Reklamı Kapat

Hayatın İçinden Pasajlar

KALABALIK: Yalnızlığın nasıl rafine hali varsa kalabalığın da her insanda farklı farklı duruşu vardır. Kimi zaman insanın daralan ruhu etrafındaki üç beş kişiyi bile fazla görüp kendine insansız bir hava sahası bulmak ister. Yalnızlık duygusunu kışkırtan şey insanın üzerine doğru yürüyen kalabalığın yoğunluğudur. Yalnızlık bir başınalıktır. Bir başına kalan insanın önünden kalabalık çekildiği için her şeyi daha bir net görür. Sayısal üstünlüğün kontrol edilemez hale gelmesinden neşet eden insan öbekleridir kalabalıklar. Belli bir sayıdan sonra okunaksız bir kütle haline gelirler. Tanınmalarını sağlayacak çehrelerini yitirmişlerdir. Metropol insanı kalabalıklara saklanır, yığınların gücü ile hareket kabiliyetine kavuşur. Bu bir tür sürüklenmedir. İnsan, eşya kalabalığı olur da sözcük, durum ve de duygu kalabalığı olmaz mı? Meşguliyet dediğimiz şey bu yığılmanın zihnimize ve de eylemlerimize yansımış şeklidir.

DÜĞÜN: Uygurca “düğüm” kelimesinden geliyor. İki insanın belli bir akitle birbirine düğümlenmesi demek olmalı. Düğme bu rabıtayı kurmaya yarıyor. Yeniden kendi şahsiyetlerine geri dönebilmeleri için düğmeler ihdas edilmiş. Yoksa herkes kendi düğümünü kendisi atmak zorunda kalacaktı. Çok haz etmem düğünlerden. Sevincin organize olduğu yapay gülüşlerin arz-ı endam ettiği yerler olduğu için bu iki insana ait sevinç seremonisinin arasından çekilmek isterim. İki insanın karı koca olma merasimine kalabalıkların eşlik etmesi aleniyeti sergileme maksadı taşır. Şimdiki düğünlerin sahici coşku, mutluluk ve sevinç paylaşımı törenleri olmaktan çıktığını bilmem söylemeye gerek var mı? Takı merasimi ile vazife tamamlanmış olur genelde. Düğünün yapıldığı mekânı hısım akraba, dost ve arkadaşlarla doldurabiliriz, lakin düğün zamanını nasıl ve ne şekilde dolduracağımız her zaman soru olmaktan çıkıp soruna dönüşüverir. Düğüne ait olmayan unsurlarla doldurmaya kalkarız çaresiz.

DAMAT: Farsça bir sözcük olup güvey anlamına gelmektedir. Erkeğin de kadının da kendilerini birbirine beğendirme refleksi vardır. Bu fıtri ve de hilkate yönelik bir şeydir. Burada aklıma yıllar önce yazdığım bir dize geliyor: “Niye geldik dünyaya, damatlık beğenmeye”. Damat kelimesi Osmanlı hanedanında bir kıdeme işaret etmektedir ki hanedandan bir kızla evlenen erkeklere verilen bir unvandır. Aynı zamanda birilerinin bacanağı veya eniştesidir damat. Eve sonradan geldiği için ehlileştirilmeye çalışılır. Takım elbise ile özdeşleşmiştir. Takım elbise uyum ve ahengi temsil eder. Alyansını en görünür parmağına takarak ya da alyanslı parmağını görünür kılarak evlilik akdini saat başı teyit eden kişidir damat.

ÇİĞ VE MAHREM

Mehmet Fidancı en son 2018 yılında çıkan “Irmak Tersine Tersine” isimli anı kitabından sonra bu kez yeni bir şiir kitabıyla okuyucularını selamladı. Fidancı’nın “Biilaç” isimli şiir kitabı 2013 yılında çıkmıştı. Altı yılın anısı bir tarafa, bu yaşanmışlığın şiire dönük tarafı kim bilir hangi bentleri yıkıp hangi bekleyişlerin muştusu olmuştur? Belli ki şairimiz Edip Cansever’in “Gördüm ben bu hayat boyu iniltiyi” dediği noktadan yaklaşıyor şiire. “İniltiyi işitmek” değil, “iniltiyi görmek”ten bahsediyor Cansever. Sesin yani acının gövdesine sımsıkı sarılmak olmalı bu. Değil mi ki “acı kendini inler ‘Allah’ sesiyle”. “Oluş Demiri” şiirinde soyut-somut kaynaşması Fidancı’nın acıyı nasıl anıtlaştırdığını gösteriyor. Oluşu demirleştirir gibi iniltiyi acıdan bir gövdeye dönüştürüyor. Acıyı yanı başında hissetmek, kanayan haritaların yarasını sarmak çok derin bir dokunuşla mümkün olsa gerek. Bu dokunuşu Mehmet Fidancı’nın kaleminde bulmak mümkün: “Bu kılınç böyle oldu / kendi acısına ermek ve kesmek için”. Sadece acı ve ağrı değil kaderin sorumluluğunda bir sürü incinme de var şairin hayatında: “beni annem düzeltti de / yazgı incitti bin kere”. “Çiğ ve Mahrem” kitabında hâkim olan hava gam ve hüzün. Bu dışarıdan içeriye veya kimi zaman içeriden dışarıya doğru kavisler çizerek yayılıyor: “Nereye gitsem zamanlar üzgün / mekânlar kırgın / nereye gitsem güz ve gam / gölgem benden kederli.”

Sevgili okur, bu şiirler uzlet için bir yer bulamayıp da kendi içine çekilen insana sığınak vazifesi görebilecek derinlikte. Elinizi vicdanınıza koyarcasına kitabın sayfalarında gezdirirsiniz. Tam da böyle. Ben okudum, diyecek çok şeyim oldu. Siz de okuyun ve sizin de kendinize diyecek şeyiniz olsun. Sahurda okuduğum bu şiirleri bir de oruçlu vakitlerimde okuyacağım. Bakalım o zaman neler söyleyecek. (Çiğ Ve Mahrem-Mehmet S. Fidancı-Çolpan Yayınları)

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hüseyin Akın - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


İstanbul Markaları

Milli Gazete, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Meclis lokantasında yemek ücretlerinin artırılmasını doğru buluyor musunuz?