Reklamı Kapat

Demiri kızdırmamak

Siyasi tarihimize son birkaç yılda çok enteresan iki tabir daha eklendi. İlki AKP içindeki bir iç sıkıntının tezahürü olarak kullanılan “metal yorgunluğu” ifadesiydi. İkincisi ise AKP’nin kullandığı sivri ve kışkırtıcı siyasi dilin toplumu getirdiği tehlikeli gerginliğin bitirilmesi amaçlı “kızgın demiri soğutmak” ifadesi oldu.

“Metal yorgunluğu” ifadesi, AKP’nin güç ve iktidar olgusunu hazmedemeyerek giderek yozlaşması ve tek başına iktidar olduğu ve elini tutan hiçbir şey olmadığı halde “yönetememe” illetine tutulmasının bir dışavurumuydu. Bir bakıma güç zehirlenmesi neticesinde vuku bulan sıkıntıları teyit eden, ancak teşhisi yanlış bir şekilde “metal yorgunluğu” olarak koyan bir durumdu bu. AKP içindeki sıkıntı, iktidarın mutlaklaşmasıyla birlikte kurumsal kimliğin yerini “kişisel iktidarın” alması ve bu andan itibaren de artık her şeyin “tek bir kişiye” indirgenmesiydi.

Bunu görmediler veya göremediler ve yaşadıkları sıkıntıyı “metal yorgunluğu” şeklinde formüle edip, seçilmiş başkanları görevden almak gibi tam da içinde bulundukları sıkıntıya uygun bir tavra yöneldiler. Teşhisi yanlış yaptıkları gibi tedavide de yanıldılar.

Bundan 4-5 sene öncesine kadar, iktidar partisi, kullandığı siyasi dilin şiddeti ve provokatif dozajını artırdıkça, o denli kitleleri kutuplaştırıyor ve bunun neticesinde de kendi kitlesini konsolide etmeyi başarabiliyordu. Ancak bunun da sınırına gelindi ve artık bunun da ekmeğini yiyemez hale geldiler.

Hele ki, Cumhurbaşkanlığı sistemiyle birlikte yüzde 50+1 olmazsa olmaz hale geldikten sonra, iktidar ve muhalefet üç aşağı beş yukarı yüzde 50-50 gibi bir dengeye oturdu. Siyasi dilin ve tavrın sertleşmesi ve irrite edici olması da oy olarak dönüş sağlamıyor. Çok daha kötüsü, toplumdaki ayrışmayı ve düşmanlığı fazlasıyla körükler hale geliyor. İnsanları galeyana getiriyor, insanları kışkırtıyor ve başkasına karşı hınç ve düşmanlıkla dolan kitleler meydana getiriyor.

31 mart yerel seçimleri öncesi, bu anlamda Türk siyasi tarihinin en karanlık seçim dönemi olarak anılabilir. İktidar partisi ve küçük ortağının dozajı her geçen gün artan sorumsuz ve seviyesiz siyaset dili, hiçbir onuru ve utanması olmayan iktidar medyasının propaganda desteği ve bombardımanıyla birleşti ve her türlü yalanın, iftiranın ve hakaretin havalarda uçuştuğu rezil bir atmosfer oluştu. Hükümetin başı ve birçok bakanı da ısrarla bu gayri ahlaki tutumu sürdürdü, miting meydanlarında, TV ekranlarında, gazete manşetlerinde bu kışkırtıcı dili kullandıkça kullandılar.

Bir toplumdaki en büyük marazın cehalet olduğunu, bu vesileyle bir kez daha gördük. Hiçbir bilgisi, hiçbir fikri olmayan, önüne konan her şeyi gerçekmiş gibi hiçbir sorulamaya ve soruya tabi tutmadan “yutan” kitleler, bu seviyesiz siyasi dilin kışkırtıcı etkisine kapıldılar. Yetmedi, onuru ve utanması kalmamış medyanın her türlü yalanını da gerçekmiş gibi bellediler, bunun üzerine kanaatler inşa ettiler.

Seçim dönemi boyunca “bunlar” hitabına maruz kalan muhalefetteki partiler, bir gün “illet”, bir gün “zillet” hakaretine maruz kaldı. Yetmedi, bir noktadan sonra alenen “terör destekçisi” olmakla suçlanabildi! Yani, bu ülkenin yarısı, terörle ilişkilendirilebildi bir uyduruk yerel seçim uğruna!

Bu seviyesiz ve sorumsuz siyasi dilin ilk neticesi olarak, seçim günü Malatya Pütürge’de Saadet Partili bir baba-oğul katledildi! Kışkırtılmış, galeyana getirilmiş, kafasının içi saçma sapan argümanlarla doldurulmuş, adeta “zombiye” dönüştürülmüş cahil kitleler, son olarak da bir şehit cenazesini rezil etti! Cenazeye iştirak eden bir siyasi parti lideri linç edilmeye, sığındığı ev yakılmaya çalışıldı. Elbette ki, bu saldırının perde arkasını bilmek gerekir. Bu saldırı, 3-5 partilinin kışkırtıcı siyasi dilden etkilenip de galeyana gelerek yaptığı bir eylemden çok daha ötesi de olabilir. Özellikle de “Türkiye İttifakı” açıklamasının ertesinde olması, bu noktada bir soru işaretidir.

Ardındaki neden ne olursa olsun, bu olay “kızgın demiri soğutalım” önermesinin doğru olduğunu gösterir. Ancak, bu demiri kimin kızdırdığı ve bu olayı kınarken bile hala içinde “ama “geçen cümleleri görünce, “kızgın demiri soğutmak” konusundaki samimiyet soru işaretlerine neden olmaktadır.

Mesele, demirin ısınacağını bilerek, bu denli kızdırmamaktır, ki buna da feraset denir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Burak Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı parlatın.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Seçim ittifaklarını faydalı görüyor musunuz?