İbadet Dünya Saadetine de Vesiledir

Bu kâinatın Yaratıcısı olan Rabbü’l Âlemin (c.c.), mükemmel bir nizam koymuştur. Her şey muvazenededir. Ahenkle işlemektedir. Kâinattaki her mevcut, emir ve İrade-i İlâhiye’den meydana gelen tekvini kanunlara riayet etmekte, nizam içinde hareket etmekte, o kanûnların dışına çıkmamaktadır. İnsan da, kelâm sıfatından gelen teklifi kanunlara riâyet etmekle mükelleftir. İşte insan, ibadet sayesinde, bu teklifi kanunlara riâyet ettiği zaman, hayatı nizam ve intizam altına girer, kâinatla arkadaş olur. Bunun neticesi de huzur ve saadettir.

Bediüzzaman Hazretleri, İşârâtü’l İ’câz isimli eserinde Bakara Suresi’nin 21 ve 22. ayet-i kerimelerini tefsir ederken bu hususu mükemmel şekilde açıklamıştır. Molla Muhammed el-Kersî’nin bu esere yaptığı şerhte ise bu mühim konu etraflıca izah edilmektedir. Şimdi evvelâ Bediüzzaman’ın yazdığı kısmın tercümesine bakalım:

“(…) İkincisi: İbadet, fikirleri, Sáni-ı Hakîm’e tevcîh etmek (çevirmek), döndürmek, yöneltmek içindir. Abdin (kulun), Sáni-ı Hâkim’e olan teveccühü ise, inkıyâd ve itáatı te’sis içindir; onu netice verir. İnkıyad ve itaat ise, abdi, intizam-ı ekmele îsál edip (ulaştırıp), onunla irtibatını kurmak ve o intizám-ı ekmelin altına onu idhál etmek (girdirmek) içindir. Ve abdin, nizama ittibâ’ etmesi (uyması) ve intizamın altına girmesiyle de hikmetin sırrı tahakkuk eder. Hikmet ise, kâinattaki itkán-ı san’at (sanatın sağlam, mükemmel ve pürüzsüzlüğü) ve kâinat sahifelerinde parlayan nakş-ı san’at ile tebarüz eder (ortaya çıkar). Her şeydeki mükemmel san’at ve intizam-ı ekmel ise, hikmetin vücuduna delil ve şahittir.” (Arabî İşârâtü’l-İ’câz Meal ve Şerhi-5, s. 43)

Bu metnin şerhinde ise şu açıklama yapılmış. Birlikte okuyalım:

“Müellif (r.a.) Hazretleri, ibadetin dünya saadetlerine vesile olan cihetlerini izah ederken…

Evvelâ: Beşerin fıtratını ve o fıtratta dercedilen (yerleştirilen) isti’dâd ve kabiliyetlerin ve kuvâların (kuvvetlerin) tahdîd edilmediğini (sınırlandırılmadığını); bu sebeple ifrat (pek ileri gitmek) ve tefrit (normalden aşağı olmak) ile haddini tecavüz edeceğini beyan eder.

Saniyen (ikinci olarak): Bu kuvvelerin tahdîd (sınırlandırılması) ve istikameti için, küllî bir akla ihtiyaç olduğunu açıklar.

“Salisen (üçüncü olarak): Şeriat’ın tatbik ve icrası için, bir nebiye ihtiyaç olduğunu beyan eder.

Râbian (dördüncü olarak): O nebinin mucizelere muhtaç olduğunu izah eder.

Hâmisen (beşinci olarak): Evâmirin imtisâli (emirlere uyulması) ve nevâhînin ictinabı için (yasaklardan sakınılması için), Sáni’ın azametini zihinlerde yerleştirmek ve azametini tasavvur etmek için, akaide ihtiyaç olduğunu beyan eder.

Sâdisen (altıncı olarak): O akaidin rüsûhu için, daimî bir hatırlatıcıya, bir müzekkire ihtiyaç olduğunu ifade eder.

Sâbian (yedinci olarak): O hatırlatıcı ve müzekkirin de ancak daimî teceddüt eden (yenilenen) ibadetle mümkün olduğunu beyan eder.

O halde, adaletin yeryüzüne hâkim olması ve Ahkâm-ı İlâhiyye’nin icra ve tatbikî, ancak ibadet ile mümkündür.

