Reklamı Kapat

Hiçlikten Çokluğa

Dünya denen yer, meşgalesi o kadar fazla olan bir yer ki. Hem çok yoğun hem çok boş. Bu meşgale içinde her birimiz, yaşımız, statümüz, cinsiyetimiz ne olursa olsun savrulup gidiyoruz. Hepimiz vakitsizlikten, işlerin yetişmemesinden, zamanın bereketsizliğinden yakınıp duruyoruz. Hepimiz koşuyor, yoruluyor ama varmak istediğimiz yere maalesef varamıyoruz. Çünkü dünya asla ulaşılmaz bir hedef olarak önümüzde koşarken biz de mütemadiyen onu yakalamaya çalışan dünyalıklar olarak debelenip duruyor, boşa kürek çekiyoruz.

Belki belli makamlara geliyoruz bu koşturmalarımız sonunda. Belki belli dünyalıkları elde ediyoruz. Çabalarımıza bağlı olarak işler yolunda gidiyor belki bazılarımız için. Dünyamızı imar edebiliyoruz belki. Gece gündüz didinmelerimiz sonuç veriyor. Ve belki de bir şeyleri edinip bir yere gelebiliyoruz dünya denen bu mekânda. Fakat her ne kazanırsak kazanalım, her nereye gelirsek gelelim, yan yana dizili milyonlarca sıfırın bir anlam ve değer ifade etmediği gibi anlamsız kalıyor, elimizdekilerin lezzetine varamıyor, edindiklerimizle mutlu ve tatmin olamıyoruz. Koyduğumuz hedeflerin ne kadarına ulaşırsak ulaşalım gönül dinginliği ve mutmainliğine ulaşamıyoruz. Ulaşılması hayal olan yerlere varmış ve ayaklarımızla Kaf Dağı’na da değmiş olsak derinden bir "Oh!" çekemiyor, huzuru yakalamıyoruz.

Oysa tüm o sıfırların önüne konacak tek 1'e ihtiyacımız olduğunu biliyoruz. Zihnimizin bir yerlerinde unutulup gitmiş olsa da kalbimize dolan ölümlü kazanımlarla üzeri kapansa da dünyada sahip olduğumuz veya olacağımız her şeyin bizim için "hiç" olduğu fakat önüne konacak tek 1 ile "çok" olacağını biliyoruz. Biliyor fakat unutuyoruz. Öylesine koşturuyor ve "Ben nereye gidiyorum?" diye durup bir an bile düşünmüyoruz ki verdiğimiz tavizleri görebilelim. Çağın sesleriyle kulaklarımızı öylesine dolduruyoruz ki kendi iç sesimizi duyabilelim. Dünyalık çıkarlarımıza, kazanacağımız makamlara veya geçimimizi sağlamaya öyle kilitleniyoruz ki ihmal ettiğimiz ve ahiretimize sebep olacak önemdeki değerleri görebilelim. Araçlarla o kadar meşgulüz ve araçlara öylesine bağlanmışız ki tüm araçların hangi amaca hizmet ettiğini kavrayamıyoruz.

Neydi amaç? Dünya mıydı? Dünyalık değerler miydi? Devlet memuru olmak mıydı? Üniversite okumak mıydı? Banka hesabına yatacak düzenli maaş için gün saymak mıydı? Evlenip yuva kurmak mıydı? Anne olmak, zürriyetiyle övünecek baba olmak mıydı? Her şeyimizi sigorta ettirdiğimiz güvenli bir hayat mıydı? İşten eve evden işe, evden okula okuldan eve monoton bir hayatı yaşamak mıydı? Günlerde dedikodu yapmak, nargile kafelerde zaman öldürmek miydi amaç? Çalışıp kazanmak, kazandığını yemek, uyumak uyanmak ve yine çalışmak, yine yemek, yine uyumak mıydı? Etliye sütlüye bulaşmadan, suya sabuna dokunmadan yaşamak mıydı amaç?

Sahi neydi amaç? Deli gibi peşinden koşup durduğumuz bu dünyaya ne için gönderilmiştik? İş, eş, statü, mal, mülk, makam, aile, arkadaş, ev, araba, teknoloji… Hepsi araç idiyse amaç neydi ki biz unuttuk? Amaç neydi ki biz son model hayatlarımızın arasında harcadık onu? Tüm bu araçlar hangi amaçla veriliyordu ki biz aslını kaçırdık? Kimdik biz? Neciydik? Ne için buradaydık? Ne kadar kalacaktık? Kaldığımız sürede ne yapacaktık? Nasıl yapacaktık? Sonra nereye gidecek ve giderken yanımızda ne götürecektik?

Evet, biz insandık. Yeryüzünde Allah'ın halifesi olarak görevlendirilen ve göz açıp kapayana kadar kalacağımız dünya denen bu yerden faydalandırılan insan. Biz nerede ve hangi mevkide olursak olalım Allah'ın adını yayma görevi verilmiş olanlardık. Allah için çalışma, Allah için koşturma, Allah için didinmelerimiz sonucunda elde edeceğimiz tüm kazanımları yine Allah için, O'nun dini için, O'nun hâkimiyetini dünyada sağlamak için kullanacak olanlardık. Elde ettiğimiz tüm dünyalıkların; sosyal konum veya mal mülkün, aile ve çocuklarımızın, işimiz ve aşımızın, evlerimiz, arabalarımız ve maaşlarımızın, sahibi olduğumuz her şeyin yalnızca bizi amaca ulaştıracak araç olduğunu, ne kadar zengin, ne derece unvan sahibi olursak olalım hepsinin "sıfır" olduğunu, sadece başına amacımızı yani Allah'a hizmeti yani Rahman'ın rızasını koyduğumuz zaman "bir" ekleneceğini ve değerleneceğini işte o zaman araçların bizi amaca ve ahirete taşıyacağını sıklıkla unutan ve sık sık hatırlamaya ihtiyacı olan insan...

O halde bu mübarek günleri fırsat bilelim. Gelin hep birlikte amacımızı hatırlayalım. Gelin halifelik emanetini yüklendiğimiz zaman verdiğimiz sözü yineleyelim. Unutmak insana özgüdür fakat hatırlamak ve hatırlatmak da insanın vazifesidir. Amaç ettiğimiz araçlarımıza durmaları gerektiği yeri gösterelim. Tüm araçlarımızın önüne amacımızı ustaca yerleştirelim. Sıfırlarımız değerlensin, niyetimiz tazelensin ve kalbimiz edindiği büyük-küçük her bir şeyle mutmain olma derecesine erişsin.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Meryem Nida - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


İstanbul Markaları

Milli Gazete, İstanbul ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Meclis lokantasında yemek ücretlerinin artırılmasını doğru buluyor musunuz?