Reklamı Kapat

Şehir, Zaman, Şehr-i Ramazan  

İnsanı, kâmil kılan en önemli meziyetlerinden biri de temyizdir. Temyiz ile insan; iyi-kötü, güzel-çirkin, faydalı-zararlı gibi kutuplar arasında tercihte bulunarak kendini diğer canlılardan ayırır. Ancak bu kavrayış ahlak bakımından ele alındığında başlı başına yatay bir düzlemde gerçekleşmez. İmtihan içinde imtihan vardır. Bazen iyiler arasında bazen de kötüler arasında tercihte bulunduğumuz gibi bazen iyi ve güzel arasında bazen de doğru ve faydalı arasında dikey git-gel yaşarız.

Yatay düzlemde gerçekleşen temyizin dikey düzlemde gerçekleşene karşı belirleyici farklılıkları vardır. Çünkü mesele dikey duruma geldiğinde yani iyi ile güzel arasında bir tercihte bulunmak gerektiğinde iki boyuttan üç boyuta geçiş sağlanmış olur. Böylelikle artık yeni bir bilinç düzeyi, bir hikmet anlayışı belirmeye başlayarak imtihandaki derinlik kendini hissettirmeye başlar.

Temyizin içinde barındırdığı bu dikotimi (ikilik) insanın en temel eğilimlerinden biri olduğu kadar aslında en köklü zaaflarını da yansıtmaktadır. Mesela, insanın iyi ve güzel arasındaki tercihinde güzeli kötü gibi görmesi ya da faydalı ile doğru arasındaki tercihinde doğruyu yanlış gibi görmesi bir algı sapmasıdır. Daha açık yüreklilikle söylersek kendini kandırmasıdır. Bu şekilde gerçekleşen temyizde insanın her şart altında yüzleşmek zorunda olduğu vicdan devre dışı tutulmuş olur. Kalp mutmainlikten hazza evrilir. Akıl ise doğal olarak aklıselimden uzaklaşır.

Üstat Turgut Cansever “Ev ve Şehir” adlı kitabında insanın şehir ile olan imtihanında dikey temyiz özelliğinden açıkça bahseder. Eleştirisinin tamamı yazımızın gidişatı bakımından ağır kaçacağını düşündüğümden ancak bir kısmına yer verebileceğim. Devamı size kalmış!

“Gökdelenleri inşa edenler bir nefsaniyet tavrını ortaya koymuş oluyorlar. ‘Öyle bir şey yapayım ki yaptığım karşısında herkes eziklik duysun’ diyorlar. Yaptıkları şeyin büyüklüğünden, kendilerini kurtaracak bir gücün oluşacağını zannediyorlar. Minareyi yüksek yapanların tavrı, gökdeleni yapan tavrın tamamen aynısı aslında.

Yani Kur’an kursunu çirkin yapan ve onun çirkin olmasından hiç rahatsızlık duymayan, bu çirkin de olsa hayır işlediğini düşünenle gökdeleni yapanın tavrının hiç farkı yok. Yanılgı, her ikisinin de nefsanî tavırla davranmalarından kaynaklanıyor. Mesela, Kur’an kursunu yaptıran da, ‘Ben, Kur’an kursunu yaptırayım, orada yetişenler bana dua etsinler ama dünya çirkinleşirse çirkinleşsin’ tavrını takınıyor. Şimdi, ‘Dünya nasıl olur da güzel olur?’ sorusunu sormadan, bu konuda kendisini eğitmeden bu kararı veren kişi dünyayı çirkinleştirmeyi umursamayan kişi oluyor…”

***

Bugün, Ramazan ayının 1. gününü idrak ederken dikey temyiz anlayışına, Ramazan’ın biraz derinliklerine vurgu yapmanın isabetli olacağı kanaatindeyim. Özellikle oruç tutmanın ve Ramazan’a mahsus ibadetlerin faydası anlatadurulurken cemalden bakmanın, güzel görmenin imkânını, iklimini hissetmek gerekir.  Dolayısıyla bir taraftan kendimizi ve çevremizi güzelleştirme kaygısı güderken diğer taraftan Ramazan vesilesi ile şehrimizi ve dünyayı güzelleştirmenin fırsatı kollanmalıdır.

Ramazan, kelimesinin kökeni güneşin fazlaca kızışması, aşırı sıcaktan kavrulma anlam özünden “er-ramadu” mastarına dayanır. Doğruluk değeri bakımından bu tanım, ay takvimi hesabına göre coğrafi bir nitelik taşır. Araplar eskiden “Natık” olarak isimlendirdikleri bu aya hava şartlarının aşırı sıcak bir döneme gelmesinden dolayı “Ramazan” demişlerdir.

Hikmet köken bakımında ise “yanma, kavrulma, kuruma”, faydacı ekolün günahlardan arınma gibi tanımlamalarından öte “aşkı” sembolize eder. Aşk ise cemalin ulaştığı en ulvi noktadır. Düşünceden ziyade âli bir haldir.

Aşk ile beliren Ramazan temasında kişinin kendini terbiye etmek adına etrafını, dünyayı çirkinleştirmesine asla müsaade edilmez. Sevap kazanacağım diye, bir gönlün incitilmesine asla rıza gösterilmez. Aşk makamı, naz makamıdır. Onun için Ramazan, nazlı bir aydır. Alaka, temaşa, iltifat sürekli üzerinde olsun ister. Başka bir meşgaleye, aşktan gayrısına geçit vermez. Afakı da, enfüsü de birleyerek tevhide sımsıkı bağlar.

Aşk, güzeli güzelde görmektir. Dolayısıysa Ramazan, insana ömrü boyunca tutunacağı bir anlayış armağan eder. Ahlaktan daha güzel bir sıhhat mi var ki. Ramazan insana bir ahlak nizamı lütfeder.  Aynı “can veren pervaneler” gibi. Yaktıkça iştiyak artar, iştiyak arttıkça yaklaşma artar. Böylelikle Ramazan’ın iştiyakı de dikey temyizde cemale yaklaştıkça artar, arttıkça da yaktırır. Ramazan’a başladık dedik ama başlarken dahi özlettirir kendini.

Yanmaya adanmışlar için “Güzel Ramazanlar” diyelim…

***

Uşşâk be-yek dem do-cihân der-bâzend

Sad-sâlebekâ be-yek zemân der-bâzend

Ber-bûydemî, hezâr menzil bedovend

Vez-behr-i dili, hezârcân der-bâzend

---

Âşıklar bir nefeste iki dünyayı da gözden çıkarır.

Yüzyıllık hayatı bir âna kurban ederler.

Bir anlık kavuşma ümidiyle bin konaklık yol gider,

Bir gönül almak içinse bin can feda ederler.

(Hz. Mevlana)

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yusuf Yalanız - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı parlatın.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Seçim ittifaklarını faydalı görüyor musunuz?