Demek, ibadetin, dünya saadetine vesile olduğunu gösteren birinci vecih budur. İbadetin, dünya saadetine vesile olduğunu gösteren ikinci vecih ise şöyledir: İbadet, fikirleri, Sáni-ı Hâkim’e çevirmek içindir. Bütün evâmir ve Nevâhî-i İlâhiye (Bütün İlâhî emirler ve yasaklar), fikirleri, Sáni’a tevcih etmek; intizam-ı ekmele kavuşturmak içindir. Ta ki, insan da kâinat gibi, itaat, inkıyat (boyun eğmek) ve ibadete alışsın; mayasını alsın; nizam-ı ekmele riayet etsin. Böylece tekvin ile teklif, beraber gitsin.

Nizam, hikmetten gelir. Evet, bütün âlemde, mükemmel bir nizam ve intizam vardır. İnsan da teklifi olan Ahkâm-ı İlâhiyye’ye inkıyat etmekle, o intizamın bir parçası, bir cüz’ü olur. O zaman tekvin ile teklif, ittifak etmiş olur. Böylece bütün dünyada, bir saadet asrı başlamış olur. Asr-ı Saadet, buna şahittir. O zaman-ı saadette, sahabe-i kiram, teklifi kânunlara tam tamına riayet ettikleri için, tekvini kânunlara riayet eden kâinatın bir parçası haline gelmişlerdi. Tabir-i diğerle (başka bir ifadeyle); teklif ile tekvine riayet, tamı tamına beraber gidiyordu. Onun için, o asır, bütün asırlar içinde temayüz etmiş; beşer için saadetli bir asır haline gelmiştir.” (a.g.e., c.5, s. 43-44).

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Burhan Bozgeyik - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

01

Abduirrahman Serdar -

Yazarın naklettiği gibi, insan fıtratında kötülüğe de iyiliğe yatkınlık vardır, bilhassa men edilenlere. Tekvini Kanunlara aykırı durma (emre itaatsizlik) istidatı taşıyor. Melekler, bu yönden, insanoğlunu ikaz ediyor ve insanın FESAT ÇIKARICI (bozguncu) ve KAN DÖKÜCÜ (yaratılışta) olduğunu hatırlatıyor. Bu yönden de, dünyaya terbiye edilerek gönderilmiş diğer mahlukata nazaran bir terbiyeciye (USTA'YA) muhtaçtır, insan.

Usta'sız, hayatta hiçbir şey öğrenilemez. Üsta'ların USTASI PEYGAMBERLERDİR

Peygamberlerin vekili ise, ÜLEMA (İslam Alimleri) dir. (Diğer bilginler olsa olsa teknokrattır). Peygamberleri RAB'BI terbiye etmiştir, Kulları da Peygamberler ve vekili ULEMA.

Bu itibarla, EMR-ul Maruf, nehy-i anil MÜNKER kademe kademe alimlerin ve müslümanların FARZ olan TEMEL görevidir.

İnsan'ın iyiliği emir ve kötülüğü nehiy (etmesi), birinci derecede KENDİ MENFAATI icabıdır da. Bu vazifesini yapmaz ise, evinde, Mahallesinde, Şehrinde ve Ülkesinde

HUZUR içinde yaşıyamaz, saadet bulamaz. Zira, alacak kız, verecek evlat bulamaz. Helalından

kalp huzuru ile emin olarak ticaret yapamaz, komşuluk yapamaz, seyahat yapamaz.......

Bu sebepledir ki, eskiler EV ALMA, KOMŞU AL, demişler. Aksi halde, gözün hep arkada kalır. Cemiyetimiz, bugün o noktaya kadar gelmış durumdadır. Kimse hayatından memnun değil, tat alamıyor. Stres, depresyon, ruhi tüm hastalıklar bu halden Neş'et

ediyor. O mutlu sandığımız zenginler, artistler, müzikalciler, eğitimciler hep stres atmanın yollarını arıyor. Arıyor ama, nafile, gittikleri yol ; ÇIKMAZ SOKAK

Tezahürleri görüldüğü üzere, Hz. Peygamber emr-ül maruf ve nehy-i anil münker görevini yapmıyan toplulukların sonunu izah ve ikaz etmişlerdir.

Bu yüzden, İslam kimseye zorlama YAPMIYOR, sadece, büyüklüğünü, güzelliğini onların da tatmasını TEKLİF e

Yanıtla . 0Beğen 10 Mayıs 12:09

Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı parlatın.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Seçim ittifaklarını faydalı görüyor musunuz?