Reklamı Kapat

Onbir ayın sultanı olan şehrullah

Bir kez daha kavuşma bahtiyarlığına erdiğimiz Ramazan-ı Şerif, senenin uzun günleri içerisinde şuurlu Müslümanların rüyalarını süsleyen, gelmesini özlemle arzuladığı, diğer aylarla kıyaslanmayacak kadar büyük fazilet ve ikramlarla dolu bir aydır. Bu ayın gelişi ile birlikte İslam’ın ruhunun Müslümanların yüzlerinde parladığını, camilerin dolduğunu, hayır ve hasenat işlerinin arttığını, Yüce Allah’ın Müslümanlardan hayır namına yapılmasını istediği şeylerin çoklarının bu ayda bir arada icra edildiğini görürüz. 

“Bu ay, evveli rahmet, ortası mağfiret, sonu cehennemden kurtuluş olan bir aydır. Kim (bu ayda) emri altındakilerin yükünü hafifletirse Allah onu bağışlar ve cehennemden âzâd eder.”

Müslüman ancak Allah Teâlâ’nın rızasını kazanarak kurtuluşa erer. Allah Teâlâ’nın rızasını kazanmak ise ancak hayır yollarının tümünü kullanarak yüce Allah’a vasıl olmaya çalışmakla mümkün olur. İşte bu mübarek ay bütün hayır yollarının kesişme noktasıdır. Bunun için Ramazan-ı Şerif’in her anı ibadet ve taatla dopdolu doldurulmalı, başka zamanlardaki gaflet ve uyuşukluklarımızdan sıyrılmalı, uyanık ve çok hırslı olmalıyız.

Selman-ı Farisi (r.a.) diyor ki, Şa’bân ayının son günü Resûlullah (s.a.v.)  bize bir hutbe irâd etti ve şöyle buyurdu: “Ey Müslümanlar! Büyük ve mübarek bir ayın gölgesi üzerinize düştü. Bu, içinde bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesi’nin bulunduğu bir aydır. Bu ay, Allah Teâlâ’nın, gündüzlerinde orucu farz; gecelerinde teravih namazını nafile olarak meşru’ kıldığı (mübarek) bir aydır.”

Bu ayda kim bir hayır işlerse başka zamanlarda bir farzı yerine getiren kimse gibi sevap kazanır. Bir farzı eda eden de, başka aylarda yetmiş farzı yerine getiren gibi sevap kazanır.

Taat ve tekarrüb dediğimizde de bundan sadece namaz, oruç ve benzeri ibadetler de anlaşılmamalıdır. Evet, bu ibadetler yapılmadan dindarlık olmaz ama bunlarla beraber evlerde iftar sofralarının hazırlanması, insanların iftara çağrılması, sahura kaldırması, yaşlı anne-babaya hizmet edilmesi, yoksul ve muhtaçların ihtiyaçlarının giderilmesi, insanlara hüsnü muamele ve yumuşaklıkla muamele edilmesi hepsi birer taat ve kişiyi Allah Teâlâ’ya yaklaştıran salih birer ameldir. Resûlullah (s.a.v) Efendimiz bu manada şöyle buyuruyor:   

“Kim bir oruçluyu doyuracak olursa, Allah Teâlâ onu benim havuzumdan su içirecek o da cennete girinceye kadar bir daha susuzluk çekmeyecektir.”

Tabii bunu iftar sofralarını israf sofralarına çevirmeden yapmak lazımdır. Bir gösteriş ve israf geçidi şeklini alan ve adeta bir gösteriye dönüşen iftar ve davet sofraları çok yönlü olarak bünyemize zarar vermekte ve misafirlikleri de öldürmektedir. Hâlbuki Allah Resulü bu konuda şöyle buyurmuştur:

“Allah Teâlâ bu sevabı bir oruçluyu bir hurma veya bir yudum su ya da bir içim süt ile iftar ettirene de verir.” Yani maksat rıza-i ilahidir, ne ikram ettiğin önemli değil. Tabii her aile kendi zenginlik durumuna göre misafirine ikramda bulunmalıdır. Ama bu bir çeşit yarış halini almamalı ve zenginlerimiz de fakirlerimizin sofrasına oturup yalnız bir tas çorba ile iftar açmayı küçümsememelidirler. Hayat doğal akışı içerisinde cereyan etmelidir. 

Bu ayda en çok yapmamız gereken ibadetlerden birisi de duadır. Dua başlı başına bir ibadet ve Yüce Allah karşısında güçsüzlüğümüzün ve hiçliğimizin itirafı, O’na olan muhtaçlığımızın perçinlenmesidir. Kul, kendini müstağni gördükçe, kendisini kendine yeterli saydıkça ilahi rahmetten uzaklaşır. Acziyetini itiraf ettikçe de ilahi rahmete nail olur.  Bu mübarek ay vesilesiyle Cenab-ı Hakk’a çokça yalvaralım. Zira bütün işler O’nun katındandır.

Bu konuda Allah Resulü şöyle buyuruyor:

“Bu ayda dört şeyi çok yapınız. Bunların ikisi ile Rabbinizi hoşnut edersiniz; ikisinden de zaten uzak kalamazsınız. Rabbinizi hoşnut edecek iki işiniz; ‘lâ ilâhe illallah’ diyerek Allah’ın birliğine şehâdet etmeniz ve bağışlanma dilemenizdir. Uzak kalamayacağınız öteki iki şeye gelince, onlar da Allah’tan cenneti isteyip cehennemden kurtulmayı dilemenizdir.”

 İslami hassasiyetlerimizin her geçen gün daha fazla zayıfladığı günümüzde bu Ramazan-ı Şerif’i yeniden aslımıza, özümüze dönüş için bir vesile kılalım ve sanki son Ramazan’ı yaşıyormuş gibi ihlâs ve samimiyetle Rabbimize yönelelim.

Sahabenin büyüklerinden Enes b.Mâlik (r.a.), tâbiîn devrinde bir gurup Müslüman’a şu uyarı yapıyor: “Siz kıl kadar bile önemsemediğiniz birtakım işler yapıyorsunuz ki, biz onları, Resûlullah (s.a.v.) zamanında helâk edici büyük günahlardan sayardık.”

Daha sahabe neslinin insanların arasında dolaştığı bu dönemde sahabe devrine kıyasla bir takım bozulmaların ve dini hassasiyetlerde gevşemelerin olduğunu gösteren bu uyarı günümüzde çok daha fazla anlam kazanmaktadır.

Rabbimden bu mübarek ayın bütün müjdelerine kavuşmayı, Kadir Gecesi’ni ihya edebilmeyi cümlemize nasip etmesini diliyor, Ramazan-ı Şerif’in uyanış ve kıyamımıza vesile olmasını ve bütün mazlum coğrafyalar için huzur ve saadet getirmesini niyaz ediyorum.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Kasadar - Mesaj Gönder



Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı parlatın.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Seçim ittifaklarını faydalı görüyor musunuz?