemedi mi? Yoksa atı alamadı mı efendim... Bir de kamyonla denesek diyorum.

– İn kamyondan aşağı eyyy Binali.

– Durduramıyorum efendim. 15 Temmuz’u yüklemiştik, 23 Haziran’ı da mı koyacağız üstüne.

– Üstüme gelme üstüme eyyy Binali.

– Ben gelmedim efendim. Nasreddin Hoca’ya sen hiç aşık oldun mu diye sormuşlar. O da bir kere oluyordum, üstümüze kamyon geldi, pardon adam geldi, demiş. O adam kimin adamıdır bilmiyorum.

– Sen benim adamımsın eyyy Binali! Çatalkaramsın, kara kutumsun, pardon dutumsun. Yıldırma beni...

– Ben Yıldırım, Binali Yıldırım... Sıfır sıfır iki... Gönül Belediyecisi... Soyadım Yıldırım... Ben adamı yıldırırım...

– Hah şöyle, gel böyle... Yıldır ey Binali’m yıldır... Sandıkları doldur, bu ne güzel düğündür...

– Kamyonun kıyısında durayım, suç duyurusunda bulunayım, herkesi yıldırayım.

– Eyyy Binali, Binali... Yıldıramazsan acı olur finali.

BEN NE DERİM, TAMBURAM NE ÇALAR

Amerika’daki FETÖ’cülerden eski GS’li, eski AKP milletvekili Hakan Şükür ile AKP’de birçok dönem milletvekilliği yapmış hukukcubaşılarından Burhan Kuzu bey twitter hesapları üzerinden biraz atışmışlar.

Eski Ramazanlarda saz aşıkları kasaba kıraathanelerinde yahut TRT ekranlarında atışırlardı hani. AKP iktidarı bu tabloları da halletmiş; haberiniz olsun.

Önce Hakan Şükür twitine bakınız.

“Kral Hakan diyerek peşimden koşturan, dibimden ayrılmayan, Abdullah Gül’ün veto ettiği şike yasası çıkarırken, B.Turan ve M.Ünal ile sen toplumun güvendiği birisin ve bunu kürsüden sen konuşursan toplum kabul eder diyen sistemin sahte hukuk profesörüne bak hele.”

Cevap veren Burhan Kuzu diyor ki:

“Yazdığın deli saçması satırların benimle ilgisini gerçekten anlayamadım. Neyin konuşması? Şike konusunda ben konuşma filan yapmadım. Üstelik hiç bildiğim alan da değil.”

“Bana sen konuş Hakan Şükür” dediler iddiasındakine, “Ben konuşma yapmadım” cevabını verirse bir hukukcubaşı, “Kaçak”ın son beş kelimesini görmedi de desek, anlamamış olabilir de desek, biz dahi onların o hayatlarına, birlikte yaşamışlıklarına çok uzak olmamıza rağmen, acı duyarız!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Necati Tuncer - Mesaj Gönder



Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

01

Mustafa Tekinkuş - 90 lı yıllarda yazdığınız yazıda geçen ERZİNCANLI YILDIRIM AKBULUT-TURGUT ÖZAL konuşmasının bir benzerini yine bir ERZİNCANLI BİNALİ YILDIRIM İLE geçmiş :)

Keramet Başbakan olmakta mı, Erzincanlı olmakta mı yoksa YILDIRIM da mı? :)

Yanıtla . 2Beğen 11 Mayıs 15:13

Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı parlatın.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Seçim ittifaklarını faydalı görüyor musunuz?